Gaziantep
01 Mayıs, 2026, Cuma
  • DOLAR
    42.26
  • EURO
    49.07
  • ALTIN
    5726.6
  • BIST
    10.641
  • BTC
    103068.32$

Bir Doğru Yer Meselesi

30 Nisan 2026, Perşembe 14:30

“Konumunuz yanlış ise eğer yaşamak sizi fark ettirmeden bir pazarlığın parçası haline getiriverir”.  

Affektmag Bubilet’ in “Değişime gerek kalmadan sevileceğiniz yerler sizi bekliyor” sözü, bu hakikatin hatırlatıcı bir detayı gibi durmakta. Çoğu zaman sevilmek için değişmesi gerektiğine inandırılarak büyüyen insan canlısı için en içsel yalnızlığını yeşertmeye müsait bir kaygı evrenidir “olduğun halinle yetememe korkusu.” Bu korkunun ertesinde kendimizden ödünler veririz. Kendimizi törpüleriz, bastırırız, saklarız. Bazen sesimizi kısarız, bazen fazlalık sandığımız “duygularımızı” baskılarız (ne kadar da acımasız ve ne kadar da acınası). Çünkü öğrendiğimiz şey şudur: “Başkasına yetemediğin sürece yeterince sevilmezsin”. Böylece insanı kendisinden uzaklaştıran dahalar zincirini boynumuza taktığımız yere konumlanırız; daha uslu olursan daha çok sevilirsin, daha başarılı olursan daha çok sevilirsin, daha güçlü, daha güzel daha uyumlu, daha, daha, daha. İnsanı kendisi olma hakikatinden uzaklaştıran bir sürü daha…

-Peki bu dahaların sonrasında gelen sevgi bir ödül mü yoksa tutsaklık mı? Sevgi ve tutsaklık kelimesinin aynı cümledeki varlığı nasıl da fark edilmeden belirdi değil mi?

-Eğer gerçek bir yerden bakıyorsanız şu soru sizi rahatsız etmeye başlar: Peki insan bu pazarlıkta sürekli kendini eksik hisseden ve dönüştürmek zorunda olan eksik bir taslak mıdır?

Oysa hakiki olan bir sevginin dahalar zincirine ihtiyacı yoktur. O, insanı değiştirmeyi değil anlamayı seçer bu anlama zemininde onun olduğu şeyi görmeyi yeğler. Böyle bir zeminde var olan sevgi bilir ki; insanın özü düzeltilmesi gereken bir hata değil, keşfedilmesi gereken bir derinliktir. Tam da bu yüzdendir ki “ait olunmadığımız topraklar bize yeşermekten ziyade solarak kurumayı vaat eder.

Bu Pazarlıktan Bizi Kurtaracak Olan Ne?

Dünyanın bir yerinde belki bir insanda, belki bir zamanda bizi kendi hâlimizle kabul eden bir alan elbette vardır. Keşfetmemiş olmak bu alanın yokluğu anlamına gelmez. Bu alanı aramak elbette ki mümkün fakat bazı durumlarda her arayış bulmanın müjdesini taşımaz. Bu bulamama hali bir vazgeçişi de beraberinde getirir mi? Kendiliğinden uzak bireyler içinse tabii ki; evet. Ama tüm bu arayış ve ötekilerden bağımsız bir üçüncü yol da mümkün: Hiç kimseye ihtiyaç duymadan “kendi içimizde, kendi içimizin derinliğinde, kendimizi anlayarak ve kendimize sahip çıkarak” bu alanı oluşturabilir solarak kurumayı öğrenilmiş bir çaresizlikten çıkarıp bilinçli bir yeşermeyi zorlayabiliriz.

Böyle bir farkındalık ile elde ettiğimiz bu konumda çaba göstermek zorunda kalmadan, dayatılmış herhangi bir role bürünmeden, eksiklerimizi saklanacak bir kusur olmaktan çıkarıp anlaşılacak parçalar hâline getirmiş oluruz. Mühim olan doğru konumun kimde ya da nerede olduğunu çıplak bir zihin ile anlayabilmek.

Konum ne?

O kişi mi?

O an mı?

Yoksa ben mi?  

Burada kast ettiğim değişim zihinlerde, dönüşümün ve gelişimin gereksiz olduğu algısını beslemesin insan elbette değişir, gelişir, dönüşür. Ama bu dönüşüm, sevilmek için değil; kendini gerçekleştirmek içinse kıymetlidir. Aradaki fark ise naif bir incelik net bir belirleyicilik taşır. Biri dışarıya ait bir zorunluluk, diğeri içten gelen bir ihtiyaçtır. İlki insanı yorar, ikincisi ise insanı özgürleştirir. Belki de en büyük yanılgılarımızdan biri de sevgiyi bizi daha “iyi” versiyonumuza ulaştıracak olan bir araç olarak görmemizdir. Oysa gerçek sevgi, zaten yeterli olduğumuzu fısıldayan huzurlu bir sestir. İnsanı büyüten, geliştiren, dönüştüren bir diğerine ya da yoldaşına benzeten şey de eksik hissettirilmek değil; olduğu hâliyle kabul edildiğini bilmektir.

Bu yüzden bazen durup kendimize şu soruyu sormalıyız: Değişmek istiyor muyum, yoksa sevilmek için mi değişmeye çalışıyorum? Çünkü bu sorunun cevabı, bizi ya kendimize yaklaştırır ya da kendimizden biraz daha uzaklaştırır.

Bilmiyorum ama belki de hayat, tam da bu ayrımın içinde anlam kazanır. Çünkü bir gün, bir yerde, hiçbir çaba göstermeden anlaşılabildiğinizi fark ettiğinizde, aslında ilk kez gerçekten “görüldüğünüzü” anlarsınız. İşte o an, insanın içindeki bütün yorgunluklar susar.

O doğru yeri bulmanız dileği ile…

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum