11 Eylül 2001 sabahı başlayan saldırılar, yalnızca New York ve Washington’da büyük bir yıkıma yol açmadı. ABD’nin dış politikasını, uluslararası güvenlik anlayışını, hava yolu taşımacılığını, istihbarat faaliyetlerini ve kişisel özgürlüklere ilişkin tartışmaları da kökten değiştirdi. Afganistan ve Irak’ta başlayan savaşların sonuçları, aradan çeyrek asır geçmesine rağmen milyonlarca insanın hayatını etkilemeye devam ediyor.
Saldırının 25’inci yılında New York’taki Dünya Ticaret Merkezi Anıtı, Pentagon ve Pensilvanya’daki Flight 93 Ulusal Anıtı’nda hayatını kaybedenler anıldı. 11 Eylül 2001’de ölenlerin yakınları, kurtarma ekipleri ve saldırılardan sağ kurtulanlar için yıl dönümü yalnızca geçmişte yaşanmış bir felaketin hatırlanması anlamına gelmiyor. Enkaz bölgesindeki zehirli maddelere maruz kalan binlerce kişi, yıllar sonra ortaya çıkan fiziksel ve psikolojik hastalıklarla mücadele ediyor.
11 Eylül saldırıları nasıl gerçekleşti?
11 Eylül sabahı Boston, Washington ve Newark’tan Kaliforniya’ya gitmek üzere havalanan dört yolcu uçağı, kısa süre içinde hava korsanları tarafından ele geçirildi. Uçakların uzun mesafeli seferler için yüksek miktarda yakıt taşıması, saldırının yol açtığı yangın ve yıkımın büyümesinde etkili oldu.
American Airlines’ın 11 sefer sayılı uçuşu, yerel saatle 08.46’da Dünya Ticaret Merkezi’nin Kuzey Kulesi’ne çarptı. İlk görüntüler ortaya çıktığında olayın bir kaza olabileceği düşünüldü. Ancak United Airlines’ın 175 sefer sayılı uçağı saat 09.03’te Güney Kulesi’ne çarptığında ABD’nin koordineli bir saldırıyla karşı karşıya olduğu anlaşıldı.
American Airlines’ın 77 sefer sayılı uçağı saat 09.37’de Virginia’daki Pentagon’un batı cephesini hedef aldı. Binada ve uçakta bulunanlarla birlikte Pentagon saldırısında 184 kişi yaşamını yitirdi.
Kaçırılan dördüncü uçak United Airlines’ın 93 sefer sayılı uçuşuydu. Uçaktaki yolcular, telefon görüşmeleri aracılığıyla New York ve Washington’daki saldırıları öğrendi. Bunun üzerine kokpiti geri almak için hava korsanlarına müdahale ettiler. Uçak saat 10.03’te Pensilvanya’daki boş bir araziye düştü. Uçakta bulunan 40 yolcu ve mürettebatın tamamı hayatını kaybetti.
11 Eylül Komisyonu, hava korsanlarının dördüncü uçakla Washington’daki ABD Kongre Binası’nı hedeflemiş olmasının kuvvetle muhtemel olduğunu değerlendirdi. Beyaz Saray da olası hedefler arasında gösterildi ancak uçağın kesin hedefi hiçbir zaman tartışmasız biçimde belirlenemedi. Bu nedenle “Beyaz Saray’ı vurmak isteyen uçak” ifadesi kesin bilgi olarak kullanılamıyor. 11 Eylül Komisyonu raporu
İkiz Kuleler neden yıkıldı?
Uçakların çarpmasının ardından Dünya Ticaret Merkezi’nin her iki kulesinde de geniş çaplı yangınlar başladı. Çarpmanın taşıyıcı sistemde meydana getirdiği ağır hasar ile yüksek sıcaklığın yapı elemanları üzerindeki etkisi, binaların ayakta kalmasını giderek zorlaştırdı.
İkinci uçak tarafından vurulan Güney Kulesi saat 09.59’da çöktü. İlk saldırının hedefi olan Kuzey Kulesi ise saat 10.28’de yıkıldı. Böylece ilk uçağın binaya çarpması ile ikinci kulenin tamamen çökmesi arasında yalnızca 102 dakika geçti.
Kulelerin yıkılmasıyla Aşağı Manhattan’ın üzerini yoğun bir toz ve duman bulutu kapladı. Çevredeki yapılar ağır hasar gördü, binlerce kişi bölgeden uzaklaşmaya çalıştı. New York itfaiyesi ve polis teşkilatı, tarihinin en büyük personel kayıplarından birini yaşadı. İtfaiyeciler, polisler, sağlık görevlileri ve bina çalışanları, kulelerde mahsur kalanları kurtarmaya çalışırken hayatını kaybetti.
Saldırılarda New York, Pentagon ve Pensilvanya’daki toplam can kaybı 2.977 olarak kayıtlara geçti. Bu sayı, uçakları kaçıran 19 El Kaide mensubunu kapsamıyor. Binlerce kişi de saldırılar sırasında yaralandı. National September 11 Memorial & Museum
George W. Bush saldırıları nasıl öğrendi?
Dönemin ABD Başkanı George W. Bush, saldırılar başladığı sırada Florida’nın Sarasota kentindeki Emma E. Booker İlkokulunu ziyaret ediyordu. Bush, öğrencilerle birlikte sınıfta okuma etkinliğine katılırken ilk uçağın Dünya Ticaret Merkezi’ne çarptığı bilgisi kendisine ulaştırıldı.
İkinci uçağın Güney Kulesi’ne çarpmasının ardından Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Andrew Card, Bush’un yanına eğilerek Amerika’nın saldırı altında olduğunu bildirdi. Bush birkaç dakika daha sınıfta kaldıktan sonra danışmanlarıyla görüşmek üzere odadan ayrıldı.
ABD Başkanı aynı gün yaptığı açıklamalarda saldırılara karşılık verileceğini söyledi. “Teröre karşı küresel savaş” olarak anılacak yeni güvenlik doktrini ise takip eden günlerde şekillendi. ABD Kongresi, saldırılardan bir hafta sonra başkana saldırıları planlayan, gerçekleştiren veya destekleyen kişi ve yapılara karşı askerî güç kullanma yetkisi verdi.
Bush, 20 Eylül 2001’de Kongrede yaptığı konuşmada mücadelenin yalnızca saldırıları düzenleyenlerle sınırlı kalmayacağını ilan etti. Böylece 11 Eylül’e verilecek yanıt, belirli bir faile yönelik operasyonun ötesine geçerek uzun yıllar sürecek küresel bir askerî ve siyasi stratejiye dönüştü.
11 Eylül saldırılarını kim düzenledi?
Saldırıları, Usame bin Ladin liderliğindeki El Kaide terör örgütü düzenledi. Dört uçaktaki toplam 19 hava korsanı, aylar süren hazırlığın ardından eş zamanlı saldırı planını uygulamaya koydu.
ABD’de kurulan 11 Eylül Komisyonu, saldırıların nasıl hazırlandığını, güvenlik ve istihbarat kurumlarının hangi bilgileri elde ettiğini ve planın neden önlenemediğini ayrıntılı biçimde araştırdı. Komisyon, kurumlar arasında bilgi paylaşımının yetersizliği, havaalanı güvenliğindeki açıklar ve eldeki istihbaratın ortak bir değerlendirmeye dönüştürülememesi gibi sorunlara dikkat çekti.
El Kaide’nin merkezi o dönemde Afganistan’daydı. Taliban yönetimi, Usame bin Ladin ve örgüt üyelerine ülkede hareket alanı sağlıyordu. ABD yönetimi saldırıların ardından Taliban’dan El Kaide liderlerini teslim etmesini ve örgütün kamplarını kapatmasını istedi.
Taliban yönetimiyle yürütülen temaslardan sonuç alınamaması üzerine ABD ve İngiltere öncülüğündeki askerî operasyon 7 Ekim 2001’de başladı. Böylece 11 Eylül saldırılarının üzerinden bir ay bile geçmeden Afganistan savaşı başlamış oldu.
Afganistan’da 20 yıl süren savaş neyi değiştirdi?
ABD öncülüğündeki güçler, Kuzey İttifakı’nın da desteğiyle Taliban yönetimini kısa sürede başkent Kabil’den uzaklaştırdı. Ancak Taliban’ın iktidardan düşürülmesi, Afganistan’da kalıcı istikrarın sağlanmasına yetmedi.
Taliban güçleri ilerleyen yıllarda yeniden örgütlendi ve özellikle ülkenin kırsal bölgelerinde etkisini artırdı. ABD ve NATO güçlerinin askerî varlığına, Afgan güvenlik güçlerinin eğitilmesine ve ülkeye aktarılan milyarlarca dolara rağmen çatışmalar sona ermedi.
Saldırıların ardından ABD’nin bir numaralı hedefi haline gelen Usame bin Ladin ise Afganistan operasyonunun ilk döneminde yakalanamadı. Bin Ladin, 2 Mayıs 2011’de Pakistan’ın Abbottabad kentindeki bir yerleşkeye düzenlenen ABD operasyonunda öldürüldü.
El Kaide liderinin öldürülmesi savaşın bitmesini sağlamadı. ABD’nin Afganistan’daki askerî varlığı yaklaşık 20 yıl sürdü. Amerikan birliklerinin çekilme sürecinde Taliban hızla ilerleyerek Ağustos 2021’de Kabil’in kontrolünü yeniden ele geçirdi.
Taliban’ın 20 yıl sonra tekrar iktidara dönmesi, Afganistan müdahalesinin sonuçları konusunda geniş bir tartışma başlattı. ABD’nin temel hedeflerinden biri olan El Kaide’nin hareket alanı önemli ölçüde sınırlandırılmış olsa da Afganistan’da kalıcı, istikrarlı ve demokratik bir düzen kurma hedefi gerçekleşmedi.
Irak’ın 11 Eylül saldırılarıyla bağlantısı var mıydı?
11 Eylül sonrasında ABD yönetiminin ikinci büyük askerî hedefi Irak oldu. Ancak Irak’ın saldırıların planlanması veya gerçekleştirilmesinde rol oynadığına ilişkin kanıt bulunamadı.
Bush yönetimi, Saddam Hüseyin yönetiminin kitle imha silahlarına sahip olduğunu, terör örgütleriyle bağlantı kurduğunu ve uluslararası güvenlik için tehdit oluşturduğunu savundu. 11 Eylül saldırılarının oluşturduğu korku ve güvenlik ortamı, Irak’a yönelik askerî müdahalenin kamuoyuna anlatılmasında belirleyici bir zemin oluşturdu.
ABD ve İngiltere öncülüğündeki koalisyon, Irak’a yönelik işgali 20 Mart 2003’te başlattı. Bağdat, nisan ayında koalisyon güçlerinin kontrolüne girdi ve Saddam Hüseyin yönetimi devrildi. Saddam Hüseyin Aralık 2003’te yakalandı; yargılanmasının ardından 2006’da idam edildi.
İşgal öncesinde öne sürülen kapsamlı kitle imha silahı stokları ise bulunamadı. 11 Eylül Komisyonu da Irak yönetiminin El Kaide ile bazı temasları olduğunu ancak bu temasların ortak bir operasyonel ilişkiye dönüştüğünü veya Irak’ın ABD’ye yönelik saldırılarda El Kaide ile iş birliği yaptığını gösteren kanıt bulunmadığını belirledi.
Bu nedenle Irak işgalini “11 Eylül saldırılarının faillerine karşı yapılan ikinci operasyon” şeklinde tanımlamak tarihsel olarak doğru değil. İşgal, 11 Eylül sonrasında geliştirilen daha geniş Amerikan güvenlik doktrininin parçasıydı ancak Irak’ın 11 Eylül saldırılarındaki rolü kanıtlanmadı.
Irak’ın işgali DAEŞ’in ortaya çıkmasına nasıl etki etti?
Saddam Hüseyin yönetiminin devrilmesinin ardından Irak ordusunun dağıtılması, devlet kurumlarının zayıflaması ve ülkede büyüyen mezhep çatışmaları silahlı gruplar için geniş bir hareket alanı oluşturdu.
El Kaide’nin Irak yapılanması bu dönemde güç kazandı. Örgüt, zaman içinde farklı yapılara dönüştü; Suriye’de 2011’de başlayan iç savaşın yarattığı otorite boşluğundan da yararlanarak Irak ve Suriye’de etkisini genişletti. Daha sonra DAEŞ adını kullanan yapı, 2014’te Musul’u ele geçirdi ve geniş bir bölgede sözde “hilafet” ilan etti.
DAEŞ’in yükselişini yalnızca Irak’ın işgaline bağlamak eksik bir değerlendirme olur. Irak devlet kurumlarının çökmesi, mezhepçi politikalar, El Kaide yapılanmasının dönüşümü, Suriye iç savaşı ve bölgesel güç mücadeleleri bu sürecin farklı parçalarını oluşturdu. Ancak 2003 işgalinin ardından ortaya çıkan siyasi ve güvenlik boşluğunun örgütün gelişmesinde önemli bir zemin hazırladığı konusunda geniş bir görüş birliği bulunuyor.
ABD, 2014’te oluşturulan uluslararası koalisyonla Irak ve Suriye’de DAEŞ’e karşı yeniden askerî operasyonlara başladı. Binlerce hava saldırısı düzenlendi; örgütün kontrol ettiği toprakların büyük bölümü sonraki yıllarda geri alındı. Buna karşın DAEŞ ve bağlantılı gruplar farklı ülkelerde saldırı düzenleme kapasitesini tamamen kaybetmedi.
11 Eylül’den sonra dünyada neler değişti?
Saldırıların en görünür sonuçlarından biri havaalanlarında yaşandı. Yolcu ve bagaj kontrolleri ağırlaştırıldı, kokpit kapıları güçlendirildi ve uçuş güvenliğine ilişkin kurallar yeniden düzenlendi. ABD’de Ulaştırma Güvenliği İdaresi kuruldu; havaalanı güvenliği federal düzeyde yeniden yapılandırıldı.
İstihbarat kurumları arasındaki bilgi paylaşımı artırılırken İç Güvenlik Bakanlığı oluşturuldu. ABD Vatanseverlik Yasası olarak bilinen düzenleme, güvenlik birimlerinin takip ve soruşturma yetkilerini genişletti.
Bu adımların terör saldırılarını önleme kapasitesini artırdığı savunulurken kişisel veriler, özel hayatın gizliliği, kitlesel gözetim ve hukuki denetim konusunda önemli tartışmalar başladı. Guantanamo’daki süresiz tutukluluk uygulamaları, CIA’in gizli gözaltı merkezleri ve işkence olarak değerlendirilen sorgulama yöntemleri, ABD’nin insan hakları politikalarına yönelik ağır eleştirilere neden oldu.
11 Eylül sonrasında Müslümanlara, Araplara ve Güney Asya kökenli topluluklara karşı ayrımcılık ve nefret suçları da arttı. Böylece saldırıların toplumsal etkisi, yalnızca güvenlik politikaları ve savaşlarla sınırlı kalmadı.
11 Eylül’ün gerçek can kaybı neden hâlâ artıyor?
Saldırı günü hayatını kaybeden 2.977 kişi, 11 Eylül’ün doğrudan bilançosunu oluşturuyor. Ancak enkaz kaldırma çalışmalarına katılan görevliler, bölge sakinleri, çalışanlar ve öğrenciler arasında yıllar sonra ciddi sağlık sorunları ortaya çıktı.
Dünya Ticaret Merkezi’nin çökmesiyle havaya yayılan toz ve zehirli maddelere maruz kalan kişilerde solunum yolu hastalıkları, bazı kanser türleri ve ruh sağlığı sorunları tespit edildi. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri bünyesindeki Dünya Ticaret Merkezi Sağlık Programı, saldırılardan etkilenen yaklaşık 150 bin kişiye izleme ve tedavi hizmeti veriyor.
CDC’nin saldırıların 25’inci yılı dolayısıyla yayımladığı değerlendirmeye göre felaket bağlantılı sağlık etkileri uzun süreli, değişken ve birden fazla organı etkileyebilen bir yapıya sahip. Saldırı bölgesinde bulunan kişilerde bazı kronik hastalıkların ve yaşam kalitesi sorunlarının genel nüfusa göre daha yaygın olduğu belirtiliyor. CDC’nin 25’inci yıl değerlendirmesi
Bu tablo, 11 Eylül’ün sağlık üzerindeki etkilerinin saldırının yaşandığı günle sınırlı olmadığını gösteriyor. Kurtarma ve enkaz çalışmalarına katılan kişiler arasında yıllar içinde yaşanan ölümler de saldırının devam eden insani bilançosunun parçası olarak değerlendiriliyor.
Teröre karşı savaşın bedeli ne oldu?
Afganistan ve Irak savaşlarının ardından ABD’nin terörle mücadele operasyonları Pakistan, Suriye, Yemen, Somali ve başka coğrafyalara yayıldı. Savaşların doğrudan ve dolaylı can kayıpları konusunda farklı hesaplamalar bulunuyor.
Brown Üniversitesi bünyesindeki Costs of War araştırmasına göre Irak, Afganistan, Suriye, Yemen ve Pakistan’daki 11 Eylül sonrası savaşlarda 2001-2023 döneminde doğrudan şiddet nedeniyle 940 binden fazla insan hayatını kaybetti. Araştırmada bu kişilerin 432 binden fazlasının sivil olduğu tahmin edildi.
Bu rakamlar, söz konusu ülkelerdeki bütün ölümlerin yalnızca tek bir aktöre yüklenebileceği anlamına gelmiyor. Hesaplamalar; farklı devletlerin orduları, silahlı gruplar, terör örgütleri ve yerel çatışma taraflarının dahil olduğu geniş bir savaş coğrafyasını kapsıyor. Savaşların sağlık sistemleri, ekonomi, beslenme ve altyapı üzerindeki dolaylı etkileri hesaba katıldığında insani kaybın çok daha yüksek olduğu değerlendiriliyor. Brown Üniversitesi Costs of War araştırması
Aradan geçen 25 yılın ardından ortaya çıkan tablo, 11 Eylül’e verilen askerî karşılığın El Kaide’nin hareket kapasitesini büyük ölçüde sınırladığını ancak terör tehdidini tamamen ortadan kaldırmadığını gösteriyor. Afganistan’da Taliban yeniden iktidara gelirken Irak ve Suriye’de DAEŞ ortaya çıktı; savaşların en ağır bedelini ise çatışma bölgelerinde yaşayan siviller ödedi.
11 Eylül’den 25 yıl sonra geriye ne kaldı?
11 Eylül saldırıları, bir sabah içinde binlerce insanın hayatını kaybettiği büyük bir insanlık trajedisiydi. İtfaiyecilerin, sağlık çalışanlarının, polislerin ve sıradan vatandaşların kurtarma çabaları, o günün en karanlık anlarının yanında dayanışmanın da simgesi oldu.
Ancak saldırıların mirası yalnızca anma törenlerinden ibaret değil. Afganistan ve Irak savaşları, milyonlarca insanın yerinden edilmesi, genişleyen güvenlik kurumları, gözetim politikaları, insan hakları tartışmaları ve yıllar sonra ortaya çıkan hastalıklar bu mirasın parçaları arasında yer alıyor.
İkiz Kulelerin yıkıldığı 102 dakikanın üzerinden çeyrek asır geçti. Dünya Ticaret Merkezi’nin bulunduğu yerde bugün saldırılarda hayatını kaybedenlerin isimlerini taşıyan bir anıt yükseliyor. Fakat 11 Eylül’ün açtığı siyasi ve toplumsal dosyaların önemli bir bölümü hâlâ kapanmış değil.
Saldırıların 25’inci yıl dönümü bu nedenle yalnızca 2.977 kurbanı anma günü değil; terörün, savaşların ve güvenlik adına alınan kararların insan hayatında bıraktığı uzun vadeli sonuçlarla yüzleşme zamanı olarak da önem taşıyor.



Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.