Gaziantep
16 Haziran, 2026, Salı
  • DOLAR
    42.26
  • EURO
    49.07
  • ALTIN
    5726.6
  • BIST
    10.641
  • BTC
    103068.32$

DUYGULARIN EHLİLEŞTİRİLMESİ: KENDİNİ ANLAMANIN İNCE SANATI

16 Haziran 2026, Salı 14:46

 Kendisi ile sağlıklı iletişim kuramamış her bireyin sosyal ilişkisi bir miktar hastalıklıdır”.

İnsanın kendisi ile kurduğu en eski, en karmaşık ilişkilerden biri “Duyguların ehlileştirilmesi” dir. Stabil kendindelik için belli bir erginliği şart koşan bu ilişki çoğu zaman dışarıdan gelen bir kontrollü dizginlemeyi çağrıştırsa da duygular söz konusu ise meseleyi basit bir bastırma ilkelliğinden değil de, bir “anlama ve dönüştürme” perspektifinden okumamız gerekir. Çünkü duygularımız dinamik düşmanımız değil; varoluşumuzun ham malzemesidir. Bu işlenmemiş veriler ile dış dünyanın ilişkilerini ya sağlamlaştırır ya da koparırız. İşlemenin temelinde ise duygularımızın kendi benliğimiz ile kurduğu ilişkisi yatmaktadır.

Doğamız gereği zihnimiz iki uç arasında gelgit yapar, ilki duyguları ve durumları kontrol arzumuz diğeri ise taşkınlık halimiz. Bu salınımın tam ortasında ise bilinç dediğimiz ince bir alan yer alır. Duygularımız bu alanı işgal eden milisler değil aksine, bilincin kendisini görünür kılan benlik aynalarıdır. Örneğin en güçlü duygulardan biri olan öfke, sınırın ihlal edildiğini; korku, tehdit algısını; üzüntü, bağın kırıldığını; sevinç ise varlığın genişlediğini bize bildirir. Bu açıdan bakmayı başardığımızda duygu, bastırılması gereken bir çıkıntı değil, benliğimizi keşfederek bu duyguları ehlileştirmek gerektiğini gösteren bir aynalama sistemidir. Fakat günümüze baktığımızda bu sistem çoğu insan tarafından; ya duyguları bastırarak onları yok etmeye ya da tamamen onlara teslim olarak benliği akışta kaybetmeye itecek şekilde yanlış okunmaktadır. Duyguların ilkel bir korku ile bastırılma eylemi insana içsel bir donukluk yaşatırken tamamen teslim olma hali ise benliği dağılmaya götürmektedir. Oysa ehlileştirme  bu iki uçtan da farklı bir yerde durur: duyguyu yok etmek değil, onunla ilişki kurmayı öğrenmek. Beden ile zihnimizin kesişim noktasında bulunan ve bedensel tepkilerimizi tetikleyen bu güçlü dinamik zihnimizde anlam kazanmaktadır. Bu soft döngünün fark edilmeme halinde ise duygunun “benim içimde olan bir şey” olduğundan uzaklaşarak onu “benim kendim” sanma çıkmazına girebiliriz. Günümüzde en aklı başında diye tabir edilen insanların bile en büyük yanılgısı aslında burada başlar: “Ben öfkeliyim” ve böyleyim demek ile “Şu anda öfke deneyimliyorum” demek aynı şey değildir. Ya da “Ben aşığım” ve aşkın salınımında gidip geliyorum demek ile “Şu anda aşkı deneyimliyorum” demek gibi…

Duyguların Aynasında Kendini Görmek

Birincisi kimliği duyguyla birleştirir, ikincisi ise mesafe yaratır. Ehlileştirme tamamen bu mesafenin kurulması ile başlar. Birincisi kolay olandır ikincisi “anlama ve dönüşümü” beraberinde getirdiği için bilinçli bir cesaret ister. Çoğu günümüz insanı ise bu dönüşümün sorumluluğunu almaktan ziyade kolay olanı tercih ederek “ben böyleyim” bencilliğinin kapanında debelenip dururken sosyal ilişki kredilerini ise bu girdabın içinde kalarak ama bilinçli veya bilinçsiz harcar bitirir. Bu başlarda bir kayıp gibi görünmese de aslında benliğin yüzeyselliğinin temel göstergesidir.

Duyguları yok etmek iddiası “insan doğasına tamamen uzak bir söylem” olarak insanlık tarihi kadar eski bir mesafede durmaktadır. Önemli olan onları yok saymak değil duygularımızın yargı bileşenlerini çözmeye çalışmaktır. Orta alanda duran bilinç açısından bakıldığında insanı sarsan şey başına gelen olayın kendisi değil, olay hakkında zihinde verdiği hükümdür ki zaten başımıza gelen olaylar hakkında verdiğimiz hüküm hiçbir zaman mutlak gerçeklik değil, zihinsel bir kurgudur. Bu kurgunun senaristi ise duygularımızdır ehil bir senaristin kurgusu ile bilinçsiz bir senaristin kalemi hiçbir zaman aynı şeyi söylemez...

Burada bahsettiğim duyguyu ehlileştirmek, onu mantığa indirgemek olarak okunmasın burada ehlileştirmek; duyguların ritmini anlamak, onlara kulak vermek ve en önemlisi ise onları davranışa dönüşmeden önce tanımaktır. Çünkü düşünceden çıkmış ve davranışa dönüşmüş her duygu artık sorumluluk gerektirir. Örneğin ehlileştirilmemiş öfke duygusu benlik süzgecinden geçmeden direkt bastırılmasından sebep belki o gün o saat değil ama bir gün mutlaka patlar, kabul edilmemiş yas, kişinin dünyaya bakışını daraltır, yok sayılan korku, bireyin karar mekanizmalarını sessizce yönetir. Tüm bu ehillikten uzak duyguların insan ilişkilerinde meydana getireceği hastalıklı kaosun sorumlusunu bulmak ise son derece güç hale gelmektedir.  Duyguları anlamak onlara ayak uydurmak ve en önemlisi eylem öncesi o duyguyu ehil hale getirmek ise tamamen bireyin kendi sorumluluğundadır. Bu nedenle ehlileştirme, bir “kontrol savaşı” değil, bir “dinleme pratiği” olarak karşımızda durmaktadır.

Düzeltmek Değil Anlamak

Duyguları vahşi ya da düşman olmaktan arındıracak şey, onları körü körüne kabul etmek değil benlik yolculuğunu onları keşfederek ve anlamlandırarak yapmaktır. Ki artık duygularımızı bizi tanımlayan şeyler olmaktan çıkarıp bize yol gösteren işaretler olarak ehlileştirmeliyiz. Bu bizi daha az hisseden biri olmaktan çıkarıp daha net hisseden bireyler haline getirecektir. Duygu artık zihinsel bir gürültü olmaktan çıkacak berrak bir koruma sinyaline, bilinçli bir bağ kurma gücüne dönüşecektir.

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum