Gaziantep
08 Nisan, 2026, Çarşamba
  • DOLAR
    42.26
  • EURO
    49.07
  • ALTIN
    5726.6
  • BIST
    10.641
  • BTC
    103068.32$

“Sen ile Sen” Hesaplaşması

07 Nisan 2026, Salı 12:26

Her insan kendinin evidir ve günün sonunda herkes evine döner. İnsanın en zor yolculuğu ise dışarıya değil, içeriye doğru yaptığı yolculuktur.
Ve çoğumuz bu yolculuğu sürekli erteleriz. 

Modern hayatın ve gündelik yaşamın en büyük konforu, insanı kendi özünden ve benliğinden uzak tutabilmesi olmuştur ve çoğumuz bu konforun müptelası konumundayız. Sürekli bir şeylerle meşgulüz: işler, ilişkiler, ekranlar, planlar, “insanlar”… Ama tüm bu hareketin içinde dikkat çekici bir şey var: “Kendimizle baş başa kalmaktan kaçışımız”. Belki de çoğumuzun korkusu o sessizlikte duyacağımız şey ile ne yapacağımızı bilemeyişimiz… En büyük konforun bıraktığı bu hasarın altından ya sağ çıkamazsam korkusu.

İnsanın kendisiyle hesaplaşması diğer tüm hesaplaşmalardan daha zor olanıdır. Çünkü bu hesaplaşma, dışarıya karşı verdiğimiz imajla değil, içeride sakladığımız gerçeklikle ilgili bir yüzleşmedir. Kendimize anlattığımız hikâyeler vardır: “Ben elimden geleni yaptım”, “Şartlar böyleydi”, “Zaten başka türlüsü mümkün değildi.” Oysa içten içe biliriz ki, bazı seçimlerimiz korkudan, bazı susuşlarımız cesaretsizlikten, bazı kabullenişlerimiz ise yorgunluktan doğmuştur. Aslında tüm “şartlar böyleydi” bahanelerinin dinamiği kendimizle yüzleşmeye cesaret edememiş olmamızdandır. 

Bu noktada da belirleyici olan şey ise insanın kendine karşı dürüst olabilmesidir. Çünkü çoğu zaman başkalarına değil, kendimize yalan söyleriz. Bu yalanlar bizi koruyor gibi görünse de bunlarla yüzleştiğimizde neden yerimizde saydığımızın gerçeği ile karşı karşıya kalırız aslında. 

Burada bahsettiğim “sen ile senin hesaplaşması” kendinle hesaplaşırken kendini suçlamak değildir. Bu önemli bir ayrım. Anlatmak istediğim , geçmişi didik didik edip kendine yüklenmek değil; olanı olduğu gibi görebilmektir. Ne eksik ne fazla. Çünkü biz  insanlar ancak gerçeği kabul ettiğiniz noktada değişim ihtimaline kapı aralarız.

Bugün birçok insanın yaşadığı sıkışmışlık hissinin altında da bu ertelenmiş yüzleşmeler yatıyor. “Hayatım neden böyle?”, “Ben bunu hak etmedim”, “Bana bunu neden yaptı?” sorusunun cevabı çoğu zaman dış koşullarda, diğer insanlar da değil, iç dünyamızda saklıdır. Ama bu saklı dehlize dalmak ve cevabı görmek, cesaret ister. Çünkü o cevap, alıştığımız konfor alanını sarsar. Belki de bu yüzden çoğumuz değişmek yerine oyalamayı, oyalanmayı seçiyoruz. Aynı döngüler, aynı hatalar, aynı hayal kırıklıkları… 
Farklı sonuçlar bekleyerek aynı hayatı yaşamaya devam ediyoruz.

İnsanın kendisiyle kurduğu ilişki, hayatındaki en temel ilişkidir. Orada “sen ile sen” arasında bir kopukluk ve iki yüzlü bir ilişki varsa, hiçbir dış başarı o boşluğu dolduramaz. Kendinle barışmadan, kendini gözden geçirmeden, kendini yargılamadan dünyayla barışmak da mümkün değildir.

Varoluşunu anlamlandırmak isteyen her birey için, “sen ile sen” hesaplaşması kaçınılmazdır. Ertelenebilir, bastırılabilir, görmezden gelinebilir ama ortadan kaldırılamaz. Ve belki de hayatın en kritik eşiği, şu soruyu gerçekten sormaya cesaret ettiğimiz andır: “Ben gerçekten kimim ve beni ne mutlu eder; buna karşın ben nasıl bir hayat yaşıyorum, “kendi gerçekliğim” görülen dünyada ne kadar baskın ?” 

Bu sorunun cevabı rahatsız edici olabilir. Ama aynı zamanda ruhun özgürlüğü de bu rahatsız ediciliğin şiddetinde saklıdır. 

Bu soruyu ama bugün, belki yarın, neticede muhakkak kendimize sormalıyız.  Çünkü insan, kendine ve çevreye rağmen değil; ancak çevrenin küçük etkisiyle beraber “kendini anlayarak” dönüşüp değişebilir.

Zira;
“En sahici dönüş eve olandır”

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum