<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Gazete Seyyar : Gaziantep Haber - Gaziantep Son Dakika</title>
        <link>https://www.gazeteseyyar.com/</link>
        <description>Gaziantep Haber, Gaziantep Son Dakika, Gaziantep Güncel Haber ve gelişmeler için en doğru adres Gazete Seyyar.</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Gaziantepli Anne-Babalar Dikkat! Mevsim Geçişi Çocukları Esir Alıyor: Dr. Mustafa Çiftçi’den 7 Altın Uyarı!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/gaziantepli-anne-babalar-dikkat-mevsim-gecisi-cocuklari-esir-aliyor-dr-mustafa-ciftciden-7-altin-uyari-7290</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/gaziantepli-anne-babalar-dikkat-mevsim-gecisi-cocuklari-esir-aliyor-dr-mustafa-ciftciden-7-altin-uyari-7290</guid>
                <description><![CDATA[Gaziantep'te termometrelerin bir yükselip bir düştüğü bugünlerde, çocuk sağlığı ciddi tehdit altında! Gaziantep Özel Hatem Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Çiftçi, mevsim geçişlerinde bağışıklığı zayıflayan çocuklar için kritik bir "salgın" uyarısı yaptı. Özellikle okul ve kreşlerde virüslerin hızla yayıldığına dikkat çeken Dr. Çiftçi, ailelerin alması gereken önlemleri sıraladı. Peki, uzun süren öksürük ve yüksek ateş durumunda ne yapılmalı? İşte Gaziantep’teki anne-babalar için hazırlanan koruma rehberi...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h2>Ani Hava Değişimleri Bağışıklığı Vuruyor!</h2>

<p>Hava sıcaklıklarındaki istikrarsızlığın çocuk bünyesini yorduğunu belirten <strong>Uzm. Dr. Mustafa Çiftçi</strong>, bu dönemde en sık karşılaşılan şikayetlerin soğuk algınlığı, boğaz enfeksiyonları, öksürük ve ateş olduğunu söyledi. Dr. Çiftçi, bağışıklık sistemi tam gelişmemiş bebeklerin ve polen alerjisi olan çocukların "en riskli grup" olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>"Erken Teşhis Hayati Önemde!"</strong> Dr. Çiftçi; uzun süren öksürük, iştahsızlık, halsizlik ve düşmeyen ateş durumunda vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulması gerektiğini hatırlattı.</p>

<h2>Okul ve Kreşlerde "Gizli Tehlike": Ortak Kullanım Alanları</h2>

<p>Kalabalık ortamların virüsler için biçilmiş kaftan olduğunu ifade eden Dr. Çiftçi, bulaş zincirine dair şu uyarılarda bulundu:</p>

<ul>
	<li>
	<p><strong>Yüzey Teması:</strong> Kapı kolları ve oyuncaklar mikropların en sevdiği yuvalardır.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Zincirleme Bulaş:</strong> Enfekte olan tek bir çocuk, sınıftaki tüm arkadaşlarını ve dolayısıyla tüm aile bireylerini hasta etme potansiyeline sahiptir.</p>
	</li>
</ul>

<h2>Uzmanından Anne-Babalara 7 Maddelik "Koruma" Reçetesi</h2>

<p>Dr. Mustafa Çiftçi, çocukların bu kritik dönemi sağlıklı atlatabilmesi için ailelere şu somut önerileri sundu:</p>

<ol start="1">
	<li>
	<p><strong>El Hijyeni:</strong> Çocuklara sabunla el yıkama alışkanlığı mutlaka kazandırılmalı.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Dengeli Beslenme:</strong> Vitamin ve mineral yönünden zengin bir menü oluşturulmalı.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Sıvı Desteği:</strong> Gün içinde bol su ve sıvı tüketimi teşvik edilmeli.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Doğru Giyim:</strong> Hava durumuna göre "kat kat" giydirilerek ani ısınma veya soğumalara karşı önlem alınmalı.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Ortam Havalandırması:</strong> Kalabalık ve havasız yerlerden kaçınılmalı, bulunulan ortam sık sık havalandırılmalı.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Hijyen Eğitimi:</strong> Hijyen kuralları çocuklara sık sık hatırlatılmalı.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Kontrol ve Aşı:</strong> Aşı takvimi aksatılmamalı ve düzenli doktor kontrolleri ihmal edilmemeli.</p>
	</li>
</ol>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 10:39:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2026/04/gaziantepli-anne-babalar-dikkat-mevsim-gecisi-cocuklari-esir-aliyor-dr-mustafa-ciftciden-7-altin-uyari-1776757397.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Evinizdeki Gizli Tehlike: Oda Spreyleri Ciğerlerinizi İflas Ettirebilir! Uzman Dr. Demet Çetin&#039;den Korkutan Uyarı!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/evinizdeki-gizli-tehlike-oda-spreyleri-cigerlerinizi-iflas-ettirebilir-uzman-dr-demet-cetinden-korkutan-uyari-7219</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/evinizdeki-gizli-tehlike-oda-spreyleri-cigerlerinizi-iflas-ettirebilir-uzman-dr-demet-cetinden-korkutan-uyari-7219</guid>
                <description><![CDATA[Ev ve iş yerlerinde ferah bir koku oluşturmak için sıkça başvurulan oda spreyleri, aslında sağlığınız için büyük bir tehdit oluşturuyor olabilir! Medical Point Gaziantep Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Demet Çetin, bu ürünlerin içerdiği kimyasal bileşenlerin solunum yollarını ciddi şekilde tahriş edebileceği konusunda kritik bir alarm verdi. Özellikle astım ve alerjisi olanlar için "gizli zehir" niteliği taşıyan bu kokular hakkında bilinmeyenleri Uzm. Dr. Çetin anlattı. İşte ferahlık ararken sağlığınızdan olmamanız için dikkat etmeniz gerekenler...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h2>Oda Spreylerindeki Kimyasal Tehlike: "Uçucu Organik Bileşikler"</h2>

<p>Günlük yaşamın vazgeçilmezi haline gelen oda spreyleri, vaat ettikleri "bahar ferahlığı"nın arkasında insan sağlığına zararlı sentetik bileşenler barındırabiliyor. Medical Point Gaziantep Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı <strong>Uzm. Dr. Demet Çetin</strong>, bu ürünlerin içindeki sentetik koku vericilerin ve uçucu organik bileşiklerin (VOC) kapalı alanlarda solunmasının tehlikelerine dikkat çekti.</p>

<p>Dr. Çetin, "Oda spreylerindeki kimyasallar hassas bireylerde; öksürük, nefes darlığı, boğazda yanma ve gözlerde şiddetli irritasyona neden olabilir" diyerek, bu ürünlerin masum olmadığını vurguladı.</p>

<h2>Astım ve Alerji Hastaları İçin Büyük Risk</h2>

<p>Hava kalitesini yapay olarak değiştiren bu spreyler, özellikle kronik rahatsızlığı olan bireylerde krizleri tetikleyebiliyor. Uzm. Dr. Demet Çetin, "Özellikle astım ve alerjik hastalığı olan kişilerde bu etkiler çok daha ağır seyredebilmektedir. Bu bireylerin bulunduğu ortamlarda kimyasal içerikli koku kullanımı, atakların sıklığını artırabilir" uyarısında bulundu.</p>

<h3>Hassas Gruplar Mercek Altında</h3>

<p>Sadece kronik hastalar değil, bağışıklık ve solunum sistemi daha narin olan gruplar da tehdit altında:</p>

<ul>
	<li>
	<p><strong>Çocuklar:</strong> Akciğer gelişimi süren çocuklarda kimyasal maruziyeti uzun vadeli hasarlara yol açabilir.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Yaşlılar:</strong> Kapasitesi azalmış solunum yolları, sentetik kokularla daha çabuk tahriş olur.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Kronik Hastalar:</strong> KOAH ve kalp hastaları için hava kalitesi hayati önem taşır.</p>
	</li>
</ul>

<h2>En Güvenli Yöntem: Doğal Havalandırma</h2>

<p>Sağlıklı bir yaşam alanı için yapay kokulardan medet umulmaması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Çetin, temiz havanın anahtarının <strong>"doğal havalandırma"</strong> olduğunu ifade etti. Kimyasal yükü azaltmak için ortamların düzenli olarak pencereler açılarak havalandırılması gerektiğini söyleyen Çetin, iç hava kalitesini artırmanın en etkili ve maliyetsiz yolunun bu olduğunu hatırlattı.</p>

<h2>Bilinçli Tüketim Hayat Kurtarır</h2>

<p>Tüketicilerin ürün alırken "ferahlık" vaadine değil, "içerik" listesine bakması gerektiğini vurgulayan Medical Point Gaziantep Hastanesi uzmanları, şu önerilerde bulunuyor:</p>

<ol start="1">
	<li>
	<p><strong>Etiket Okuyun:</strong> Ürünlerin içerdiği kimyasalları inceleyin.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Doğalı Tercih Edin:</strong> Mümkünse uçucu yağlar veya doğal bitkilerle ferahlık sağlayın.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Farkındalık Kazanın:</strong> Kokunun "temizlik" anlamına gelmediğini, gerçek temizliğin havalandırma ile mümkün olduğunu unutmayın.</p>
	</li>
</ol>

<p>Ferah bir koku uğruna akciğer sağlığınızı riske atmayın! Uzmanlar, toplumun bu konuda bilinçlenmesinin, solunum yolu hastalıklarının önlenmesinde kritik bir rol oynadığını belirtiyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 10:23:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2026/04/evinizdeki-gizli-tehlike-oda-spreyleri-cigerlerinizi-iflas-ettirebilir-uzman-dr-demet-cetinden-korkutan-uyari-1776151499.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gaziantep’te Sağlık Devrimi! Türkiye’nin İlk Yerel Yönetim Odyoloji Merkezi Kuruluyor: Cihazlar Yerli ve Milli Olacak!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/gaziantepte-saglik-devrimi-turkiyenin-ilk-yerel-yonetim-odyoloji-merkezi-kuruluyor-cihazlar-yerli-ve-milli-olacak-7157</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/gaziantepte-saglik-devrimi-turkiyenin-ilk-yerel-yonetim-odyoloji-merkezi-kuruluyor-cihazlar-yerli-ve-milli-olacak-7157</guid>
                <description><![CDATA[Gaziantep Meral-Beyhan Uslu İşitme ve Odyoloji Merkezi ne zaman açılacak? Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in şahitliğinde imzalanan protokolle, Gaziantep’te işitme ve denge sağlığına yönelik dev bir adım atıldı. Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, merkezde kullanılacak cihazların "yerli ve milli" olacağını müjdelerken; hayırsever Beyhan Uslu’nun desteğiyle hayata geçecek merkez, tanıdan rehabilitasyona, teknik servisten işaret dili eğitimine kadar tüm hizmetleri tek çatı altında sunacak. İşte Türkiye’ye model olacak o projenin tüm detayları!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h3>Tanıdan Uygulamaya: Eksiksiz Bir Ekosistem</h3>

<p>Kurulan <strong>Meral-Beyhan Uslu İşitme Cihazı Yapım Uygulama ve Odyoloji Merkezi</strong>, sadece bir cihaz dağıtım noktası olmayacak. İşte merkezin sunduğu benzersiz imkanlar:</p>

<p><strong>Kişiye Özel Cihaz ve Takip:</strong> Uzman ekipler, bireyin işitme kaybına en uygun yerli cihazı seçip uyumlandırma yapacak ve kullanım sürecini düzenli takip edecek.</p>

<p><strong>Bebek ve Çocuk Odaklılık:</strong> Bebekler için özel değerlendirme birimleri kurulacak. Erken tanı sayesinde çocukların gelişim süreçleri kesintiye uğramayacak.</p>

<p><strong>Denge Sağlığı (Vestibüler):</strong> Sadece işitme değil, baş dönmesi ve denge kaybı yaşayan bireyler için de modern rehabilitasyon süreçleri yürütülecek.</p>

<p><img alt="" src="https://www.gazeteseyyar.com/public/images/detay/GAZ%C4%B0ANTEP%E2%80%99TE%20%C4%B0%C5%9E%C4%B0TME%20VE%20DENGE%20SA%C4%9ELI%C4%9EI%20%C4%B0%C3%87%C4%B0N%20YEN%C4%B0%20MERKEZ%20KURULUYOR.jpeg" style="height:407px; width:800px" /></p>

<h3>Afet Sonrası Kesintisiz Erişim ve Teknik Servis</h3>

<p>Merkezin en dikkat çeken yönlerinden biri, bünyesinde yer alan <strong>Teknik Servis Birimi</strong>. Cihazların bakım ve onarımı yerinde yapılırken, özellikle olası afet durumlarında cihazı zarar gören vatandaşlar için "hızlı destek hattı" devreye alınacak.</p>

<h3>Mobil Tarama İle Kırsala Hizmet</h3>

<p>Başkan Fatma Şahin’in vurguladığı üzere, bu hizmet sadece şehir merkezinde kalmayacak:</p>

<ul>
	<li>
	<p><strong>Gezici Birimler:</strong> Kırsal bölgelerde yaşayan vatandaşlar için mobil tarama araçları yola çıkacak, yerinde tanı ve yönlendirme yapılacak.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Sosyal Güçlendirme:</strong> Merkezde işaret dili eğitimleri ve aile atölyeleri düzenlenerek işitme engelli bireylerin toplumsal hayata tam katılımı sağlanacak.</p>
	</li>
</ul>

<h3>"Yerli ve Milli" Vurgusuyla İmza Günü</h3>

<p>Protokol törenine; Bakan Yusuf Tekin, Vali Kemal Çeber, milletvekili Abdulhamit Gül ve il protokolü tam kadro katıldı. Başkan Fatma Şahin, Uslu ailesine teşekkür ederken, Türkiye’nin teknolojik bağımsızlığına hizmet edecek bu projenin diğer belediyelere de örnek olacağını belirtti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 20:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2026/04/gaziantepte-saglik-devrimi-turkiyenin-ilk-yerel-yonetim-odyoloji-merkezi-kuruluyor-cihazlar-yerli-ve-milli-olacak-1775584317.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gaziantep Şehir Hastanesi’nde Ahmet Uluşan Dönemi Resmen Başladı! Devir Teslimde Duygusal Anlar!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/gaziantep-sehir-hastanesinde-ahmet-ulusan-donemi-resmen-basladi-devir-teslimde-duygusal-anlar-7005</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/gaziantep-sehir-hastanesinde-ahmet-ulusan-donemi-resmen-basladi-devir-teslimde-duygusal-anlar-7005</guid>
                <description><![CDATA[Gaziantep Şehir Hastanesi'nde beklenen bayrak değişimi gerçekleşti. Gaziantep Üniversitesi'ndeki başarılı kariyerinin ardından Şehir Hastanesi Başhekimliği'ne atanan Prof. Dr. Ahmet Uluşan, görevi Prof. Dr. Ilgın Türkçüoğlu'ndan devraldı. Plaket ve çiçeklerin takdim edildiği törenin ardından yeni yönetimle ilk toplantısını gerçekleştiren Uluşan, Gaziantep halkına hizmet için kolları sıvadı. İşte devir teslim töreninden kareler ve yeni dönemin ilk detayları...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h2>Gaziantep Şehir Hastanesi’nde Ahmet Uluşan Dönemi: Devir Teslim Tamam!</h2>

<p>Gaziantep’in ve bölgenin en büyük sağlık kompleksi olan <strong>Gaziantep Şehir Hastanesi</strong>, bugün tarihi bir güne tanıklık etti. Akademik ve idari tecrübesiyle tanınan <strong>Prof. Dr. Ahmet Uluşan</strong>, düzenlenen resmi törenle başhekimlik görevini devralarak mesaisine başladı.</p>

<h2>Halef-Selef Buluşması: Çiçek Ve Plaketle Veda</h2>

<p>Törende, görevi devreden <strong>Prof. Dr. Ilgın Türkçüoğlu</strong> ile yeni Başhekim <strong>Prof. Dr. Ahmet Uluşan</strong> bir araya geldi. Samimi bir atmosferde geçen törende şu detaylar öne çıktı:</p>

<ul>
	<li>
	<p><strong>Teşekkür Takdimi:</strong> Prof. Dr. Ahmet Uluşan, hastanenin kuruluş ve gelişim sürecindeki emeklerinden dolayı Türkçüoğlu’na teşekkür ederek bir plaket ve çiçek takdim etti.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Vefa Vurgusu:</strong> Uluşan, yapılan çalışmaların üzerine koyarak Gaziantep halkına en iyi hizmeti sunma kararlılığını yineledi.</p>
	</li>
</ul>

<h2>&nbsp;Yönetimle İlk Tanışma Ve Strateji</h2>

<p>Devir teslim töreninin hemen ardından Başhekim Prof. Dr. Ahmet Uluşan, hastanenin yönetim kadrosuyla bir araya geldi:</p>

<ol start="1">
	<li>
	<p><strong>Başhekim Yardımcıları:</strong> Hastanenin tıbbi süreçlerini yöneten ekip ile tanışma toplantısı yapıldı.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Hastane Yönetimi:</strong> İdari ve mali işler müdürleri ile genel işleyiş hakkında ilk brifingler alındı.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Yeni Hedefler:</strong> Uluşan’ın, Şehir Hastanesi’ni bölgenin sağlık turizmi ve ileri tıp merkezi yapma konusundaki vizyonunu paylaştığı öğrenildi.</p>
	</li>
</ol>

<h2>Prof. Dr. Ahmet Uluşan Kimdir?</h2>

<p>Daha önce Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) Hastanesi’nde üst düzey görevlerde bulunan Uluşan, hem cerrahi başarısı hem de hastane yönetimi konusundaki akademik çalışmalarıyla biliniyor. Şehir Hastanesi’ne atanması, sağlık camiasında "tecrübe ve vizyonun buluşması" olarak değerlendiriliyor.</p>

<h2>Gazete Seyyar Analizi: "Gaziantep Sağlığı Emin Ellerde"</h2>

<p><strong>28 Mart 2026</strong> tarihi itibarıyla gerçekleşen bu devir teslim, Gaziantep Şehir Hastanesi’nin hizmet kalitesini artırma yolunda önemli bir virajdır. Prof. Dr. Ilgın Türkçüoğlu’nun kurucu nitelikteki özverili çalışmalarının ardından, Prof. Dr. Ahmet Uluşan gibi üniversite ekolünden gelen bir ismin dümene geçmesi; eğitim, araştırma ve hasta bakımı süreçlerinde yeni bir ivme kazandıracaktır. Şehir Hastanesi, bu yeni dönemle birlikte sadece bir tedavi merkezi değil, aynı zamanda bir tıp akademisi gibi çalışma potansiyelini güçlendirecektir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 28 Mar 2026 09:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2026/03/gaziantep-sehir-hastanesinde-ahmet-ulusan-donemi-resmen-basladi-devir-teslimde-duygusal-anlar-1774677720.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gaziantep Şehir Hastanesi’nde Yeni Dönem! Prof. Dr. Ahmet Uluşan Başhekim Olarak Atandı!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/gaziantep-sehir-hastanesinde-yeni-donem-prof-dr-ahmet-ulusan-bashekim-olarak-atandi-7000</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/gaziantep-sehir-hastanesinde-yeni-donem-prof-dr-ahmet-ulusan-bashekim-olarak-atandi-7000</guid>
                <description><![CDATA[Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) Hastanesi'nin tecrübeli ismi Prof. Dr. Ahmet Uluşan, Gaziantep Şehir Hastanesi Başhekimi olarak atandı. GAÜN Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Oğuzhan Saygılı ve hastane yönetiminin katılımıyla düzenlenen veda töreninde, Uluşan'ın akademik ve idari katkıları alkışlarla uğurlandı. Şehrin en büyük sağlık kompleksini yönetecek olan Prof. Dr. Ahmet Uluşan'ın yeni görevindeki hedefleri ve veda töreninin tüm ayrıntıları haberimizde...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h2>Gaziantep Sağlıkta Dev Atama: Prof. Dr. Ahmet Uluşan Şehir Hastanesi’nin Başhekimi Oldu!</h2>

<p>Gaziantep sağlık camiasında heyecan yaratan bir görev değişimi gerçekleşti. Uzun yıllardır Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) Hastanesi bünyesinde özverili çalışmalarıyla iz bırakan <strong>Prof. Dr. Ahmet Uluşan</strong>, Sağlık Bakanlığı tarafından <strong>Gaziantep Şehir Hastanesi Başhekimi</strong> olarak görevlendirildi.</p>

<h2>GAÜN Hastanesi’nde Duygusal Veda</h2>

<p>Yeni görevine başlamadan önce GAÜN Hastanesi yönetimi tarafından Prof. Dr. Ahmet Uluşan onuruna bir veda töreni düzenlendi. Törene katılan isimler arasında;</p>

<ul>
	<li>
	<p><strong>Prof. Dr. Oğuzhan Saygılı:</strong> GAÜN Hastanesi Başhekimi</p>
	</li>
	<li>
	<p>Başhekim yardımcıları, hastane müdürleri ve idari personel yer aldı.</p>
	</li>
</ul>

<h2>Prof. Dr. Oğuzhan Saygılı: "Başarılarıyla Gurur Duyuyoruz"</h2>

<p>Törende bir konuşma yapan GAÜN Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Oğuzhan Saygılı, Uluşan’ın hastanenin gelişim sürecindeki kritik rolüne dikkat çekti:</p>

<p><em>"Ahmet Hocamız, görev süresi boyunca hem akademik hem de idari anlamda hastanemize büyük değer kattı. Kendisinin Gaziantep Şehir Hastanesi gibi dev bir yapının başına geçmesi bizler için gurur vesilesidir. Orada da sağlık hizmetlerini bir üst seviyeye taşıyacağına inancımız tamdır."</em></p>

<h2>Prof. Dr. Ahmet Uluşan: "Hizmete Devam Edeceğiz"</h2>

<p>Duygularını paylaşan yeni Başhekim Prof. Dr. Ahmet Uluşan ise GAÜN ailesine teşekkür ederek şu ifadeleri kullandı:</p>

<p><em>"Burada geçirdiğim her an benim için çok kıymetliydi. Birlikte çalıştığım tüm yönetici arkadaşlarıma ve personelimize şükranlarımı sunuyorum. Şimdi bayrağı daha büyük bir sorumlulukla Şehir Hastanesi'nde devralıyorum. Amacımız, Gaziantep halkına en kaliteli sağlık hizmetini sunmak için durmadan çalışmaktır."</em></p>

<h2>Gaziantep Şehir Hastanesi’ni Neler Bekliyor?</h2>

<p>Prof. Dr. Ahmet Uluşan’ın başhekimlik koltuğuna oturmasıyla birlikte, bölgenin en büyük sağlık yatırımı olan Gaziantep Şehir Hastanesi’nde;</p>

<ul>
	<li>
	<p><strong>Akademik Disiplin:</strong> Üniversite kökenli bir başhekimle eğitim ve araştırma faaliyetlerinin hız kazanması,</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Operasyonel Verimlilik:</strong> GAÜN Hastanesi’ndeki tecrübelerin Şehir Hastanesi’nin karmaşık yapısına entegre edilmesi,</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Hasta Memnuniyeti:</strong> Modern sağlık hizmetlerinin insan odaklı yaklaşımla güçlendirilmesi bekleniyor.</p>
	</li>
</ul>

<h2>Gazete Seyyar Analizi: "Sağlıkta Üniversite Vizyonu Şehre Yayılıyor"</h2>

<p><strong>28 Mart 2026</strong> tarihi itibarıyla gerçekleşen bu atama, Gaziantep'teki kamu-üniversite iş birliğinin sağlık alanındaki en somut yansımasıdır. Prof. Dr. Ahmet Uluşan gibi tecrübeli bir ismin Şehir Hastanesi’nin dümene geçmesi, hastanenin sadece bölgeye değil, çevre illere ve sağlık turizmine yönelik potansiyelini de harekete geçirecektir. Çiçek takdimi ile sona eren tören, şehirdeki sağlık dayanışmasının en güzel karesi olarak kayıtlara geçti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 28 Mar 2026 00:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2026/03/gaziantep-sehir-hastanesinde-yeni-donem-prof-dr-ahmet-ulusan-bashekim-olarak-atandi-1774645661.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>UZMAN PSİKOLOG HÜSEYİN MÜJDE’DEN MEVSİM GEÇİŞLERİNDE RUH SAĞLIĞI UYARISI</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/uzman-psikolog-huseyin-mujdeden-mevsim-gecislerinde-ruh-sagligi-uyarisi-6764</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/uzman-psikolog-huseyin-mujdeden-mevsim-gecislerinde-ruh-sagligi-uyarisi-6764</guid>
                <description><![CDATA[Uzman Psikolog Hüseyin Müjde, mevsim geçişlerinin bireylerin psikolojik sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Müjde, özellikle sonbahar ve kış aylarında yaşanan çevresel değişimlerin ruh hali üzerinde belirgin etkiler oluşturabileceğini belirterek vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Uzman Psikolog Müjde, özellikle sonbahar ve kış mevsimlerinde gün ışığının azalmasının bireylerin ruh hali üzerinde doğrudan etkili olabildiğini ifade ederek şu değerlendirmelerde bulundu:</p>

<p>“Gün ışığının daha az yayılması, ruh hali değişkenliğine bağlı olarak depresif belirtilerin ortaya çıkmasının habercisi olabilir. Bireylerin gündelik yaşam motivasyonunda yaşanan düşüşte vitaminsel faktörler de önemli rol oynar. Özellikle D vitamini eksikliği ve buna bağlı enerji kaybı, bu dönemde sık karşılaşılan etkenler arasında yer almaktadır.”</p>

<p>Mevsimsel geçişlerin yalnızca çevresel değil, aynı zamanda biyolojik süreçlerle de bağlantılı olduğuna dikkat çeken Müjde, vücuttaki hormon dengelerinin bu süreçte önemli rol oynadığını vurguladı.</p>

<p>“Vücudun temel biyolojik mekanizmaları arasında yer alan serotonin ve melatonin dengesinin bozulması, ruhsal değişimlere yol açabilir. Bu durum beraberinde uyku düzeninde aksamalar, şeker tüketiminde artış ve sosyal hayattan kısmen uzaklaşma gibi sonuçları da doğurabilir. Bu süreçte bireylerin irade gücünü doğru ve olumlu şekilde yönetmesi büyük önem taşımaktadır.”</p>

<p>Mevsim geçişlerinde psikolojik sağlamlığın korunmasının mümkün olduğunu belirten Müjde, bireylerin yaşam döngüsünde dönemsel zorluklar yaşayabileceğini ancak doğru yöntemlerle bu sürecin daha sağlıklı yönetilebileceğini söyledi.</p>

<p>“Hepimizin yaşam döngüsünde zaman zaman farklı sıkıntıların yaşandığı dönemler olabilir. Bu süreçlerde kendimizi geri çekmek yerine dinamik kalmak, fiziksel aktivite ve egzersizi günlük hayatın bir parçası haline getirmek büyük önem taşır. En olumsuz dönemlerde bile olumlu düşünceyi koruyarak, kişisel özgürlüğümüzü bağımsız ve kararlı bir şekilde sürdürmek mümkündür. Böylece bireyler kendi doğal psikolojik iyileşme reçetelerini oluşturabilirler.”</p>

<p>Uzmanlar, özellikle mevsim geçişlerinde gün ışığından daha fazla yararlanma, düzenli uyku, dengeli beslenme ve fiziksel aktiviteyi artırmanın ruh sağlığını korumada önemli rol oynadığını hatırlatıyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 11 Mar 2026 11:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2026/03/uzman-psikolog-huseyin-mujdeden-mevsim-gecislerinde-ruh-sagligi-uyarisi-1773216417.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gaziantep’te &quot;Ramazanda Sağlık&quot; Seferberliği! Dr. Beytullah Şahin’den Kritik Çağrı: &quot;Önceliğimiz Sağlıklı Yaşam!&quot;</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/gaziantepte-ramazanda-saglik-seferberligi-dr-beytullah-sahinden-kritik-cagri-onceligimiz-saglikli-yasam-6761</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/gaziantepte-ramazanda-saglik-seferberligi-dr-beytullah-sahinden-kritik-cagri-onceligimiz-saglikli-yasam-6761</guid>
                <description><![CDATA[Gaziantep İl Sağlık Müdürü Dr. Beytullah Şahin, Şahinbey Millet Camii'nde düzenlenen "Ramazanda Sağlık Programı"na katılarak vatandaşlara sağlıklı yaşam çağrısında bulundu. Tansiyon ölçümünden ağız sağlığı eğitimine, organ bağışı bilincinden sigara bırakma danışmanlığına kadar birçok hizmetin sunulduğu etkinlik büyük ilgi gördü. İşte Gaziantep'teki sağlık seferberliğinin detayları...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h3><strong>GAZİANTEP’TE RAMAZAN MESAİSİ: SAĞLIK HİZMETLERİ CAMİ BAHÇESİNE TAŞINDI!</strong></h3>

<p>Gaziantep İl Sağlık Müdürlüğü ve Şahinbey İlçe Sağlık Müdürlüğü iş birliğiyle hayata geçirilen <strong>"Ramazanda Sağlık Programı"</strong>, vatandaşların sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırıyor. Teravih namazı öncesi ve sonrası cami bahçesinde kurulan stantlar, koruyucu sağlık hizmetlerini halkın ayağına götürüyor.</p>

<h3><strong>Geniş Yelpazede Ücretsiz Sağlık Hizmeti</strong></h3>

<p>Şahinbey İlçe Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Kübra Yıldız Aydın’ın da katıldığı etkinlikte vatandaşlar şu hizmetlerden ücretsiz yararlandı:</p>

<ul>
	<li>
	<p><strong>Temel Ölçümler:</strong> Tansiyon, kan şekeri, boy-kilo (Vücut Kitle İndeksi) değerlendirmeleri.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Eğitim ve Danışmanlık:</strong> Ağız ve diş sağlığı eğitimleri, evlilik öncesi danışmanlık hizmetleri.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Bağımlılıkla Mücadele:</strong> Sigara bağımlılığına karşı bilgilendirme ve kurtulma yolları.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Sosyal Sorumluluk:</strong> Organ bağışı konusunda bilinçlendirme ve kayıt çalışmaları.</p>
	</li>
</ul>

<h3><strong>Dr. Beytullah Şahin: "Farkındalık Önceliğimiz"</strong></h3>

<p>Programda vatandaşlarla bir araya gelen İl Sağlık Müdürü Dr. Beytullah Şahin, koruyucu hekimliğin önemine dikkat çekti:</p>

<p><em>"Toplum sağlığını korumak ve sağlıklı yaşam bilincini güçlendirmek için bu tür farkındalık programları çok önemli. Her vatandaşımızın sağlık hizmetlerine kolay erişebilmesi önceliğimizdir. Ramazan boyunca sağlıklı yaşam kültürünü hep birlikte yaygınlaştıracağız."</em></p>

<h3><strong>Sağlıklı Hayat Merkezleri ve MHRS Tanıtıldı</strong></h3>

<p>Etkinlikte sadece anlık ölçümler yapılmadı; aynı zamanda vatandaşların uzun vadeli sağlık takibi için <strong>Sağlıklı Hayat Merkezleri (SHM)</strong> tanıtıldı. Vatandaşlar, <strong>Alo 182 MHRS</strong> hattı üzerinden nasıl randevu alacakları konusunda bilgilendirilerek profesyonel destek almaları için yönlendirildi.</p>

<h3><strong>Ramazan Boyunca Devam Edecek</strong></h3>

<p>Gaziantep İl Sağlık Müdürlüğü, bu tür programların Ramazan ayı süresince kentin farklı noktalarında devam edeceğini duyurdu. Hedef; oruç tutarken beslenme ve yaşam alışkanlıklarını sağlıklı bir düzleme oturtmak.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 11 Mar 2026 10:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2026/03/gaziantepte-ramazanda-saglik-seferberligi-dr-beytullah-sahinden-kritik-cagri-onceligimiz-saglikli-yasam-1773215303.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Medical Point Gaziantep’ten Serebral Palsi Rehberi: Erken Teşhisle Kemik Deformitelerine Son!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/medical-point-gaziantepten-serebral-palsi-rehberi-erken-teshisle-kemik-deformitelerine-son-6760</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/medical-point-gaziantepten-serebral-palsi-rehberi-erken-teshisle-kemik-deformitelerine-son-6760</guid>
                <description><![CDATA[Medical Point Gaziantep Hastanesi Uzmanı Op. Dr. Mahmut Bilir, serebral palsili çocuklarda erken ortopedik takibin önemine dikkat çekti. Kas sertliği, kalça çıkığı ve yürüme bozukluklarının erken teşhisle önlenebileceğini belirten Bilir, multidisipliner yaklaşımın başarıyı artırdığını vurguladı. İşte serebral palsi tedavisinde ailelerin dikkat etmesi gereken kritik noktalar...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h3><strong>SEREBRAL PALSİDE ERKEN ORTOPEDİK TAKİP: ÇOCUKLARIN BAĞIMSIZ HAREKETİ İÇİN KRİTİK ADIM!</strong></h3>

<p>Çocukluk çağında en sık görülen hareket ve koordinasyon bozukluğu olan Serebral Palsi (SP), doğru müdahale ile çocukların hayat standartlarını zirveye taşıyabiliyor. <strong>Op. Dr. Mahmut Bilir</strong>, hastalığın sadece nörolojik değil, ortopedik açıdan da sıkı takip edilmesi gerektiğinin altını çizdi.</p>

<h3><strong>Kas Sertliği ve Kemik Deformitesi Riski</strong></h3>

<p>Serebral palsili çocuklarda kasların normalden farklı çalışması, zamanla vücut yapısında kalıcı hasarlara yol açabiliyor. Dr. Bilir, en sık karşılaşılan sorunları şöyle sıraladı:</p>

<ul>
	<li>
	<p><strong>Kas Dengesizliği:</strong> Bazı kasların çok sert, bazılarının ise zayıf olması.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Kalça Çıkığı:</strong> Takip edilmeyen kas sertliğinin kalça eklemini yerinden çıkarması.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Ayak Deformiteleri:</strong> Yürümeyi zorlaştıran şekil bozuklukları.</p>
	</li>
</ul>

<h3><strong>Tedavide "Kişiye Özel" Planlama</strong></h3>

<p>Her çocuğun hastalığı yaşama seviyesinin farklı olduğunu belirten Dr. Bilir, tedavi sürecinin bileşenlerini açıkladı:</p>

<ol start="1">
	<li>
	<p><strong>Fizik Tedavi:</strong> Hareket kabiliyetini korumak için temel taş.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Yardımcı Cihazlar:</strong> Ortez ve destek aparatları ile doğru duruşun sağlanması.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Cerrahi Müdahale:</strong> Gerekli durumlarda deformiteleri düzeltmek için yapılan operasyonlar.</p>
	</li>
</ol>

<p><em>"Amacımız çocukların mümkün olan en bağımsız şekilde hareket edebilmesini sağlamak ve günlük yaşam aktivitelerini kolaylaştırmaktır."</em> — <strong>Op. Dr. Mahmut Bilir</strong></p>

<h3><strong>Multidisipliner Yaklaşım Başarının Anahtarı</strong></h3>

<p>Serebral palsi tedavisinin tek bir branşla sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayan uzman, <strong>Medical Point Gaziantep Hastanesi</strong> bünyesinde uygulanan iş birliğine dikkat çekti. Ortopedi, fizik tedavi ve rehabilitasyon ile nöroloji birimlerinin birlikte çalışması, çocuğun gelişimini bütüncül olarak destekliyor.</p>

<h3><strong>Ailelere Çağrı: Kontrolleri Aksatmayın!</strong></h3>

<p>Erken dönemde yapılan ortopedik değerlendirmelerin, ileride oluşabilecek ve tedavisi çok daha zor olan ağır deformitelerin önüne geçtiği ifade edildi. Ailelerin, çocuklarının yürüme ve hareket gelişimindeki en ufak farklılıkta bir ortopedi uzmanına danışması hayati önem taşıyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 11 Mar 2026 10:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2026/03/medical-point-gaziantepten-serebral-palsi-rehberi-erken-teshisle-kemik-deformitelerine-son-1773215154.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gaziantep&#039;te Çocuk Acilleri Alarm Veriyor! Uzman İsimden Korkutan Uyarı: &#039;Kusma Ve Ateş Varsa Sakın Vakit Kaybetmeyin!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/gaziantepte-cocuk-acilleri-alarm-veriyor-uzman-isimden-korkutan-uyari-kusma-ve-ates-varsa-sakin-vakit-kaybetmeyin-6560</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/gaziantepte-cocuk-acilleri-alarm-veriyor-uzman-isimden-korkutan-uyari-kusma-ve-ates-varsa-sakin-vakit-kaybetmeyin-6560</guid>
                <description><![CDATA[Medical Point Gaziantep Hastanesi Acil Servis Uzmanı Uzm. Dr. Baki Doğan, son günlerde çocuklarda ateş, kusma ve ishal şikayetlerinde ciddi bir artış yaşandığını açıkladı. Viral enfeksiyonların küçük yaş grubunda hızlı sıvı kaybına (dehidratasyon) yol açabileceğini belirten Doğan, aileleri "antibiyotik kullanımı" ve "acil başvuru kriterleri" konusunda uyardı. İşte detaylar...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h2><strong>Gaziantep'te Çocuk Acillerinde "Salgın" Yoğunluğu! Uzman Dr. Baki Doğan Uyardı: "Tablo Hızla Ağırlaşabilir!"</strong></h2>

<p>Gaziantep genelinde mevsimsel geçişin etkisiyle çocuklarda görülen viral enfeksiyon vakalarında patlama yaşanıyor. <strong>Medical Point Gaziantep Hastanesi</strong> Acil Servisi’ne yapılan başvurularda ateş, kusma ve ishal üçlüsü başı çekerken, uzmanlar tablonun özellikle küçük çocuklarda hızla ağırlaşabileceği konusunda uyardı.</p>

<h2><strong>Viral Enfeksiyonlar Kapıyı Çaldı</strong></h2>

<p>Acil Servis Uzmanı <strong>Uzm. Dr. Baki Doğan</strong>, son dönemde yaşanan vaka artışının temelinde viral enfeksiyonların yattığını belirtti. Doğan, "Özellikle yüksek ateş, mide bulantısı, kusma ve ishal şikayetlerini sıkça görmekteyiz. Bu vakaların büyük kısmı viral kaynaklı olsa da, küçük çocuklarda sıvı kaybı riski nedeniyle durum kısa sürede ciddileşebiliyor" dedi.</p>

<h2><strong>Bu 4 Belirti Varsa Vakit Kaybetmeyin!</strong></h2>

<p>Dr. Baki Doğan, ailelerin paniğe kapılmadan ancak dikkatli bir gözlemle hareket etmeleri gerektiğini vurgulayarak, şu durumlarda acilen bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini hatırlattı:</p>

<ul>
	<li>
	<p><strong>38°C üzerinde</strong> ve ilaçla kontrol altına alınamayan inatçı ateş.</p>
	</li>
	<li>
	<p>Beslenmeyi engelleyen, <strong>sık tekrarlayan kusma.</strong></p>
	</li>
	<li>
	<p>Günde <strong>5’ten fazla</strong> sulu ishal.</p>
	</li>
	<li>
	<p>Aşırı halsizlik, ağız kuruluğu ve <strong>idrar miktarında belirgin azalma.</strong></p>
	</li>
</ul>

<h2><strong>En Büyük Tehlike: Sıvı Kaybı (Dehidratasyon)</strong></h2>

<p>İshal ve kusma vakalarında en hayati riskin vücudun susuz kalması olduğunu belirten Doğan, "Çocuklara sık aralıklarla sıvı verilmesi çok önemlidir. Ancak çocuk ağızdan sıvı alamayacak kadar kötü durumdaysa, damar yoluyla sıvı takviyesi gerekebilir. Bu noktada tıbbi değerlendirme şarttır" ifadelerini kullandı.</p>

<h2><strong>"Bilinçsiz Antibiyotik Kullanmayın!"</strong></h2>

<p>Halk arasında her ateşli hastalıkta antibiyotiğe sarılma alışkanlığının yanlış olduğunu hatırlatan Uzm. Dr. Baki Doğan, "Antibiyotikler viral enfeksiyonlarda etkisizdir. Bilinçsiz ilaç kullanımı hem vücut direncini düşürür hem de iyileşme sürecini uzatır. Doktor önermedikçe ilaç kullanmayın" dedi.</p>

<h2><strong>Hijyen Ve Takip Şart</strong></h2>

<p>Bulaşıcı hastalıkların önlenmesinde el hijyeninin ve çocukların genel durumunun yakından izlenmesinin kilit rol oynadığını belirten Doğan, özellikle kreş ve okul çağındaki çocukların temaslarına dikkat edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Feb 2026 10:29:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2026/02/gaziantepte-cocuk-acilleri-alarm-veriyor-uzman-isimden-korkutan-uyari-kusma-ve-ates-varsa-sakin-vakit-kaybetmeyin-1771831882.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yoğurt, doğal bir bağırsak kalkanı işlevi görüyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/yogurt-dogal-bir-bagirsak-kalkani-islevi-goruyor-6514</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/yogurt-dogal-bir-bagirsak-kalkani-islevi-goruyor-6514</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, yoğurt başta olmak üzere doğru beslenme alışkanlıklarının kolon kanseri riskini azaltmadaki koruyucu rolü hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji ve<strong> </strong>Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, yoğurt başta olmak üzere doğru beslenme alışkanlıklarının kolon kanseri riskini azaltmadaki koruyucu rolü hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>Yoğurt tüketimi kalın bağırsak kanserine karşı koruyucu olabilir! </strong></p>

<p>Bağırsak sağlığı ve beslenme arasındaki ilişkinin son yıllarda bilim dünyasında yoğun bir şekilde araştırıldığını ifade eden Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Yeni yayınlanan çalışmalarda yoğurt tüketiminin bağırsak mikrobiyomuna olumlu yönde etki ederek kalın bağırsak kanserine karşı koruyucu etkileri olduğu saptanmıştır.” dedi.</p>

<p>Günde iki porsiyon yoğurt tüketen bireylerde, özellikle kalın bağırsağın proksimal kolon dediğimiz kısmında, kanser riskinin yüzde 20 düştüğünün görüldüğünü aktaran Prof. Dr. Atamer, “Yoğurdun içeriğindeki probiyotik bakteriler, özellikle laktobasilus ve bifidobakteriyum türleri sayesinde bağırsak florasını dengeleyerek enflamasyon dediğimiz iltihaplanmayı baskılayabilirler, toksinlerin hücre hasarına neden olmasını engelleyebilirler. Araştırmacılar, bu bakterilerin bağırsak mukozasını güçlendirerek kanserojen  bileşiklerin zararını en aza indirmesini sağladığını belirtmektedirler. Yani yoğurt doğal bir kalkan olabilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Yoğurt, bağırsak sağlığı için güçlü ve koruyucu bir besin! </strong></p>

<p>Yoğurdun sadece probiyotik bakteriler açısından değil, aynı zamanda biyoaktif bileşikler ve kalsiyum açısından da zengin bir kaynak olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Bunlar da bağırsak bariyerinin güçlenmesini, fonksiyonlarının artmasını ve toksinlerin emiliminin engellenmesini sağlar.” dedi.</p>

<p>Bu nedenle yoğurt gibi fermente gıdaların tüketilmesinin, hem bağırsak mikrobiyotasının dengesini koruyarak iltihaplanmayı baskıladığını hem de uzun vadede kanser riskini azaltabileceğini dile getiren Prof. Dr. Atamer, “Ancak yoğurt seçiminde dikkatli olunması gerekir. Şeker ilaveli veya yapay katkı maddeleri içeren yoğurtlar yerine doğal ve probiyotik açısından zengin ürünlerin tercih edilmeli.” uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>Kolon kanserini önlemek için beslenme önemli! </strong></p>

<p>Kolon kanserlerinin, gastrointestinal kanserler arasında üçüncü sırada yer aldığını hatırlatan Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Bunu önlemek için beslenme son derece önemlidir.” dedi.</p>

<p>Beslenmede yer verilmesi gereken besinlere değinen Prof. Dr. Atamer, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Lifli gıdaların tüketilmesinde fayda vardır. Yüksek lif içeren besinler sindirimi düzenler, bağırsağın temizlenmesini sağlar ve zararlı maddelerin vücuttan atılmasına yardımcı olur. Tam tahıllar, yulaf, arpa, kepekli ekmek ve baklagiller bu gruba girer. Ayrıca lifli gıdalar kolon kanserine karşı koruyucu etkiye sahiptir. Brokoli ve turpgiller, karnabahar, lahana ve Brüksel lahanası gibi sebzeler yüksek oranda antioksidan içerirler. Bu sebzeler kanser hücrelerinin büyümesini engelleyebilirler. Yeşil yapraklı sebzelerden olan ıspanak, pazı, roka gibi sebzeler yüksek oranda lif ve vitamin içerirler. Bu sebzeler vücutta iltihaplanmayı azaltır ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Ayrıca folat bakımından zengindirler ve DNA hasarını önlemeye yardımcı olabilirler. </p>

<p>Omega 3 yağ asitleri içeren somon, sardalya ve ceviz gibi besinler antienflamatuar özelliklere sahiptir. Omega 3 yağ asitleri de vücuttaki iltihaplanmayı azaltarak kansere karşı koruyucu etki gösterir. Yaban mersini, çilek, ahududu ve böğürtlen gibi meyveler yüksek oranda antioksidan içerirler. Oksidasyonun yarattığı serbest radikallerin vücuda zarar vermesini engelleyerek kansere karşı koruyucu etkileri vardır. Sarımsağın da kolon kanserine karşı koruyucu etkileri bulunmaktadır. Ayrıca alkolden uzak durulmalı ve düzenli egzersiz yapılmalıdır; bunların da kansere karşı koruyucu etkisi vardır.”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 20 Feb 2026 20:02:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2026/02/yogurt-dogal-bir-bagirsak-kalkani-islevi-goruyor-1771606921.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gaziantep’te Sağlık Devrimi! GAÜN Hastanesi Laboratuvarı Yenilendi: Sonuçlar Artık Çok Daha Hızlı!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/gaziantepte-saglik-devrimi-gaun-hastanesi-laboratuvari-yenilendi-sonuclar-artik-cok-daha-hizli-6483</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/gaziantepte-saglik-devrimi-gaun-hastanesi-laboratuvari-yenilendi-sonuclar-artik-cok-daha-hizli-6483</guid>
                <description><![CDATA[Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) Hastanesi, sağlık teknolojileri alanında Türkiye’de bir "ilki" gerçekleştirerek bölgedeki sağlık hizmeti çıtasını bir üst seviyeye taşıdı. Biyokimya ve hormon laboratuvarının tamamen yenilenmesiyle, hastalar için sonuç bekleme süreleri kısalırken, güvenilirlik payı maksimize edildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>GAÜN Hastanesi yeni laboratuvar sistemi</strong> ile tahlil süreçleri nasıl değişecek? Gaziantep Üniversitesi Hastanesi, biyokimya ve hormon analizlerinde Türkiye’de daha önce kullanılmamış, son teknolojiye sahip bir sistemi devreye aldı. Test süreci başarıyla tamamlanan yeni cihazlar sayesinde, hasta numuneleri daha kontrollü, hızlı ve güvenilir bir şekilde analiz edilecek. Numune atım işlemlerinden serum saklamaya kadar her şeyin otomatikleştiği bu dev yatırımın açılışı, rektörlük ve hastane yönetiminin katılımıyla gerçekleşti. İşte GAÜN laboratuvarındaki "ilk"lerin detayları...</p>

<p><strong>Laboratuvarda İnsan Hatasına Yer Yok!</strong></p>

<p>GAÜN Hastanesi Biyokimya ve Hormon Laboratuvarı, baştan sona yenilenen altyapısıyla bölgenin en modern tahlil merkezi haline geldi. Merkez Laboratuvarı Koordinatörü <strong>Prof. Dr. İclal Geyikli Çimenci</strong>, yeni sistemin en büyük özelliğinin numune süreçlerini "tam otomatik" hale getirmesi olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>Yeni Sistemin Sağladığı Avantajlar:</strong></p>

<ul>
	<li>
	<p><strong>Hızlı Sonuç:</strong> Analiz süreçleri önemli ölçüde hızlanarak hasta bekleme süreleri minimize edildi.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Yüksek Güvenilirlik:</strong> Türkiye’de ilk kez uygulanan teknoloji ile sonuçların doğruluğu ve güvenilirliği artırıldı.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Otomatik Numune Yönetimi:</strong> Çalışma sonrası kalan serumlar belirli süre güvenle saklanabiliyor ve atım işlemleri otomatik yapılıyor.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Maksimum Verimlilik:</strong> Rutin biyokimya ve hormon analizlerinde %100'e yakın verimlilik sağlandı.</p>
	</li>
</ul>

<p><strong>"Sağlık Hizmetinin Niteliği Güçlenecek"</strong> Açılış töreninde konuşan Rektör Yardımcısı <strong>Prof. Dr. Mehmet Tarakçıoğlu</strong>, bu teknolojik yatırımın Gaziantep ve çevre illere sunulan sağlık hizmetinin kalitesini artıracağını belirtti. Başhekim <strong>Prof. Dr. Oğuzhan Saygılı</strong> ve yönetim ekibi, üç aylık test sürecinin ardından sistemin tam kapasiteyle hasta kabulüne hazır olduğunu teyit etti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 19 Feb 2026 21:37:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2026/02/gaziantepte-saglik-devrimi-gaun-hastanesi-laboratuvari-yenilendi-sonuclar-artik-cok-daha-hizli-1771526364.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kalp krizi şüphesiyle kaldırılmıştı… Hakan Taşıyan için kritik karar: Kimseyle görüştürülmüyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/kalp-krizi-suphesiyle-kaldirilmisti-hakan-tasiyan-icin-kritik-karar-kimseyle-gorusturulmuyor-6197</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/kalp-krizi-suphesiyle-kaldirilmisti-hakan-tasiyan-icin-kritik-karar-kimseyle-gorusturulmuyor-6197</guid>
                <description><![CDATA[Arabesk müziğin sevilen ismi Hakan Taşıyan, kalp krizi şüphesiyle hastaneye kaldırıldı. 10 gündür tedavi altında olan sanatçı için enfeksiyon riskine karşı ziyaret yasağı getirildi. Ailesi ise sağlık durumunun her geçen gün iyiye gittiğini açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türk arabesk müziğinin sevilen sesi <strong>Hakan Taşıyan</strong>, Ankara’da yaşadığı <strong>kalp krizi şüphesi</strong> sonrası hastanede tedavi altına alındı. Yaklaşık <strong>10 gündür hastanede</strong> bulunan sanatçının sağlık durumuyla ilgili yeni gelişmeler paylaşıldı.</p>

<p>İlk etapta kalp krizi ihtimali üzerinde durulurken, yapılan kontrollerin ardından rahatsızlığın <strong>böbrek nakli sonrası gelişen komplikasyonlardan</strong> kaynaklandığı belirlendi. Taşıyan’ın, naklin gerçekleştirildiği hastanede doktorlarının gözetiminde tedavisine devam ettiği öğrenildi.</p>

<h3>Ziyaret yasağı getirildi</h3>

<p>Sanatçının abisi <strong>Fikret Taşıyan</strong>, yoğun ilgi nedeniyle hastanede kalabalık oluştuğunu belirterek, enfeksiyon riskine karşı <strong>ziyaretçi kabul edilmediğini</strong> açıkladı.</p>

<p>“Her gün onlarca kişi geliyor ancak mikrop kapmaması için kimseyle görüştürmüyoruz. Genel durumu her geçen gün daha iyi. Yakında taburcu olmasını bekliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>

<h3>Yoğun bakımda takip ediliyor</h3>

<p>Prof. Dr. Balcı’nın verdiği bilgiye göre, göğüs ağrısı ve kalp krizi şüphesiyle hastaneye başvuran Taşıyan, tedbir amaçlı <strong>koroner yoğun bakım ünitesine</strong> alındı. Kardiyolojik riskin düşük olduğu belirtilse de, geçmişte geçirdiği ağır operasyonlar nedeniyle sürecin dikkatle takip edildiği aktarıldı.</p>

<p>Sanatçının moralinin yüksek olduğu ve hayranlarından gelen mesajların kendisine güç verdiği ifade edildi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 06 Feb 2026 23:14:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2026/02/kalp-krizi-suphesiyle-kaldirilmisti-hakan-tasiyan-icin-kritik-karar-kimseyle-gorusturulmuyor-1770409050.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Medical Point Gaziantep Hastanesi’nde Dünya Kanser Günü’ne özel anlamlı etkinlik: “Birlikte Güçlüyüz” mesajı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/medical-point-gaziantep-hastanesinde-dunya-kanser-gunune-ozel-anlamli-etkinlik-birlikte-gucluyuz-mesaji-6107</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/medical-point-gaziantep-hastanesinde-dunya-kanser-gunune-ozel-anlamli-etkinlik-birlikte-gucluyuz-mesaji-6107</guid>
                <description><![CDATA[4 Şubat Dünya Kanser Günü kapsamında Medical Point Gaziantep Hastanesi’nde hastalar, hekimler ve sağlık çalışanları bir araya geldi. Sertifika töreni, umut mesajları ve pasta kesimiyle gerçekleşen etkinlikte dayanışma ve moral ön plana çıktı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>4 Şubat Dünya Kanser Günü dolayısıyla Medical Point Gaziantep Hastanesi’nde farkındalık ve moral odaklı özel bir program düzenlendi.</strong> Duygu yüklü etkinliğe kanser hastaları, tıbbi onkoloji hekimleri, sağlık çalışanları ve Gaziantep Şehitkamil Belediyesi Başkan Yardımcısı Hülya Kılıç katıldı.</p>

<p>Program, Medical Point Gaziantep Hastanesi Başhekimi ve Göğüs Cerrahisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. Ekber Şahin’in açılış konuşmasıyla</strong> başladı.</p>

<h3>“Kanserle mücadele umut ve dayanışma gerektirir”</h3>

<p>Prof. Dr. Şahin, kanserle mücadelenin yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyal bir süreç olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:</p>

<p>“Kanser, yalnızca bedenle değil; umutla, sabırla ve dayanışmayla mücadele edilmesi gereken bir süreçtir. Bilimsel tedaviyi yürütürken hastalarımızın moral ve motivasyonunu güçlü tutmak en az tedavi kadar önemlidir. Bugün burada olmamızın amacı, hastalarımıza yalnız olmadıklarını hissettirmek ve yanlarında olduğumuzu göstermektir.”</p>

<h3>“Bu mücadele toplumun ortak sorumluluğu”</h3>

<p>Etkinlikte konuşan <strong>Şehitkamil Belediyesi Başkan Yardımcısı Hülya Kılıç</strong> ise kurumlar arası iş birliğinin önemine vurgu yaptı:</p>

<p>“Kanserle mücadele sadece sağlık kurumlarının değil, toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluğudur. Bu anlamlı organizasyonu düzenleyen hastane yönetimine ve sağlık çalışanlarına teşekkür ediyorum. Hastalarımıza umut olmak hepimizin görevidir.”</p>

<h3>Hekimlerden umut ve moral mesajı</h3>

<p>Programın devamında Tıbbi Onkoloji hekimleri ve Klinik Psikolog da hastalara destek mesajları verdi.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Alper Sevinç:</strong><br />
“Tedavide bilim kadar moral ve inanç da büyük rol oynar. Bu yolu hastalarımızla birlikte yürüyoruz.”</p>

<p><strong>Doç. Dr. M. Emin Kalender:</strong><br />
“Hasta-hekim arasında kurulan güven bağı tedavinin en güçlü parçasıdır.”</p>

<p><strong>Doç. Dr. Gökmen Aktaş:</strong><br />
“Kanser tedavisi ekip işidir. Fiziksel ve ruhsal iyilik için birlikte çalışıyoruz.”</p>

<p><strong>Klinik Psikolog Selin Seda Koçakgöl:</strong><br />
“Duyguların paylaşılması iyileştiricidir. Psikolojik destek süreci daha sağlıklı atlatmayı sağlar.”</p>

<h3>Sertifika töreni ve “Birlikte Güçlüyüz” pastası</h3>

<p>Etkinliğin en anlamlı anlarından biri ise <strong>hastalar için özel hazırlanan manevi mesajlı sertifikaların takdimi</strong> oldu. Hekimlerin sertifikaları hastalarına bizzat vermesi duygusal anlara sahne oldu.</p>

<p>Program, üzerinde <strong>“Birlikte Güçlüyüz”</strong> yazılı pastanın kesilmesiyle sona erdi. Pasta kesimi, dayanışma ve umut mesajının simgesi haline geldi.</p>

<p>Etkinlik boyunca hastalara ve misafirlere ikramlar sunulurken, samimi atmosfer katılımcılar tarafından memnuniyetle karşılandı.</p>

<h3>“Farkındalık ve moral için devam edecek”</h3>

<p>Medical Point Gaziantep Hastanesi yetkilileri, Dünya Kanser Günü kapsamında düzenlenen bu tür organizasyonların hem farkındalık oluşturduğunu hem de hastalara moral verdiğini belirterek benzer etkinliklerin sürdürüleceğini ifade etti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 04 Feb 2026 16:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2026/02/medical-point-gaziantep-hastanesinde-dunya-kanser-gunune-ozel-anlamli-etkinlik-birlikte-gucluyuz-mesaji-1770213088.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gaziantep Şehir Hastanesi’nden Besin Zehirlenmesi Uyarısı: “Basit Görülmemeli, Hayati Sonuçlar Doğurabilir”</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/gaziantep-sehir-hastanesinden-besin-zehirlenmesi-uyarisi-basit-gorulmemeli-hayati-sonuclar-dogurabilir-5944</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/gaziantep-sehir-hastanesinden-besin-zehirlenmesi-uyarisi-basit-gorulmemeli-hayati-sonuclar-dogurabilir-5944</guid>
                <description><![CDATA[Gaziantep Şehir Hastanesi Acil Tıp Kliniği’nde görev yapan Uzm. Dr. Abdullah Önür, besin zehirlenmelerine karşı vatandaşları uyardı. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine dikkat çeken Önür, her yıl dünya genelinde 600 milyon kişinin gıda kaynaklı hastalık geçirdiğini, gelişmiş ülkelerde bile her 10 kişiden birinin besin zehirlenmesi yaşadığını belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h2>“Çoğu zaman hafif seyretse de besin zehirlenmeleri; organ yetmezliği ve ölüme kadar varabilen ciddi sonuçlara yol açabiliyor. Bu nedenle mutlaka ciddiye alınmalıdır” diyen Önür, özellikle risk gruplarının daha dikkatli olması gerektiğini vurguladı.</h2>

<h3>Besin Zehirlenmesi Nedir?</h3>

<p>Besin zehirlenmesi; <strong>bakteri, virüs, parazit</strong> ya da bu mikroorganizmaların ürettiği toksinlerle kirlenmiş yiyecek ve içeceklerin tüketilmesi sonucu ortaya çıkan <strong>akut bir hastalık</strong> olarak tanımlanıyor.</p>

<h3>Kimler Daha Fazla Risk Altında?</h3>

<p>Uzm. Dr. Abdullah Önür’e göre besin zehirlenmesi bazı gruplarda daha ağır seyredebilir:</p>

<ul>
	<li>
	<p><strong>Bebekler ve küçük çocuklar:</strong> Bağışıklık sistemleri zayıf, sıvı kaybına daha duyarlılar</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>65 yaş üstü bireyler:</strong> Kronik hastalıklar nedeniyle ağır tablo gelişebiliyor</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Gebeler:</strong> Özellikle <em>Listeria</em> gibi bakteriler anne ve bebek için ciddi risk oluşturuyor</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Kronik hastalar:</strong> Diyabet, böbrek ve karaciğer yetmezliği, kalp hastalıkları olanlar</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Bağışıklığı baskılanmış kişiler:</strong> Kanser tedavisi görenler, kortizon kullananlar, organ nakli hastaları</p>
	</li>
</ul>

<h3>Besin Zehirlenmesinin Belirtileri</h3>

<p>Besin zehirlenmesi genellikle kısa sürede belirtilerle kendini gösteriyor:</p>

<ul>
	<li>
	<p>Ani başlayan bulantı</p>
	</li>
	<li>
	<p>Sık kusma</p>
	</li>
	<li>
	<p>Sulu ishal</p>
	</li>
	<li>
	<p>Kramp tarzı karın ağrısı</p>
	</li>
	<li>
	<p>Ateş, üşüme ve titreme</p>
	</li>
	<li>
	<p>Halsizlik</p>
	</li>
</ul>

<h3>Evde İlk Müdahale Nasıl Olmalı?</h3>

<p>Hafif vakalarda evde alınabilecek önlemler şunlar:</p>

<ul>
	<li>
	<p>Bol su tüketmek, <strong>oral rehidratasyon solüsyonu (ORS)</strong> kullanmak</p>
	</li>
	<li>
	<p>Muz, pirinç lapası, haşlanmış patates, kızarmış ekmek gibi hafif gıdalar tüketmek</p>
	</li>
	<li>
	<p>Ateş durumunda <strong>parasetamol</strong> kullanmak</p>
	</li>
	<li>
	<p>Yeterli dinlenme sağlamak</p>
	</li>
</ul>

<h3>Ne Zaman Hastaneye Başvurulmalı?</h3>

<p>Aşağıdaki durumlarda <strong>gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerekiyor</strong>:</p>

<ul>
	<li>
	<p>6 aydan küçük bebeklerde ishal veya kusma</p>
	</li>
	<li>
	<p>Yaşlılar ve kronik hastalarda belirtilerin ağırlaşması</p>
	</li>
	<li>
	<p>24–48 saatten uzun süren ishal ve kusma</p>
	</li>
	<li>
	<p>Kanlı ishal veya siyah renkli dışkı</p>
	</li>
	<li>
	<p>38,5°C üzeri ateş</p>
	</li>
	<li>
	<p>Şiddetli karın ağrısı</p>
	</li>
	<li>
	<p>Ağız kuruluğu, idrar azalması, çarpıntı gibi sıvı kaybı bulguları</p>
	</li>
	<li>
	<p>Kusmanın durmaması ve sıvı alınamaması</p>
	</li>
</ul>

<h3>Besin Zehirlenmesinden Korunmak İçin Bunlara Dikkat!</h3>

<p>Uzm. Dr. Abdullah Önür, basit önlemlerle besin zehirlenmelerinin büyük ölçüde önlenebileceğini belirterek şu uyarılarda bulundu:</p>

<ul>
	<li>
	<p>Ellerin sık sık yıkanması</p>
	</li>
	<li>
	<p>Tavuk ve kırmızı etin <strong>tam pişirilmesi</strong></p>
	</li>
	<li>
	<p>Çiğ ve pişmiş gıdalar için <strong>ayrı kesme tahtaları</strong> kullanılması</p>
	</li>
	<li>
	<p>Buzdolabı sıcaklığının uygun seviyede tutulması</p>
	</li>
	<li>
	<p>Bozulduğundan şüphe edilen gıdaların tüketilmemesi</p>
	</li>
	<li>
	<p>Temiz içme suyu kullanılması, şüpheli durumlarda ambalajlı su tercih edilmesi</p>
	</li>
</ul>

<h3>“Önlenebilir Bir Sağlık Sorunu”</h3>

<p>Besin zehirlenmelerinin çoğu zaman hafif seyrettiğini ancak ihmal edildiğinde ciddi sonuçlara yol açabileceğini vurgulayan Önür, <strong>doğru hijyen, doğru saklama ve doğru pişirme yöntemleriyle bu hastalığın büyük ölçüde önlenebileceğini</strong> ifade etti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 28 Jan 2026 10:27:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2026/01/gaziantep-sehir-hastanesinden-besin-zehirlenmesi-uyarisi-basit-gorulmemeli-hayati-sonuclar-dogurabilir-1769585318.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gaziantep Şehir Hastanesi’nde Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Servisi Açıldı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/gaziantep-sehir-hastanesinde-cocuk-ve-ergen-ruh-sagligi-servisi-acildi-5881</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/gaziantep-sehir-hastanesinde-cocuk-ve-ergen-ruh-sagligi-servisi-acildi-5881</guid>
                <description><![CDATA[Gaziantep Şehir Hastanesi bünyesinde, Türkiye genelinde her ilde bulunmayan özellikli hizmetler arasında yer alan Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Servisi hizmete açıldı. Bölgenin önemli bir ihtiyacını karşılaması beklenen servisin açılışına Gaziantep Valisi Kemal Çeber, İl Sağlık Müdürü Dr. Beytullah Şahin, hastane yönetimi ve çok sayıda sağlık çalışanı katıldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h2>“Bölgemizin önemli bir ihtiyacı karşılanmış oldu”</h2>

<p>Açılışta konuşan Klinik Sorumlu Hekimleri, servisin bölge açısından büyük bir boşluğu doldurduğunu vurgulayarak,<br />
“Bölgemizde yer alan nadir servislerden biriyiz. Artık bölgenin bu alandaki ihtiyacını karşılar duruma geldik. Diğer hastanelere kıyasla daha farklı ve daha donanımlı bir yapıya sahip olduğumuzu düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.</p>

<h3>“Türkiye genelinde her ilde bulunmayan özellikli bir servis”</h3>

<p>Gaziantep Şehir Hastanesi Başhekimi <strong>Prof. Dr. Ilgın Türkçüoğlu</strong>, çocuk psikiyatrisi servislerinin ülke genelinde sınırlı sayıda olduğunu belirterek şunları söyledi:</p>

<p>“Türkiye çapında her ilde bulunmayan, özellikli bir servisi hizmete aldık. Çocuk psikiyatrisi alanında her türlü hastayı yatırabilecek donanıma sahibiz. Bölge halkına hayırlı olmasını diliyor, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.”</p>

<h3>“Nitelikli sağlık hizmetlerinin sayısını artırıyoruz”</h3>

<p>İl Sağlık Müdürü <strong>Dr. Beytullah Şahin</strong> ise Gaziantep’te nitelikli sağlık hizmetlerinin artarak devam ettiğine dikkat çekti. Şahin,<br />
“Bugün her yerde bulunmayacak, bölgenin ihtiyacını karşılayacak nitelikli bir birimin açılışı için buradayız. Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Servisimiz; bipolar bozukluk, otizm spektrum bozuklukları gibi alanlarda hizmet verecek güçlü bir ekibe sahip. Bu hizmeti halkımıza ve bölgemize en iyi şekilde sunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<h3>“Bu servis tüm bölgeye hizmet edecek”</h3>

<p>Gaziantep Valisi <strong>Kemal Çeber</strong>, kentte sağlık yatırımlarının hız kesmeden sürdüğünü belirterek, son yıllarda yatak kapasitesinde önemli artış sağlandığını ifade etti. Çeber,<br />
“Sadece son iki yılda yatak kapasitemizi 2 bin 500’ün üzerinde artırdık. Yeni hastaneler, aile sağlığı merkezleri ve sağlıklı hayat merkezleri açtık. Çok yakın zamanda yeni Kadın Doğum ve Çocuk Hastanemizi ile 25 Aralık Devlet Hastanemizi hizmete alacağız” diye konuştu.</p>

<p>Özellikli birimlere ayrı bir önem verdiklerini vurgulayan Çeber,<br />
“Bu klinik sadece Gaziantep’e değil, çevre illere ve yurt dışından gelen hastalara da hizmet edecek. Gençlerimizin sağlıklı bir psikolojiyle hayata hazırlanması için bu tür uzman kliniklerin büyük önem taşıdığını düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.</p>

<h3>Bölgede nadir bulunan bir hizmet</h3>

<p>Gaziantep Şehir Hastanesi bünyesinde <strong>100 yataklı kapalı psikiyatri hastanesinin</strong> de hizmete açıldığını hatırlatan Vali Çeber,<br />
“Her ilde bulunmayan bu hizmetlerle bölgemizin sağlık yükünü hafifletiyoruz. Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Servisimizin de hayırlı olmasını diliyor, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 24 Jan 2026 11:48:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2026/01/gaziantep-sehir-hastanesinde-cocuk-ve-ergen-ruh-sagligi-servisi-acildi-1769244560.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yapay Zekâ Göç Yönetiminde Etkili Ama Riskli: “Denetimsiz Algoritmalar Hak İhlallerine Yol Açabilir”</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/yapay-zeka-goc-yonetiminde-etkili-ama-riskli-denetimsiz-algoritmalar-hak-ihlallerine-yol-acabilir-5828</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/yapay-zeka-goc-yonetiminde-etkili-ama-riskli-denetimsiz-algoritmalar-hak-ihlallerine-yol-acabilir-5828</guid>
                <description><![CDATA[ İstinye Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Yiğit Bekir Kaya, yapay zekânın göç yönetimindeki kullanımını, beraberinde getirdiği siber güvenlik ve insan hakları sorunlarını değerlendirdi. Denetimsiz algoritmaların hak ihlallerine yol açabileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Kaya, “Yapay zekâ göç yönetiminde verimlilik sağlıyor, ancak güvenilirlik, şeffaflık ve hesap verebilirlik olmadan her algoritma potansiyel bir hak ihlali aracına dönüşebilir” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Yapay zekâ destekli sistemler, dünya genelinde göç yönetiminden sınır güvenliğine, vize değerlendirmelerinden biyometrik kimlik doğrulamaya kadar pek çok alanda aktif olarak kullanılıyor. Ancak bu teknolojilerin yeterli şeffaflık ve denetimden yoksun şekilde uygulanması, ayrımcılıktan veri ihlallerine kadar ciddi riskleri de beraberinde getiriyor. İstinye Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Yiğit Bekir Kaya, yapay zekânın göç yönetimindeki kullanımını, beraberinde getirdiği siber güvenlik ve insan hakları sorunlarını değerlendirdi.</p>

<p><strong>Türkiye ve dünyada yaygın kullanım</strong></p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Kaya’ya göre yapay zekâ, bugün göç yönetiminin neredeyse tüm aşamalarında yer alıyor. Türkiye’de GöçNet sistemi 5,5 milyon yabancının kaydını tutarken, 20’den fazla kamu kurumuyla entegre çalışıyor. Göç İdaresi Başkanlığı’nın YİMER 157 çağrı merkezi ise yapay zekâ destekli konuşma tanıma sistemiyle yedi dilde hizmet veriyor. Türkiye’nin biyometrik alandaki kapasitesine de dikkat çeken Kaya, “Milli Biyometrik Parmak İzi Sistemi sayesinde Türkiye, kendi biyometrik algoritmasını geliştiren dünyadaki yedinci ülke konumunda” dedi. Uluslararası alanda ise Avrupa Birliği’nin Frontex ajansının drone’larla göçmen geçişlerini izlediğini, ABD’nin otonom gözetim kuleleri ve plaka tanıma sistemleri kullandığını hatırlattı. Dr. Öğr. Üyesi Kaya şöyle konuştu:</p>

<p>“Suriye’de iç savaş öncesi nüfus kayıt oranı yüzde yüze yakınken, çatışmalarla birlikte birçok nüfus müdürlüğü kısmen veya tamamen tahrip oldu. BM verilerine göre Suriyeli mültecilerin yüzde 70’i temel kimlik belgelerinden yoksun. Türkiye, belge şartı aramaksızın milyonlarca Suriyeliye kapılarını açtı; bu insani yaklaşım, aynı zamanda kayıt sistemlerinin öz beyana dayalı verilerle kurulması anlamına geldi. Biyometrik sistemler kişinin daha önce kayıt yaptıran kişiyle aynı olduğunu doğrulayabiliyor, ancak ilk kayıttaki bilgilerin doğruluğunu teyit edemiyor. Bu konular, İstinye Üniversitesi’nin UNESCO ile birlikte Temmuz 2025’te düzenlediği ‘Göç Alanında Temel Yapay Zekâ Kullanımı’ okulunda ve Göç İdaresi Başkanlığı’nın 23 Ekim 2025’te Ankara’da düzenlediği etkinlikte ele alındı. Kanada’da yapay zekâ destekli sistemle Afrikalı öğrencilerin vize red oranı yüzde 75’e ulaşırken Çinli öğrencilerin yüzde 90’ı kabul alıyor. Yüz tanıma algoritmalarında koyu tenli yüzleri yanlış tanıma oranı açık tenli yüzlere göre 100 kata kadar daha yüksek. Güvenilir yapay zekâ için şeffaflık, hesap verebilirlik ve bağımsız denetim gerekiyor; ancak bu standartlar göç sistemlerinde henüz yeterince sağlanmıyor.”</p>

<p><strong>“Algoritmalar tarafsız değil”</strong></p>

<p>Yapay zekânın en büyük risklerinden birinin algoritmik ayrımcılık olduğunu vurgulayan Kaya, yüz tanıma sistemlerinin koyu tenli bireylerde hata oranının açık tenlilere göre 100 kata kadar çıkabildiğini söyledi. “ABD’de yüz tanıma hataları nedeniyle yapılan hatalı tutuklamaların tamamının Siyahi bireyleri kapsaması tesadüf değil,” diyen Kaya, İngiltere ve Kanada gibi ülkelerde de belirli ülke vatandaşlarının otomatik olarak daha ‘riskli’ sınıflandırıldığını belirtti.</p>

<p>Kaya’ya göre sorun, sistemlerin açıkça ırk ya da etnik köken sorması değil; posta kodu, ülke, lehçe gibi ‘tarafsız’ görünen değişkenlerin dolaylı ayrımcılık aracı haline gelmesi.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Kaya, “Türkiye’de Milli Biyometrik Sistemi yüzde 99,42 hassasiyet ve yüzde 99,995 doğruluk oranı açıklıyor. Ancak bu rakamların bağımsız denetim sonuçları kamuoyuyla paylaşılmadı. Biyometrik sistemlerin temel sınırlılığı şu: kayıt anında beyan edilen bilgilerin doğruluğunu teyit edemiyorlar, yalnızca aynı kişinin tekrar geldiğini doğrulayabiliyorlar” dedi.</p>

<p><strong>Biyometrik veriler geri döndürülemez riskler taşıyor</strong></p>

<p>Göç yönetiminde tutulan biyometrik verilerin siber güvenlik açısından son derece hassas olduğuna dikkat çeken Kaya, “Şifre değiştirilebilir ama parmak izi ya da yüz geometrisi değiştirilemez. Bir kez sızdırıldığında, bu veriler kişinin hayatı boyunca risk yaratır” ifadelerini kullandı. Göçmenlere ait biyometrik ve kişisel verilerin yapay zekâ sistemlerinde işlenmesinin, siber güvenlik açısından yarattığı tehlikelerle ilgili örnek de veren Dr. Öğr. Üyesi Kaya, “2022’de Amerika Göçmenlik Dairesi’nin sitesindeki bir hata yüzünden 6 bin 252 sığınmacının bilgileri herkese açık hale geldi. İçlerinden 103 Kübalı sığınmacının verileri yanlışlıkla Küba hükümetine gönderildi. Federal mahkeme bu sızıntının ‘işkence veya zulüm riskini artırdığını’ kabul etti” dedi.</p>

<p>ABD ve Avustralya’da yaşanan veri sızıntılarını hatırlatan Kaya, bu tür ihlallerin sığınmacıların yalnızca kendilerini değil, geldikleri ülkelerde kalan ailelerini de tehlikeye atabileceğini söyledi. Merkezi veri depolama yapıları ve denetimsiz taşeron firmaların, saldırı yüzeyini daha da genişlettiğini vurgulayan Kaya, şöyle devam etti:</p>

<p>“Göç sistemlerindeki güvenlik açıklarının önemli bir kaynağı, bağımsız denetimden geçmeyen taşeron firmalar ve merkezi veri depolama yapıları. Amerika’nın 290 milyon kişinin biyometrik verisini saklayan HART sistemi, kamu denetim raporlarına göre gerekli 12 gizlilik korumasından yalnızca 5’ini karşılıyor. Beş Göz İstihbarat İşbirliği anlaşmasıyla ABD, İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda arasındaki göçmen verisi paylaşımı son yıllarda 100 kat arttı; yılda 8 milyon veri sorgusu yapılıyor. En trajik örnek ise BM Mülteciler Örgütü’nün 830.000 Rohingya mültecisinin parmak izi ve fotoğraflarını Myanmar hükümetiyle paylaşması; mültecilerin büyük çoğunluğu verilerinin bu şekilde kullanılacağından habersizdi. Veri egemenliği ve yerel kontrol, bu alanda giderek daha kritik hale geliyor. Güvenilir yapay zekâ sistemleri şeffaflık, hesap verebilirlik ve bağımsız denetim gerektirir. Oysa göç veri tabanları çoğu zaman taşeron firmalarının ihmaline ve devletlerarası gizli anlaşmalara dayanıyor.”</p>

<p><strong>Uluslararası hukukla gerilim</strong></p>

<p>Yapay zekâ destekli göç sistemlerinin uluslararası hukuk ve insan hakları normlarıyla tam uyumlu olmadığını belirten Kaya, Avrupa Birliği Yapay Zekâ Yasası’nın göç ve iltica uygulamalarını “yüksek riskli” olarak sınıflandırmasına rağmen, sığınmacılar için bazı yasaklı teknolojilere hâlâ izin verildiğine dikkat çekti.</p>

<p>“Vatandaşlar üzerinde kullanılsaydı sıkı denetime tabi tutulacak sistemler, en savunmasız gruplar olan sığınmacılar üzerinde daha gevşek kurallarla uygulanıyor,” diyen Kaya, geri göndermeme ilkesinin bireysel değerlendirme gerektirdiğini hatırlattı.</p>

<p><strong>Gelecekte neler öne çıkacak</strong></p>

<p>Önümüzdeki yıllarda göç politikalarını en çok etkileyecek gelişmeler arasında yapay zekâ destekli sahte belge üretimi, büyük dil modellerinin iltica değerlendirmelerinde kullanılması ve devasa biyometrik veri tabanlarının birbirine bağlanması yer alıyor. Kaya, deepfake teknolojileriyle üretilen sahte belgelerin artık insan gözüyle ayırt edilemez hale geldiğini, buna karşı denetim mekanizmalarının aynı hızda gelişmediğini ifade etti. Avrupa’da ve Türkiye’deki çalışmalarla ilgili de bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Kaya, şunları söyledi:</p>

<p>“Avrupa Birliği’nin 2030’a kadar tamamlayacağı ‘Birlikte Çalışabilirlik Çerçevesi’ altı büyük veri tabanını birbirine bağlayarak dünyanın en büyük biyometrik deposunu oluşturacak; 6 yaşındaki çocukların bile yüz tanıma verileri bu sisteme girecek. Aralık 2025’te kurulan Kamu Yapay Zekâ Genel Müdürlüğü, Türkiye’nin bu alandaki kurumsal kapasitesini güçlendirmeyi hedefliyor. Türkiye’de İstanbul Havalimanı tamamen kağıtsız ve temassız seyahat deneyimi için biyometrik sistemler test ediyor; THY Boston ve Miami’de yüz tanıma ile uçuşa kabul süresini yüzde 50’ye kadar kısalttı. Milli Biyometrik Sistemi’ne gelecekte yüz, iris ve ses tanıma entegrasyonu planlanıyor. Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi 2021-2025 kapsamında 50 bin yapay zekâ uzmanı ve 1.000 girişim hedefleniyor.”</p>

<p><strong>“Asıl soru hukuk mekanizmalarının bu hıza nasıl yetişeceği”</strong></p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Yiğit Bekir Kaya, değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı:</p>

<p>“Yapay zekâ göç yönetiminde verimlilik sağlıyor, ancak güvenilirlik, şeffaflık ve hesap verebilirlik olmadan her algoritma potansiyel bir hak ihlali aracına dönüşebilir. Asıl soru, teknolojinin ne kadar hızlı geliştiği değil; bu hıza denetim ve hukuk mekanizmalarının nasıl yetişeceğidir.”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 23 Jan 2026 16:20:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2026/01/yapay-zeka-goc-yonetiminde-etkili-ama-riskli-denetimsiz-algoritmalar-hak-ihlallerine-yol-acabilir-1769174431.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kalp Damar Hastalıklarında Stentsiz Tedavi Mümkün mü? İlaçlı Koroner Balonlar Tedavide Yeni Bir Dönem Başlatıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/kalp-damar-hastaliklarinda-stentsiz-tedavi-mumkun-mu-ilacli-koroner-balonlar-tedavide-yeni-bir-donem-baslatiyor-5751</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/kalp-damar-hastaliklarinda-stentsiz-tedavi-mumkun-mu-ilacli-koroner-balonlar-tedavide-yeni-bir-donem-baslatiyor-5751</guid>
                <description><![CDATA[Kalp ve damar hastalıkları, hem dünyada hem de Türkiye’de en sık görülen ölüm nedenleri arasında yer alıyor. Ancak tıp teknolojisinde yaşanan gelişmeler, bu hastalıkların tedavisinde daha konforlu ve güvenli yöntemlerin önünü açıyor. Son yıllarda öne çıkan ilaçlı koroner balon tedavisi, uygun hastalarda stent kullanılmadan damar tıkanıklıklarının açılmasına olanak sağlıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h2><strong>Medical Point Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Kaplan, ilaçlı koroner balonların kalp damar hastalıklarında önemli bir alternatif haline geldiğini belirterek, tedaviye ilişkin önemli bilgiler paylaştı.</strong></h2>

<h2><strong>“Her Hasta İçin Stent En İdeal Çözüm Olmayabilir”</strong></h2>

<p>Geleneksel anjiyo yöntemlerinde daralan ya da tıkanan kalp damarlarının çoğunlukla stent ile açıldığını hatırlatan Doç. Dr. Kaplan, her hastada stentin en uygun seçenek olmayabileceğine dikkat çekti.</p>

<p>“Geleneksel yöntemlerde kalp damarları çoğunlukla stent ile açılıyordu. Ancak bazı hastalar için stent ideal bir çözüm olmayabiliyor. İlaçlı koroner balonlar, damarı açarken aynı zamanda damar duvarına özel bir ilacı kısa sürede ve etkili biçimde vererek yeniden daralma riskini azaltıyor” dedi.</p>

<h2><strong>Stent Olmadan Damar Açmak Artık Mümkün</strong></h2>

<p>İlaçlı koroner balonlar, klasik balon anjiyoplastiden farklı olarak damar duvarına ilaç salınımı yapabilen özel bir teknolojiye sahip. Bu sayede damar içinde kalıcı bir metal yapı bırakılmadan tedavi gerçekleştirilebiliyor.</p>

<p>Bu yöntemin özellikle:</p>

<ul>
	<li>
	<p>Daha önce stent takılmış ve yeniden daralma gelişmiş hastalarda</p>
	</li>
	<li>
	<p>Küçük çaplı damarlarda</p>
	</li>
	<li>
	<p>Stent yerleştirilmesinin riskli olduğu durumlarda</p>
	</li>
</ul>

<p>önemli avantajlar sunduğu belirtiliyor.</p>

<h2><strong>“Uzun Dönem Riskler Azalabiliyor”</strong></h2>

<p>Stentsiz tedavinin hastalara sağladığı faydalara değinen Doç. Dr. Mehmet Kaplan, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>

<p>“Damar içinde yabancı bir cisim bırakılmaması, uzun vadede bazı komplikasyon risklerini azaltabiliyor. Ayrıca bazı hastalarda daha kısa süreli kan sulandırıcı tedavi yeterli olabiliyor. Bu durum, özellikle kanama riski yüksek hastalar için önemli bir avantaj sağlıyor.”</p>

<h2><strong>İlaçlı Koroner Balon Tedavisi Her Hasta İçin Uygun mu?</strong></h2>

<p>Uzmanlar, her hastanın bu tedavi için uygun olmayabileceğini vurguluyor. Hastanın damar yapısı, darlığın bulunduğu bölge, darlığın özellikleri ve hastanın ek sağlık sorunları tedavi seçimini doğrudan etkiliyor. Bu nedenle ayrıntılı bir kardiyolojik değerlendirme büyük önem taşıyor.</p>

<p>Medical Point Hastanesi’nde modern tanı ve tedavi yöntemleriyle hastalara kişiye özel çözümler sunduklarını ifade eden Doç. Dr. Kaplan, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:</p>

<p>“Amacımız, hastalarımız için en güvenli ve en etkili tedavi yöntemini belirlemek. İlaçlı koroner balonlar, doğru hastada uygulandığında yüz güldürücü sonuçlar sağlayan çağdaş bir tedavi seçeneğidir.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 21 Jan 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2026/01/kalp-damar-hastaliklarinda-stentsiz-tedavi-mumkun-mu-ilacli-koroner-balonlar-tedavide-yeni-bir-donem-baslatiyor-1768976811.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yener Doğruer&#039;den ağır eleştiri!  Engel Yaşta Değil, Kararlarda</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/yener-dogruerden-agir-elestiri-engel-yasta-degil-kararlarda-5514</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/yener-dogruerden-agir-elestiri-engel-yasta-degil-kararlarda-5514</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye Beyazay Derneği Gaziantep Şube Başkanı ve Özel Pera Özel Eğitim Kurumları Kurucusu Yener Doğruer, özel gereksinimli bireyler için gündeme gelen 27 yaş sınırı uygulamasına sert tepki gösterdi. Doğruer, “Özel gereksinimli bireyleri eve hapsetmeyi kabul etmiyoruz. Bu, sosyal bir yıkımdır ve buna asla müsaade etmeyeceğiz” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) sistemlerinde yaşanan ve özel gereksinimli bireylerin eğitim hakkını kısıtlayan yaş sınırı uygulamasına ilişkin yazılı açıklama yapan Doğruer, engelli bireylerin rehabilitasyon süreçlerinin <strong>maliyet hesabı üzerinden değerlendirilemeyeceğini</strong> vurguladı.</p>

<h3><strong>“Sistem açılsa da endişemiz sürüyor”</strong></h3>

<p>Yeni yılın ilk günlerinde MEBBİS sistemi üzerinden <strong>27 yaş ve üzeri bireylerin kayıtlarının engellenmesini</strong> “vahim bir tablo” olarak nitelendiren Doğruer, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“MEB sistemlerinde ‘Sadece 0-26 yaş aralığına eğitim verilebilir’ ibaresinin yer alması, ülkemizdeki 600 bini aşkın aileyi ve binlerce eğitim çalışanını derinden sarsmıştır. Kamuoyu baskısıyla bu kısıtlamanın kaldırılmış olması bizleri rahatlatmaya yetmemiştir. Çünkü bunun teknik bir hatadan ziyade, engelli eğitimini bir yük olarak gören tehlikeli bir anlayışın yansıması olmasından endişe ediyoruz.”</p>

<h3><strong>“Kazanılmış hakların gasp edilmesine izin vermeyeceğiz”</strong></h3>

<p>Eğitimin <strong>yaşam boyu devam eden temel bir hak</strong> olduğunu vurgulayan Doğruer, yaş sınırı uygulamasının rehabilitasyon mantığına tamamen aykırı olduğunu ifade etti.</p>

<p>“Özel eğitim belli bir yaşa sığdırılamaz. 27 yaşındaki bir bireyin eğitimini kesmek, bugüne kadar devletimizin ve ailelerimizin verdiği tüm emekleri bir kalemde yok saymaktır. Bu bireyleri sosyal hayattan koparmak, sadece onları değil, bakım veren ailelerini de eve mahkûm etmek anlamına gelir.”</p>

<h3><strong>Bakanlıklara ortak sorumluluk çağrısı</strong></h3>

<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı’na da çağrıda bulunan Doğruer, “Engellinin eğitiminden tasarruf olmaz” diyerek sürecin tek bir kurumun inisiyatifine bırakılamayacağını söyledi.</p>

<p>“Eğitimden kısılan her kuruş, ilerleyen yıllarda bu bireylerin artan bakım ihtiyaçlarıyla devlete çok daha ağır bir maliyet olarak geri dönecektir. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı bu sürece derhal dâhil olmalıdır. Dört bakanlığın eşgüdümüyle, engelli haklarının pazarlık konusu yapılmadığı bir sistem kurulmalıdır.”</p>

<h3><strong>“Takipçisi olacağız”</strong></h3>

<p>Türkiye Beyazay Derneği Gaziantep Şubesi olarak sürecin yakından takipçisi olacaklarını belirten Yener Doğruer, özel gereksinimli bireylerin <strong>kazanılmış haklarının korunması</strong> için her platformda mücadele etmeye devam edeceklerini ifade ederek açıklamasını tamamladı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 04 Jan 2026 21:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2026/01/turkiye-beyazay-dernegi-gaziantep-sube-baskani-dogruerden-agir-elestiri-engel-yasta-degil-kararlarda-1767550324.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bölgenin kalbi olacak</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/bolgenin-kalbi-olacak-5372</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/bolgenin-kalbi-olacak-5372</guid>
                <description><![CDATA[Gaziantep İl Sağlık Müdürlüğü koordinasyonunda Gaziantep Şehir Hastanesi’nde kurulan TÜSEB Teknoloji Transfer Ofisi (TTO), düzenlenen törenle hizmete açıldı. Açılışta konuşan İl Sağlık Müdürü Dr.Beytullah Şahin, ofisin “Sağlıklı Türkiye Yüzyılı” vizyonu doğrultusunda koruyan, geliştiren ve üreten sağlık anlayışının somut bir yansıması olduğunu vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Gaziantep Şehir Hastanesi’nin modern altyapısıyla vatandaşın sağlığını koruyan güçlü bir merkez olduğuna dikkat çeken Dr.Şahin, koruyucu sağlık hizmetlerinin artık yalnızca tedaviyle sınırlı kalmadığını, bilimsel öngörü ve veri odaklı yaklaşımlarla desteklendiğini belirtti. TÜSEB Teknoloji Transfer Ofisi’nin, hastalıklar ortaya çıkmadan önce önlemeyi hedefleyen yeni nesil tarama ve takip teknolojilerinin geliştirileceği bir merkez olacağı kaydedildi.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><img alt="" src="https://www.gazeteseyyar.com/public/images/detay/1.jpeg" style="height:399px; width:800px" /></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:13.5pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Geliştiren Sağlık: Bilgi ve İnovasyon Bir Arada</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Konuşmada, bilginin sağlık sistemini ileriye taşıyan en temel güç olduğu vurgulanırken, TÜSEB TTO’nun akademik birikimi inovasyonla buluşturarak teşhis ve tedavi yöntemlerini modernize edeceği ifade edildi. Ofiste geliştirilecek yazılım ve tıbbi cihazların, sağlık hizmetlerinin kalitesini dünya standartlarının üzerine taşıyacağına dikkat çekildi.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:13.5pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Üreten Sağlık: Yerli ve Milli Teknolojinin Merkezi</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">“Üreten Sağlık” vizyonunun altını çizen İl Sağlık Müdürü, bilginin ticarileşmesinin yerli ve milli üretim açısından kritik önem taşıdığını belirtti. Türkiye’nin artık yalnızca teknoloji tüketen değil, patent alan, lisanslayan ve kendi tıbbi teknolojisini ihraç eden bir ülke olma yolunda ilerlediğini söyleyen Dr.Şahin, Gaziantep’te açılan bu ofisin söz konusu vizyonun bölgedeki kalbi olacağını dile getirdi.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;"><img alt="" src="https://www.gazeteseyyar.com/public/images/detay/2.jpeg" style="height:600px; width:800px" /></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:13.5pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Gaziantep’ten Türkiye Yüzyılı’na Sağlık Vizyonu</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Gaziantep’in güçlü girişimcilik kültürü ile TÜSEB’in bilimsel altyapısının birleşmesinin, Türkiye Yüzyılı’nın sağlık alanındaki hedeflerine önemli katkı sağlayacağı belirtilirken, TÜSEB Teknoloji Transfer Ofisi’nin sağlıkta dışa bağımlılığı azaltarak inovasyon ekosistemini güçlendireceği ifade edildi.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">İl Sağlık Müdürü, konuşmasının sonunda başta Sağlık Bakanlığı ve TÜSEB Başkanlığı olmak üzere emeği geçen tüm kişi ve kurumlara teşekkür ederek, “Sağlıklı Türkiye Yüzyılı, sağlıklı bir gelecek için durmadan çalışmaya devam edeceğiz” mesajını verdi.</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 24 Dec 2025 14:56:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2025/12/bolgenin-kalbi-olacak-1766577491.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dr. Aynur Dağdemir, Gaziantep’te anıldı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/dr-aynur-dagdemir-gaziantepte-anildi-5153</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/dr-aynur-dagdemir-gaziantepte-anildi-5153</guid>
                <description><![CDATA[Türk Tabipleri Birliği (TTB) Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu ile TTB Merkez Konseyi / Gaziantep–Kilis Tabip Odası, 19 Kasım 2015’te katledilen Dr. Aynur Dağdemir’i ölümünün 10. yılında düzenlenen etkinlikle andı. Etkinlikte, sağlık çalışanlarına ve kadınlara yönelik şiddetin her geçen yıl arttığı vurgulanarak, mücadele ve dayanışma çağrısı yapıldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong>“Şiddet normalleşiyor, önlemler alınmıyor”</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yapılan açıklamada, Samsun’da sekreterini eski eşinin şiddetinden korurken yaşamını yitiren Dr. Aynur Dağdemir’in anısının mücadeleyle yaşatıldığı ifade edildi. Sağlık çalışanlarının ve kadınların şiddet sarmalı içinde korunamadığına dikkat çekilerek, her yıl yeni kayıplar verilmesine rağmen etkili önlemlerin hâlâ hayata geçirilmediği kaydedildi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong>Erkek şiddeti nedeniyle yaşamını yitiren sağlık çalışanları unutulmadı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Açıklamada, son yıllarda erkek şiddeti sonucu hayatını kaybeden sağlık çalışanları da tek tek anıldı. İsimleri okunan sağlık emekçileri şöyle sıralandı: Dr. Melek Bağçe, Dr. Feray Balkan, Hemşire Sibel Kavılı, Hemşire Tuğba Koç, Hemşire Ayfer Kaya, Hemşire Hülya Tortop, Diş Hekimi Yasemin Uludağ Çetin, Hemşire Saniye Arslan, Ebe Ayşe Merve Sağ</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Onları unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız.” ifadelerine yer verildi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong>“Şiddet artık en güvenli alanlarda bile karşımıza çıkıyor”</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Açıklamada, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve kadına yönelik şiddetin sağlık sistemine de yansıdığı belirtilerek şu değerlendirme yapıldı:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Kadınların evde, iş yerinde ve sokakta şiddet tehdidi altında yaşadığı bir ülkede sağlık alanının güvenliğini beklemek imkânsız hale geliyor.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kadınları yoksullaştıran, aile içine hapseden ve eşitsizliği derinleştiren politikaların şiddeti görünmez kıldığı ve meşrulaştırdığı vurgulandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong>LGBTİ+’lara yönelik nefret politikalarına dikkat çekildi</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Son dönemde geri çekilen 11. Yargı Paketi kapsamında LGBTİ+’ların haklarını hedef alan girişimlerin toplumu kutuplaştırdığı ve şiddeti beslediği ifade edildi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong>“Şiddetin her türüne karşı ses çıkarmak zorundayız”</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">TTB’nin açıklamasında şu mesaj öne çıktı:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Şiddetin sağlıkta, evde, sokakta, siyasette ve medyada normalleştirildiği bir dönemde ses çıkarmak ve dayanışmayı büyütmek zorundayız.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong>25 Kasım çağrısı: “Daha güçlü, daha gür bir sesle yan yana”</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Açıklama, kadın örgütlerine, sağlık çalışanlarına ve tüm topluma yönelik ortak mücadele çağrısıyla sonlandırıldı:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">“Kadınlara, LGBTİ+’lara, sağlık emekçilerine, çocuklara, doğaya, hayvanlara ve tüm topluma yönelen şiddet düzenine karşı 25 Kasım’da hep birlikte, daha güçlü bir şekilde yan yana gelmeye çağırıyoruz.”</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 19 Nov 2025 13:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2025/11/dr-aynur-dagdemir-gaziantepte-anildi-1763547977.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanlardan ebeveynlere kritik uyarı! İnek sütü tehlikeli olabilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/uzmanlardan-ebeveynlere-kritik-uyari-inek-sutu-tehlikeli-olabilir-5124</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/uzmanlardan-ebeveynlere-kritik-uyari-inek-sutu-tehlikeli-olabilir-5124</guid>
                <description><![CDATA[Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Gümüş Demirçubuk, inek sütünün erken yaşta tüketilmesinin çocuk sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">1 YAŞINDAN ÖNCE İNEK SÜTÜ TEHLİKELİ OLABİLİR</span></span></strong></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Dr. Ayşe Gümüş Demirçubuk, bebeklerin ilk 12 ay boyunca yalnızca anne sütü veya uygun formül mamalarla beslenmesi gerektiğini vurguladı:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“İnek sütü, bebeklerin sindirim sistemine uygun değildir. İçeriğindeki yüksek protein ve mineral oranı, böbrekleri zorlayabilir ve bağırsaklarda mikroskobik kanamalara neden olabilir. Bu durum, demir eksikliği anemisine yol açabilir.”</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">ALERJİ VE LAKTOZ DUYARLILIĞINA DİKKAT</span></span></strong></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Dr. Demirçubuk, bazı çocuklarda inek sütü proteinine karşı alerjik reaksiyonlar gelişebileceğini belirterek, “İnek sütü alerjisi, özellikle yaşamın ilk aylarında sık görülür. Bu durum cilt döküntüleri, kusma, ishal, karın ağrısı veya solunum problemleriyle kendini gösterebilir. Aileler, bu belirtileri fark ettiklerinde mutlaka bir uzmana başvurmalıdır.”</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">SÜT NE ZAMAN VERİLMELİ?</span></span></strong></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Uzman, 1 yaşından sonra kademeli olarak pastörize inek sütünün verilebileceğini belirtti:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Bir yaşını dolduran çocuklarda, günlük süt alımı 200 ml’yi sınırılı kalmasını tercih ediyoruz. Aşırı süt tüketimi iştahsızlığa, demir eksikliğine ve dengesiz beslenmeye yol açabilir. Çocuğun yaşına uygun dengeli bir beslenme programı çok önemlidir.”</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">ANNE SÜTÜ HER ZAMAN İLK TERCİH</span></span></strong></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Dr. Ayşe Gümüş Demirçubuk, anne sütünün bebekler için en değerli besin olduğunu hatırlatarak sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Anne sütü, bebeğin ihtiyacı olan tüm besin öğelerini ve bağışıklık destekleyici maddeleri içerir. Her anne, ilk 6 ay sadece anne sütü vermeye gayret etmeli; 6. aydan sonra uygun ek gıdalarla birlikte emzirmeye devam etmelidir.”</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">DOKTORA BAŞVURULMALI</span></span></strong></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ailelere Önerilerde bulunan Dr. Demirçubuk, “1 yaşından önce inek sütü verilmemeli. Süt alerjisi belirtileri gözlemlenirse doktora başvurulmalı. 1 yaşından sonra süt, ölçülü ve dengeli biçimde verilmelidir. Alternatif kalsiyum kaynakları (yoğurt, peynir, yeşil sebzeler) dengeli şekilde tüketilmelidir” ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 05 Nov 2025 11:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2025/11/uzmanlardan-ebeveynlere-kritik-uyari-inek-sutu-tehlikeli-olabilir-1762330270.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gaziantep Şehir Hastanesi, Beyin Sapı Ameliyatlarında Bölgenin Umudu Oldu</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/gaziantep-sehir-hastanesi-beyin-sapi-ameliyatlarinda-bolgenin-umudu-oldu-5123</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/gaziantep-sehir-hastanesi-beyin-sapi-ameliyatlarinda-bolgenin-umudu-oldu-5123</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye’de yalnızca dört merkezde gerçekleştirilebilen beyin sapı implantasyonu ameliyatı, Gaziantep Şehir Hastanesi’nde başarıyla yapıldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Osmaniye’den başvuran 1 yaşındaki Hamza Tuğra bebek, Gaziantep Şehir Hastanesi’nde bu yöntemle tedavi edilen ikinci hasta oldu. Doğuştan iç kulağı bulunmayan hastaya, beyin sapındaki işitme merkezine doğrudan yerleştirilen implant sayesinde sesleri algılaması hedefleniyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.gazeteseyyar.com/public/images/detay/IMG_3583.JPG" style="height:600px; width:800px" /><br />
<br />
<strong>Ameliyatı gerçekleştiren Kulak Burun Boğaz Kliniği’nden Doç. Dr. Secaattin Gülşen,&nbsp;</strong>Doğuştan her iki iç kulağı gelişmeyen, dolayısıyla işitme sinirleri de bulunmayan hastamızın işitmesi mümkün değildi. İşitebilmenin tek yolu, beyin sapındaki işitme merkezine elektronik bir implant yerleştirmekti. Yaklaşık 2,5 saat süren bu ameliyatı 1 ay önce başarıyla gerçekleştirdik. Bu bölgede bu ameliyatı yapan tek merkez biziz. Türkiye’de sadece 4-5 merkezde uygulanabiliyor. Bugün cihazın açılışını yaptık, seslere yanıtları ölçtük. Bundan sonra duymaya devam edecek inşallah. Rehabilitasyon süreciyle birlikte dil gelişimi de hızla ilerleyecek. Bu mutluluğa vesile olmaktan büyük gurur duyuyoruz.”</p>

<p><img alt="" src="https://www.gazeteseyyar.com/public/images/detay/IMG_3598.JPG" style="height:600px; width:800px" /><br />
<br />
<strong>Hamza Tuğra bebeğin babası Eyyup Çabuk,&nbsp;</strong>“Çocuğumuz doğuştan işitme engelliydi. Çare olarak Beyin Sapı Ameliyatı önerildi. Birçok yere başvurduk, bu ameliyatın sadece Gaziantep Şehir Hastanesi’nde yapıldığını öğrendik. Secaattin hocamız ve ekibi sayesinde ameliyatımız başarılı geçti. Bir babanın çocuğunun sesleri duyması kadar güzel bir şey olamaz. Hastanemize ve tüm ekibe teşekkür ediyoruz.”<br />
<br />
<strong>Anne Vildan Çabuk ise,&nbsp;</strong>“Doktorumuz Secaattin hocamıza çok teşekkür ederiz, kendi çocuğu gibi bizimle ilgilendi. Emeği geçen hemşirelerimizden ve herkesten Allah razı olsun,” dedi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.gazeteseyyar.com/public/images/detay/Image%201122.jpeg" style="height:600px; width:800px" /><br />
<br />
Doğu, Güneydoğu ve Akdeniz bölgelerinde bu ameliyatı gerçekleştiren tek merkez olma özelliğini taşıyan Gaziantep Şehir Hastanesi, ileri teknoloji ve uzman kadrosuyla bölge halkına umut olmaya devam ediyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 05 Nov 2025 11:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2025/11/gaziantep-sehir-hastanesi-beyin-sapi-ameliyatlarinda-bolgenin-umudu-oldu-1762329829.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gaziantep’te Akıllı ve Torik Lens Dönemi! Medical Point’te Katarakt Tedavisinde Yeni Teknoloji</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/gaziantepte-akilli-ve-torik-lens-donemi-medical-pointte-katarakt-tedavisinde-yeni-teknoloji-5113</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/gaziantepte-akilli-ve-torik-lens-donemi-medical-pointte-katarakt-tedavisinde-yeni-teknoloji-5113</guid>
                <description><![CDATA[Gaziantep Medical Point Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Akgün Sayar, Akıllı Lens ve Torik Lens İmplantasyonu ile hastalara gözlükten bağımsız, net görüş imkânı sunuyor. İşte modern göz tedavilerindeki son yenilikler...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h3>Medical Point Gaziantep’te göz sağlığında teknoloji odaklı yenilikler</h3>

<p>Göz sağlığı alanındaki son teknolojik gelişmeler artık Gaziantep’teki hastaların hizmetinde.<br />
Medical Point Gaziantep Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Akgün Sayar, özellikle katarakt ve görme kusurları bulunan hastalarda uyguladığı Akıllı Lens ve Torik Lens İmplantasyonu operasyonlarıyla dikkat çekiyor.</p>

<h3>“Gözlük bağımlılığı tarih oluyor”</h3>

<p>Op. Dr. Akgün Sayar, akıllı lenslerin sağladığı avantajlara değinerek şunları söyledi:</p>

<p>“Akıllı lensler, katarakt ameliyatı sırasında hastanın kendi merceği yerine yerleştirilen, uzak, orta ve yakın mesafede net görüş sağlayabilen gelişmiş göz içi lenslerdir. Bu sayede hastalar, ameliyat sonrası gözlük veya kontakt lense ihtiyaç duymadan günlük yaşamlarına konforla devam edebiliyorlar.”</p>

<h3>Akıllı Lens nedir?</h3>

<p>Akıllı lensler yalnızca katarakt hastalarında değil, gözlük veya kontakt lens kullanmak istemeyen kişilerde de tercih ediliyor.<br />
Trifokal özellikleri sayesinde birden fazla odakta net görüş sağlayabilen bu lensler, yakın, orta ve uzak görme sorunlarını aynı anda ortadan kaldırabiliyor.</p>

<h3>Torik Lenslerle astigmata etkili çözüm</h3>

<p>Astigmat problemi yaşayan hastalar için geliştirilen Torik Lensler, göz merceğindeki eğrilikleri düzelterek görüntülerin net algılanmasını sağlıyor. Böylece hastalar, hem katarakt tedavisinden faydalanıyor hem de bulanık görme sorunlarından kurtuluyor.</p>

<p>Op. Dr. Akgün Sayar, her hastaya aynı lensin uygulanamayacağını vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Her hastanın göz yapısı farklıdır. Bu nedenle lens seçimini kişiye özel çok hassas bir planlamayla yapıyoruz. Uygun adaylarda sonuçlar son derece başarılı oluyor ve hastalar kısa sürede net bir görüşe kavuşuyor. Ancak uygun olmayan adaylarda tercih edildiğinde verim düşüklüğü yaşanabiliyor. Bu yüzden karar süreci çok önemlidir.”</p>

<h3>Kısa sürede net görüş, uzun vadede konfor</h3>

<p>Modern cerrahi tekniklerle gerçekleştirilen göz içi lens implantasyonu, dakikalar içinde tamamlanabilen bir işlem.<br />
Ameliyat sonrası iyileşme süreci oldukça hızlı olan hastalar, birkaç gün içinde günlük yaşamlarına geri dönebiliyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Nov 2025 11:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2025/11/gaziantepte-akilli-ve-torik-lens-donemi-medical-pointte-katarakt-tedavisinde-yeni-teknoloji-1762246203.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hipertansiyon sessiz ilerliyor! Uzman isimden hayati uyarı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/hipertansiyon-sessiz-ilerliyor-uzman-isimden-hayati-uyari-5055</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/hipertansiyon-sessiz-ilerliyor-uzman-isimden-hayati-uyari-5055</guid>
                <description><![CDATA[Medical Point Gaziantep Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Kaplan, hipertansiyonun sessiz ilerlediğini ve düzenli tansiyon ölçümünün hayati önem taşıdığını söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Modern yaşamın getirdiği stres, yanlış beslenme ve hareketsiz yaşam tarzı, çağın en yaygın sağlık sorunlarından biri olan hipertansiyonun (yüksek tansiyon) görülme sıklığını her geçen gün artırıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Medical Point Gaziantep Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Kaplan, hipertansiyonun “sessiz ama tehlikeli” bir hastalık olduğuna dikkat çekerek vatandaşları düzenli kontroller yaptırmaya çağırdı.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ciddi hasarlara yol açabilir</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Doç. Dr. Kaplan, “Hipertansiyon çoğu zaman belirti vermeden ilerler. Baş ağrısı, çarpıntı veya yorgunluk gibi şikâyetlerle kendini gösterebilir ancak çoğu kişide hiçbir belirti olmadan kalp, böbrek ve beyin hasarına yol açabilir. Bu nedenle tansiyonunuzu düzenli olarak ölçtürmek hayati önem taşır” ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Beslenmenize dikkat edin</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kaplan, hipertansiyonun yalnızca ileri yaşlarda görülmediğini, gençlerde de yaygınlaştığını belirterek, tuz tüketiminin azaltılması, düzenli egzersiz yapılması ve sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazanılmasının önemine değindi.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Erken teşhis önemli</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Hipertansiyonun erken teşhis edilmesi durumunda kontrol altına alınabileceğini belirten Kaplan, “Erken teşhis ve doğru tedaviyle hipertansiyonun olumsuz etkilerinin önüne geçilebilir. En önemli adım, kişinin kendi sağlığına duyarlı olmasıdır” dedi.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Tansiyonunuzu düzenli ölçtürün</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kaplan, hipertansiyona karşı alınabilecek önlemleri şöyle sıraladı:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Tuzu azaltın, sebze ve meyve tüketimini artırın, sigara ve alkolden uzak durun, düzenli egzersiz yapın ve tansiyonunuzu düzenli aralıklarla ölçtürün.”</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 28 Oct 2025 10:41:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2025/10/hipertansiyon-sessiz-ilerliyor-uzman-isimden-hayati-uyari-1761637523.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gaziantep İl Sağlık Müdürü Şahin, Bakan Memişoğlu’na brifing verdi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/gaziantep-il-saglik-muduru-sahin-bakan-memisogluna-brifing-verdi-5054</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/gaziantep-il-saglik-muduru-sahin-bakan-memisogluna-brifing-verdi-5054</guid>
                <description><![CDATA[Gaziantep İl Sağlık Müdürü Dr. Beytullah Şahin, Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu başkanlığındaki toplantıda Gaziantep’in sağlık yatırımları ve projeleri hakkında kapsamlı bir brifing verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu başkanlığında, 24–26 Ekim tarihleri arasında İzmir’de gerçekleştirilen İl Sağlık Müdürleri Toplantısı kapsamında, ülke genelinde yürütülen sağlık hizmetleri kapsamlı bir şekilde değerlendirildi. 81 İl Sağlık Müdürü ve Sağlık Bakanlığı’nda görevli bürokratların da bir araya geldiği geniş katılımlı toplantılarda, illerdeki mevcut çalışmalar, sağlık yatırımları ve önümüzdeki döneme ilişkin planlamalar masaya yatırıldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><img alt="" src="https://www.gazeteseyyar.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-10-28%20at%2009_17_43.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong>Gaziantep’teki Sağlık Hizmetleri Detaylı Şekilde Aktarıldı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Gaziantep’i temsilen toplantıya katılan İl Sağlık Müdürü Dr. Beytullah Şahin, yaptığı sunumda kentte yürütülen sağlık yatırımları, projeler ve hizmet sunumuna ilişkin gelişmeler hakkında bilgi verdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Dr. Şahin, özellikle yeni hizmete alınan Nizip Devlet Hastanesi, tamamlanmak üzere olan Cengiz Gökçek Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi, 25 Aralık Devlet Hastanesi ve OSB Hastanesinin son durumuna dair ayrıntılı değerlendirmelerde bulundu. Ayrıca proje aşamasında bulunan 500 yataklı Beylerbeyi Hastanesi hakkında da bilgiler paylaştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><img alt="" src="https://www.gazeteseyyar.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-10-28%20at%2009_17_42%20(1).jpeg" style="height:486px; width:800px" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong>“Hedefimiz Daha Erişilebilir ve Nitelikli Sağlık Hizmeti”</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sunumunda, Gaziantep’te sağlık altyapısının güçlendirilmesi, hizmet kalitesinin artırılması ve vatandaşlara daha etkin, erişilebilir sağlık hizmeti sunulması amacıyla yürütülen çalışmaları vurgulayan Dr. Şahin, bu yöndeki yatırımların kararlılıkla sürdüğünü ifade etti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Toplantıda ayrıca, ülke genelinde sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliğini artırmaya yönelik stratejiler ve yeni dönem hedefleri de ele alındı.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 28 Oct 2025 10:22:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2025/10/gaziantep-il-saglik-muduru-sahin-bakan-memisogluna-brifing-verdi-1761636278.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yüz felci hafife alınmamalı! Kulak çevresindeki kabarcıklar tehlike işareti!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/yuz-felci-hafife-alinmamali-kulak-cevresindeki-kabarciklar-tehlike-isareti-5028</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/yuz-felci-hafife-alinmamali-kulak-cevresindeki-kabarciklar-tehlike-isareti-5028</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Kulak, Burun, Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, yüz felci ve daha ağır bir tabloya yol açan Ramsay Hunt sendromu ile ilgili nedenler, belirtiler ve tedavi gerekliliği hakkında bilgi verdi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Yüz felci, basit tedavilerle iyileşebilir; Ramsay Hunt sendromu ise daha ağır bir tabloya neden olur!</strong></p>

<p>Yüz felcine, ‘facial paralysis’ denildiğini hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Ali Rahimi, “Yüzün bir tarafında olan yüz felcidir. Bu tabi ki nörolojik felçler gibi ağır bir sendrom değildir.” dedi.</p>

<p>Bunun en büyük sebebinin bell paralizisi olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, “Beyinden çıkan ve yüz kaslarına giden sinirin bir kanal içerisinde sıkışmasıdır. Bu durum basit bir tedaviyle geçer. Yüz felcinin ağır olan durumuna Ramsay Hunt sendromu denir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Herpes zoster virüsü iç kulakta kalıcı olarak sinir kaybına neden oluyor!</strong></p>

<p>Ramsay Hunt sendromunda yüz felcinin yanında kulak çınlaması, kalıcı işitme kaybı, sinirlere bağlı olarak denge kaybı yaşanabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Ali Rahimi, “Bu belirtilerin hepsi mevcutsa hastanın Ramsay Hunt sendromu olmasından şüpheleniriz. Bu sendrom bir virüsün sebep olması sonucu oluşur.” dedi. </p>

<p>Ramsay Hunt sendromuyla ilişkilendirilen herpes zoster virüsünün su çiçeğine benzeyen bir virüs çeşidi olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, “Bu virüs Ramsay Hunt sendromunu tetikler. Virüs iç kulakta kalıcı olarak sinir kaybına, denge bozukluğuna, kulakta çınlamaya neden olur.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Ramsay Hunt sendromunun en belirgin özelliği kulak çevresindeki döküntüler! </strong></p>

<p>Ramsay Hunt sendromundan şüphelenildiğinde önce hastanın kulak çevresine bakıldığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Ali Rahimi, “Kulak çevresinde küçük kabarcıkların varlığını araştırırız. Bu kabartılar su çiçeğine benzer, daha sonra kurur ve dökülür. Döküntüler bu sendromun en belirgin özelliğidir.” dedi.</p>

<p>Bu sendromun diğer yüz felçleri gibi kendi kendine geçmediğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, “Virüsün tedavisi şarttır. Yüz felci olduğunda zaman çok önemlidir. Hızlı bir şekilde tedaviye başlanmalıdır.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 21 Oct 2025 23:12:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2025/10/yuz-felci-hafife-alinmamali-kulak-cevresindeki-kabarciklar-tehlike-isareti-1761077578.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bakırköy Belediyesi’nden Meme Kanseri Farkındalığı Söyleşisi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/bakirkoy-belediyesinden-meme-kanseri-farkindaligi-soylesisi-5019</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/bakirkoy-belediyesinden-meme-kanseri-farkindaligi-soylesisi-5019</guid>
                <description><![CDATA[Bakırköy Belediyesi, Meme Sağlığı Derneği (MEMEDER) iş birliğiyle meme kanserinde erken teşhisin önemine dikkat çekmek amacıyla “Meme Kanseri Farkındalığı Söyleşisi” düzenledi. Söyleşide, İÜ Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve MEMEDER Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Beyza Özçınar konuşmacı olarak yer aldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Bakırköy Belediyesi, Ekim ayının “Meme Kanseri Farkındalık Ayı” kapsamında toplumda erken tanı bilincini artırmak amacıyla anlamlı bir etkinliğe imza attı. Etkinlik kapsamında, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve MEMEDER Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Beyza Özçınar, “Meme Kanseri Farkındalığı Söyleşisi” gerçekleştirdi. Ataköy Emekliler Evi’nde gerçekleştirilen söyleşide, meme kanserinde erken teşhisin hayat kurtarıcı rolüne vurgu yapılarak kadınlara risk faktörleri, kontroller ve tedavi süreçleri hakkında detaylı bilgiler verildi. Söyleşi, katılımcıların soru-cevap bölümüyle son buldu.</p>

<p><b>“Kontrollerin ihmal edilmemesi gerekiyor”</b></p>

<p>Etkinliklerin ardından değerlendirmelerde bulunan İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve MEMEDER Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Beyza Özçınar, “Bu etkinlikleri 18 yıldır birçok mecrada yapmaya ve farkındalığı artırmaya çalışıyoruz. Bakırköy Belediyesi de bizim partnerlerimizden biri. Söyleşiden önce, meydandan hep birlikte pembe balonlar uçurmak çok keyifliydi. Aslında ‘meme kanseri’ deyince insanlar hep kaçıyor, biz insanlar kaçmasın, daha eğlenceli, güzel, keyifli şeylerle hatırlasın istiyoruz. O yüzden farkındalık etkinliklerinde insanları korkutmadan kontrollerini yapmaya davet ediyoruz. Buradaki söyleşi çok güzel geçti çünkü çok güzel sorular geldi. Bilinçli bir kitle vardı. Meme kanserini enine boyuna konuşmuş olduk. İnsanlar, ‘benim hiçbir şikayetim yok, yaşım genç, ailemde de hiç meme kanseri yok, bende kanser olmaz ki” dememeli. Meme kanseri, ailesinde hiç meme kanseri görülmeyen kadınlarda bile görülebiliyor. 20’li yaşlardan itibaren genç kadınlarda da görebiliyoruz. Hiçbir şikayet olmasa dahi düzenli kontrollerin ihmal edilmemesi gerekiyor. Özellikle 40 yaş ve üstü kadınları düzenli mamografi çektirmeye davet ediyoruz” dedi.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 21 Oct 2025 23:12:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2025/10/bakirkoy-belediyesinden-meme-kanseri-farkindaligi-soylesisi-1761077522.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzman isimden kritik uyarı! Yanlış oturuş fıtığa davetiye çıkarıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/uzman-isimden-kritik-uyari-yanlis-oturus-fitiga-davetiye-cikariyor-4991</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/uzman-isimden-kritik-uyari-yanlis-oturus-fitiga-davetiye-cikariyor-4991</guid>
                <description><![CDATA[Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Ahmet İnanır, masa başında uzun süre çalışanların en sık karşılaştığı sağlık sorunlarından biri olan fıtık konusunda önemli uyarılarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İnanır, fıtık oluşumunu tetikleyen pek çok faktör bulunduğunu belirterek, özellikle ofis çalışanlarının günlük yaşamda dikkat etmesi gereken noktaları sıraladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><img alt="" src="https://www.gazeteseyyar.com/public/images/detay/DO%C3%87_DR_AHMET%20%C4%B0NANIR%20(1).jpg" style="height:1067px; width:800px" /></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Doğru Oturuş Pozisyonu</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sandalyeniz, belinizi desteklemeli ve ayaklarınız yere düz basacak şekilde olmalıdır. Otururken sırtınızı desteklemek için ergonomik bir sandalye tercih edin.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Düzenli Molalar</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Her 30 dakikada bir kısa molalar verin. Bu molalarda kalkıp yürüyün veya esneme hareketleri yapın.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Egzersiz</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Düzenli olarak bel ve karın kaslarınızı güçlendiren egzersizler yapın. Bu, sırtınızın ve belinizin desteklenmesine yardımcı olur.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Doğru Ekipman Kullanım</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bilgisayar ekranınız göz hizasında, klavye ve fareniz ise rahat bir pozisyonda olmalıdır. Bu, üst vücut gerginliğini azaltır.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ağırlıkları Doğru Kaldırma</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ağır nesneleri kaldırırken, belinize değil bacaklarınıza yük verin. Dizlerinizi bükerek ve yükü vücut merkezinizle yakın tutarak kaldırın.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Stres Yönetimi</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Stresin kas gerginliğine yol açmasını önlemek için düzenli meditasyon veya derin nefes alma teknikleri uygulayın.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Son olarak İnanır, bel ağrısı veya benzeri şikâyetleri olan kişilerin vakit kaybetmeden bir fizik tedavi uzmanına ya da beyin ve sinir cerrahisi uzmanına başvurmalarının önemine dikkat çekti.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 17 Oct 2025 10:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2025/10/uzman-isimden-kritik-uyari-yanlis-oturus-fitiga-davetiye-cikariyor-1760684931.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gaziantep’te grip vakaları arttı! İl Sağlık Müdürlüğünden salgın iddialarına yanıt</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/gaziantepte-grip-vakalari-artti-il-saglik-mudurlugunden-salgin-iddialarina-yanit-4969</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/gaziantepte-grip-vakalari-artti-il-saglik-mudurlugunden-salgin-iddialarina-yanit-4969</guid>
                <description><![CDATA[Gaziantep’te son günlerde grip ve soğuk algınlığı vakalarındaki artış gündem oldu. Kentte salgın iddiaları konuşulurken, İl Sağlık Müdürlüğünden açıklama geldi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Gaziantep İl Sağlık Müdürlüğü, son günlerde artan üst solunum yolu enfeksiyonu vakalarıyla ilgili kamuoyunu bilgilendirdi. Müdürlükten yapılan açıklamada, başvurularda artış gözlense de bunun mevsimsel düzeyde olduğu, herhangi bir salgın durumunun bulunmadığı vurgulandı.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Artış Olağan Sınırlar İçerisinde</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Hava sıcaklıklarının düşmesiyle birlikte, il genelinde soğuk algınlığı, grip (influenza), farenjit, larenjit gibi üst solunum yolu enfeksiyonları nedeniyle hastanelere yapılan başvurularda artış yaşandı. Ancak İl Sağlık Müdürlüğü, yapılan değerlendirmelere göre bu artışın önceki yılların aynı dönemleriyle benzer düzeyde olduğunu ve olağan mevsimsel bir tabloya işaret ettiğini bildirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Açıklamada, üst solunum yolu enfeksiyonlarının özellikle çocuklar, yaşlılar, kronik hastalığı bulunan bireyler ve bağışıklık sistemi zayıflamış kişiler için sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulunuldu.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Enfeksiyonlardan Korunmak İçin 6 Önemli Kural</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kapalı ve kalabalık ortamlardan mümkün olduğunca uzak durulmalı, bu alanlar düzenli olarak havalandırılmalıdır.&nbsp; Eller sık sık su ve sabunla en az 20 saniye yıkanmalıdır.&nbsp; Öksürme veya hapşırma sırasında ağız ve burun tek kullanımlık mendille kapatılmalı, mendil yoksa dirsek içi kullanılmalıdır.&nbsp; Bağışıklık sisteminin güçlü kalması için yeterli ve dengeli beslenmeye, düzenli uykuya ve egzersize özen gösterilmelidir.&nbsp; Hasta kişilerin istirahat etmeleri ve mümkünse evde kalmaları hem kendi sağlıkları hem de çevreleri için önemlidir. Özellikle risk grubundaki vatandaşların grip aşılarını yaptırmaları tavsiye edilmektedir.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Vakalar yakından ediliyor</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İl Sağlık Müdürlüğü, tüm sağlık kuruluşlarına yapılan başvuruların yakından izlendiğini ve gerekli tedbirlerin titizlikle uygulanmaya devam ettiğini bildirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yapılan açıklamada, Gaziantep İl Sağlık Müdürlüğü’nden vatandaşlara çağrı da geldi. Çağrıda, “Vatandaşlarımızın, kendi sağlıkları ve toplum sağlığı açısından koruyucu önlemlere dikkat etmelerini ve bu konuda duyarlı davranmalarını tavsiye ediyoruz” denildi.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 10 Oct 2025 11:02:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2025/10/gaziantepte-grip-vakalari-artti-il-saglik-mudurlugunden-salgin-iddialarina-yanit-1760083420.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Cengiz Gökçek Kadın Doğum Kliniği’nde İz Bırakmayan Cerrahi Dönemi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/cengiz-gokcek-kadin-dogum-kliniginde-iz-birakmayan-cerrahi-donemi-4885</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/cengiz-gokcek-kadin-dogum-kliniginde-iz-birakmayan-cerrahi-donemi-4885</guid>
                <description><![CDATA[Gaziantep Cengiz Gökçek Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi, kadın sağlığında çığır açan bir ilke daha imza attı. Hastanede uygulanan V-NOTES (Vajinal Doğal Orifis Transluminal Endoskopik Cerrahi) yöntemi ile Bilateral Tüp Ligasyonu (BTL) ameliyatı, karın ön duvarında herhangi bir kesi yapılmadan başarıyla gerçekleştirildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">V-NOTES yöntemi, cerrahiye vajinal doğal yoldan erişim sağlayarak karın ön duvarında herhangi bir kesi yapılmadan operasyonun tamamlanmasına imkan tanıyor. Klasik laparoskopiye kıyasla görünür bir iz bırakmamasıyla estetik avantaj sunan bu teknik, ameliyat sonrası daha az ağrı, kısa süreli hastane yatışı ve hastaların günlük yaşamlarına çok daha hızlı dönebilmesiyle öne çıkıyor.</p>

<p style="text-align:justify">Ameliyat, Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği hekimlerinden Op. Dr. Barış Ağar ve Op. Dr. Hüseyin Ayan tarafından gerçekleştirildi. Operasyonun ardından hastanın aynı gün içinde mobilize olup taburcu edilmesi, yöntemin hasta konforuna sunduğu büyük avantajları ortaya koydu.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>“Kadın sağlığında yeni bir kapı açılıyor”</strong></p>

<p style="text-align:justify">Ameliyatı gerçekleştiren hekimler yaptıkları açıklamada şunları ifade etti:</p>

<p style="text-align:justify">“V-NOTES tekniği, kadın sağlığı cerrahisinde yeni bir kapı açıyor. Kalıcı doğum kontrolü isteyen kadınlar için yaygın olarak uygulanan bilateral tüp ligasyonu (BTL), V-NOTES ile çok daha konforlu hale geliyor. İzsiz, ağrısı az ve hızlı iyileşme sağlayan bu yöntemle hastalarımıza dünya standartlarında bir hizmet sunmaktan mutluluk duyuyoruz. Elde edilecek klinik deneyim ve verilerle, V-NOTES ile BTL’nin güvenilirliği ve avantajlarının ulusal ve uluslararası bilimsel literatüre katkı sağlamasını hedefliyoruz. Kadın hastalıkları ve doğum ekibimizin titiz çalışmasıyla hayata geçirilen bu ameliyat, hastanemizin yenilikçi ve hasta odaklı sağlık vizyonunu bir kez daha gözler önüne seriyor.”</p>

<p style="text-align:justify">Cengiz Gökçek Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’nde başarıyla uygulanan V-NOTES ile BTL yöntemi, kadın sağlığı cerrahisinde yeni bir standart olma yolunda güçlü bir adım olarak değerlendiriliyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 23 Sep 2025 09:29:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2025/09/cengiz-gokcek-kadin-dogum-kliniginde-iz-birakmayan-cerrahi-donemi-1758609056.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Acil Sağlık Hizmetleri masada!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/acil-saglik-hizmetleri-masada-4852</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/acil-saglik-hizmetleri-masada-4852</guid>
                <description><![CDATA[Gaziantep İl Sağlık Müdürlüğü, bölgenin koordinatör ili olarak Sağlık Bakanlığı Acil Sağlık Hizmetleri 8. Bölge’yi kapsayan 18. Acil Sağlık Hizmetleri Koordinasyon Komisyonu (ASKOM) Toplantısına başkanlık etti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Şanlıurfa İl Sağlık Müdürlüğü ev sahipliğinde düzenlenen toplantıya; Gaziantep, Kahramanmaraş, Kilis, Adıyaman ve Şanlıurfa illerinin sağlık müdürleri, acil sağlık hizmetleri yöneticileri ve hastane temsilcileri katıldı.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Toplantıda, acil sağlık hizmetlerinin etkinliği, 112 Acil Sağlık İstasyonlarının işleyişi ve sevk süreçlerindeki mevcut sorunlar ele alındı. Katılımcılar, iller arası koordinasyonun güçlendirilmesi ve sevk süreçlerinin iyileştirilmesine yönelik önerilerde bulundu.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:13.5pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Dr. Beytullah Şahin’in Değerlendirmesi</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Gaziantep İl Sağlık Müdürü Dr. Beytullah Şahin, yaptığı değerlendirmede, “Öncelikle, Şanlıurfa İl Sağlık Müdürü Dr. Erhan Berk’e ev sahipliğinden dolayı teşekkür ediyorum. Bu tür toplantılar, bölgesel sağlık hizmetlerinin etkinliğini artırmak için büyük önem taşıyor. İller arası koordinasyon sağlandığında, vatandaşlarımıza daha hızlı ve kaliteli sağlık hizmeti sunabiliriz” ifadelerini kullandı.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Şanlıurfa İl Sağlık Müdürü Dr. Erhan Berk ise, “Bugün burada, acil sağlık hizmetlerinin daha hızlı ve koordineli bir şekilde yürütülmesi için bir aradayız. İş birliğimiz, halkımızın sağlık hizmetlerine erişimini güçlendirecektir. Katılımınız için teşekkür eder, toplantının hayırlı olmasını dilerim” dedi.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:13.5pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">ASKOM Toplantılarının Önemi</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">ASKOM toplantıları, acil sağlık hizmetlerinde koordinasyonun güçlendirilmesi, yeni sistemlerin entegrasyonu ve bölgesel iş birliğinin artırılması için kritik bir platform oluşturmaktadır. Bu toplantılar sayesinde, bölge halkına daha kaliteli ve erişilebilir sağlık hizmetleri sunulması hedeflenmektedir.</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 19 Sep 2025 09:12:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2025/09/acil-saglik-hizmetleri-masada-1758262435.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gaziantep’in sağlığı güçleniyor! 225 personel atandı…</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/gaziantepin-sagligi-gucleniyor-225-personel-atandi-4712</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/gaziantepin-sagligi-gucleniyor-225-personel-atandi-4712</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı tarafından son yapılan atama ile 225 hekim ve sağlık personeli Gaziantep’e atandı. Atama haberini duyuran İl Sağlık Müdürü Dr. Beytullah Şahin, vatandaşa daha iyi hizmet için kadroları güçlendirmeye devam ettiklerini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Türkiye’nin en büyük metropollerinden olan Gaziantep, sağlık yatırımları ile büyümeye devam ediyor. Kentin sağlık alt yapısının güçlendirilmesi için son olarak Sağlık Bakanlığı tarafından 225 sağlık personeli Gaziantep’e atandı.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><img alt="" src="https://www.gazeteseyyar.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-08-05%20at%2009_41_23%20(1).jpeg" style="height:450px; width:800px" /></p>

<p style="text-align:justify"><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">KURA İLE ATAMA YAPILDI</span></span></span></span></strong></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">İller arası atama kurası kapsamında Gaziantep ilinin sağlık altyapısına önemli bir katkı sağlandı. Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan yerleştirmeler sonucu, toplam <strong>225 sağlık personeli</strong> Gaziantep’te görevlendirilmek üzere kadrolara yerleştirildi. Kura sonuçlarına göre Gaziantep’e; <strong>16 uzman tabip</strong>, <strong>6 tabip</strong>, <strong>7 eczacı</strong>, <strong>118 hemşire ve ebe</strong>, <strong>78 diğer sağlık personeli</strong> (sağlık teknikeri, ATT, laborant vb.) olmak üzere çeşitli branşlardan sağlık çalışanları kazandırıldı.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">SAĞLIK ALT YAPISI GÜÇLENİYOR</span></span></span></span></strong></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Bu kapsamlı personel takviyesiyle birlikte Gaziantep genelinde sunulan sağlık hizmetlerinin daha etkin, hızlı ve erişilebilir hale getirilmesi amaçlanıyor. Özellikle yoğun hasta potansiyeline sahip sağlık tesislerinde görev alacak yeni personelin, mevcut iş gücüne önemli bir destek sunması bekleniyor.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">KADROMUZU GÜÇLENDİRMEYE DEVAM EDİYORUZ</span></span></span></span></strong></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Atanan personelin, İl Sağlık Müdürlüğü koordinesinde önümüzdeki günlerde görevlerine başlaması planlanıyor. İl Sağlık Müdürü Dr. Beytullah Şahin, yapılan atamaların sağlık sistemine taze bir enerji kazandıracağını belirterek, “Vatandaşlarımıza daha nitelikli ve kapsayıcı hizmet sunmak adına kadromuzu güçlendirmeye devam ediyoruz.” dedi.</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 05 Aug 2025 10:12:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2025/08/gaziantepin-sagligi-gucleniyor-225-personel-atandi-1754378041.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Navigasyon beyni tembelleştiriyor mu?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/navigasyon-beyni-tembellestiriyor-mu-4374</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/navigasyon-beyni-tembellestiriyor-mu-4374</guid>
                <description><![CDATA[Navigasyon cihazlarının bir yönden hayatı kolaylaştırdığını belirten uzmanlar, ancak beyin sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olabildiğini söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p><strong>Sürekli navigasyon kullanımının beynin yön bulma yetisini zayıflatabileceğini ifade eden Uzman Ergoterapist Ebru Şirin Kefal, “Navigasyon cihazlarının sürekli kullanımı, kişilerin yeni mekânsal bilgileri öğrenme ve hatırlama becerilerini etkileyebilir. Çünkü navigasyon cihazları, kullanıcıların yerlerini hatırlama veya yol tarif etme ihtiyacını azaltır, her şeyi kendi beynimize değil başka yapay beyne, cihaza devrederiz.” dedi. Olumsuz etkilerinin yanında bu cihazların bilinmeyen yerlerde güven duygusu vermesi ve stresi azaltması açısından da fayda sağlayabildiğini aktaran Kefal, yine de, dengeyi korumanın ve beyni aktif tutmanın önemli olduğunu vurguladı.</strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Ergoterapist Ebru Şirin Kefal, navigasyon kullanmanın beyni tembelleştirip tembelleştiremediği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p><strong>Beynimiz doğal olarak dünyayı haritalıyor…</strong></p>

<p>Beynin navigasyon yeteneğinden ve işlevinden bahseden Uzman Ergoterapist Ebru Şirin Kefal, “Dünyamızı sürekli haritalarız. Binlerce yıl böyle olmuştur ve hayvanlarda da mekânsal haritalama yaşamda kalmak için esastır. Yiyecek nerede, ev nerede, su nerede, tehlike nerede gibi… Bu yetenek beynimizin doğal yapısında kişiler arası farklar olsa da gelişmiştir.” dedi.</p>

<p>Navigasyon ve yön bulma ile ilgili yapılan beyin görüntüleme araştırmalarının, insan beyninin bu süreçleri nasıl gerçekleştirdiği konusunda önemli bilgiler sağladığını aktaran Kefal, “Bu tür araştırmalar genellikle fMRI (fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme) ve PET (pozitron emisyon tomografisi) gibi görüntüleme teknikleri kullanılarak yapılır. Hipokampus, özellikle uzun süreli mekansal hafıza ile ilişkilendirilmiştir. Araştırmalar, hipokampusun yerel mekansal haritaları oluşturduğunu ve bu haritaları kullanarak insanların çevrelerinde nasıl gezindiklerini desteklediğini göstermektedir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Yönümüzü bulmak için mekansal hafızamızı kullanıyoruz…</strong></p>

<p>Nobel Ödülü sahibi olan araştırmacıların, ızgara/grid hücreleri olarak bilinen özel nöronların, insanların konumlarını ve hareketlerini izlediğini keşfettiklerini dile getiren Uzman Ergoterapist Ebru Şirin Kefal, “Grid hücreleri, bir çeşit iç harita oluşturur ve insanların bulundukları konumu bu harita üzerinde hesaplar. Yer hücreleri, belli bir yerdeki nesnelerin yerini belirlemeye yardımcı olan nöronlardır. Bu nöronlar, bir nesnenin yerini belirleyen işaretlerle etkileşime girerler. Entorinal korteks, mekansal bilginin işlendiği bir bölge olarak bilinir. Bu bölge, yer hücreleri ve grid hücreleri gibi nöronlar içerir ve mekansal hafızanın işlenmesine katkı sağlar. Araştırmalar, insanların çevrelerindeki, bir binanın şekli veya bir ağacın konumu gibi belirgin özellikleri kullanarak yönlerini belirlediklerini göstermektedir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Beynin navigasyonu ‘Retrosplenial alan’</strong></p>

<p>Retrosplenial alanın (RSA), beyindeki limbik sistemin bir parçası olduğunu ve navigasyon süreçlerinde önemli bir rol oynadığını vurgulayan Uzman Ergoterapist Ebru Şirin Kefal, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>“RSA, mekansal bilgiyi işleyerek çevresel haritaların oluşturulmasına katkı sağlar. Bu haritalar, bir kişinin bulunduğu konumu ve çevresini anlama ve hatırlama süreçlerinde kullanılır. RSA, özellikle yer hafızası ile ilişkilendirilir. İnsanlar RSA’nın yardımıyla çevrelerindeki nesnelerin ve yerlerin konumlarını hatırlayabilirler. Bu, bir kişinin geçmiş deneyimlerine dayalı olarak çevresindeki mekansal bilgiyi depolamasına ve kullanmasına yardımcı olur. Özellikle belirgin çevresel özelliklerin işlenmesi ve bu özelliklerin mekansal haritalama süreçlerine dahil edilmesi RSA aracılığıyla gerçekleştirilir. RSA, kişinin hareketlerini ve yolculuğunu izlemesine yardımcı olabilir. Bu, bir kişinin bir yerden diğerine gitmek için gereken yolları ve yönergeleri anlama ve hatırlama süreçlerine katkı sağlar. Bu alanın hasar görmesi veya işlevinin bozulması, navigasyon becerilerinin ve mekansal hafızanın kaybına yol açabilir. Bu nedenle, RSA’nın işlevlerini daha iyi anlamak, nörolojik rahatsızlıkları ve navigasyon kullanım sonuçlarını anlamak için önemlidir.”</p>

<p><strong>Sürekli navigasyon cihazı kullanımı, kişilerin yön bulma becerilerini etkileyebilir!</strong></p>

<p>Navigasyon cihazlarının sürekli kullanılmasının, beyinde bazı değişikliklere neden olabileceğine dikkat çeken Uzman Ergoterapist Ebru Şirin Kefal, “Bu değişiklikler, bireyin beyninin yapısını, işlevini veya navigasyon becerilerini etkileyebilir. İnsanlar sürekli navigasyon cihazları kullanıyorsa, kendi içsel mekânsal harita oluşturma ve yön bulma becerilerini azaltabilirler. Bu, hipokampal aktivitenin azalması veya kullanılmayan becerilerin gerilemesi ile ilişkilendirilebilir.” dedi.</p>

<p>Bazı araştırmaların, sürekli navigasyon cihazlarını kullanan kişilerin beyin gri madde hacminde değişiklikler olduğunu gösterdiğine işaret eden Kefal, “Özellikle hipokampüs ve posterior parietal korteks gibi mekânsal işlemleme alanlarında değişiklikler gözlemlenebilir. Sürekli navigasyon cihazlarını kullanan kişiler, kendi yönlerini ve haritaları kullanma becerilerini kaybedebilirler. Bu, navigasyon cihazlarına aşırı güvenmeye ve bireylerin kendi yönlerini bulma yeteneklerini azaltmaya yol açabilir. Navigasyon cihazlarının sürekli kullanımı, kişilerin yeni mekânsal bilgileri öğrenme ve hatırlama becerilerini etkileyebilir. Çünkü navigasyon cihazları, kullanıcıların yerlerini hatırlama veya yol tarif etme ihtiyacını azaltır, her şeyi kendi beynimize değil başka yapay beyine, cihaza devrederiz.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Doğru yolu bulmak, insanların güvende hissetmelerine katkıda bulunabilir…</strong></p>

<p>Navigasyon sistemlerinin, sürücülere veya yaya kullanıcılara doğru yolları bulmalarına yardımcı olduğunu, bunun bilinmeyen bölgelerde veya karmaşık şehir trafiği içinde seyahat ederken insanların daha az kaygı duymalarını sağlayarak kendilerini güvende hissettirdiğini dile getiren Uzman Ergoterapist Ebru Şirin Kefal, şunları söyledi:</p>

<p>“Doğru yolu bulmak, insanların güvende hissetmelerine katkıda bulunabilir. Bazı navigasyon sistemleri, anlık trafik bilgilerini sağlayarak kullanıcıları trafik sıkışıklıklarından kaçınmalarına yardımcı olur. Bu, trafik stresini azaltabilir ve sürücülerin daha hızlı ve güvenli bir şekilde hedeflerine ulaşmalarına yardımcı olabilir. Yine, acil durumlar için acil servislere yol tarif edebilir. Bu özellik, acil bir durumda insanların daha hızlı yardım almasını sağlayarak güvenlik hissini artırabilir. Kişinin bilmediği bölgelere seyahat ederken navigasyon sistemleri, kullanıcıları yanlış yönlendirmelerden veya tehlikeli bölgelerden kaçınmalarına yardımcı olabilir. Bu da insanların kendilerini daha güvende hissetmelerine katkıda bulunabilir. Navigasyon kullanımı, sürücülerin veya yolcuların stres seviyelerini azaltabilir. Yolculuk sırasında kaybolma veya yanlış yola sapma endişesi olmadan seyahat etmek, insanların daha rahat hissetmelerine ve bu da güven hissini artırabilir.”</p>

<p><strong>Navigasyon sistemleri sürücülerde stres ve anksiyeteye de neden olabilir!</strong></p>

<p>İnsanların navigasyona aşırı bağımlı hale gelmelerinin, bazı olumsuz etkileri de olabileceğinin altını çizen Uzman Ergoterapist Ebru Şirin Kefal, “Örneğin, sürücülerin tamamen navigasyon sistemlerine bağımlı hale gelmeleri ve trafik kurallarını veya çevrelerini göz ardı etmeleri gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Diğer yandan da navigasyon cihazlarının kullanımı, sürücülerin dikkatlerini yoldan ayırmasına neden olabilir. Aynı zamanda, bu cihazların hatalı yönlendirmeleri veya beklenmedik durumlarla karşılaşma durumu, sürücülerde stres veya anksiyete yaratabilir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 12 Apr 2025 22:37:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2025/04/navigasyon-beyni-tembellestiriyor-mu-1744486653.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Menopoz sonrası sıcak basması normal sanılıyor, ancak!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/menopoz-sonrasi-sicak-basmasi-normal-saniliyor-ancak-4369</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/menopoz-sonrasi-sicak-basmasi-normal-saniliyor-ancak-4369</guid>
                <description><![CDATA[Kadınlarda son görülen adet döngüsü menopoz olarak tanımlanıyor.  Bir yıl boyunca adet görmeyen kadınlar artık menopoz sonrası dönem, yani postmenopozal dönemde oluyor. Ülkemizde kadınlar ortalama 48-49 yaşında son kez adet görüyor ve menopoz sonrası döneme giriyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Selcen Bahadır,  menopozun bazı toplumlarda ve ülkemizde kadınlığın bitmesi olarak algılandığını belirterek, “Aslında bu dönem sadece artık gebe kalamayacağınızın bir göstergesidir. Yani, biten tek şey doğurganlık olup, hayatın yeni bir sayfası açılmıştır” diyor. Ancak, toplumda menopozla ilgili doğru sanılan bazı hatalı bilgiler kadınları ”Artık yaşlandım” düşüncesiyle baş başa bırakabiliyor. Kadınlar, menopozun fizyolojik hormon değişiklikleri karşısında kendilerini çaresiz hissedip, birçok semptomla yaşamak zorunda olduklarını düşünüyorlar. Şu an için güncel olmayan bilgilerle, hormon yerine koyma tedavisi almaktan korkup, uzun dönem kronik hastalıklara yatkın hale geliyorlar. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Selcen Bahadır, menopoz sonrasıyla ilgili doğru sanılan 12 hatalı bilgiyi anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kadınlarda son görülen adet döngüsü menopoz olarak tanımlanıyor.  Bir yıl boyunca adet görmeyen kadınlar artık menopoz sonrası dönem, yani postmenopozal dönemde oluyor. Ülkemizde kadınlar ortalama 48-49 yaşında son kez adet görüyor ve menopoz sonrası döneme giriyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Selcen Bahadır,</strong>  menopozun bazı toplumlarda ve ülkemizde kadınlığın bitmesi olarak algılandığını belirterek, “Aslında bu dönem sadece artık gebe kalamayacağınızın bir göstergesidir. Yani, biten tek şey doğurganlık olup, hayatın yeni bir sayfası açılmıştır” diyor. Ancak, toplumda menopozla ilgili doğru sanılan bazı hatalı bilgiler kadınları ”Artık yaşlandım” düşüncesiyle baş başa bırakabiliyor. Kadınlar, menopozun fizyolojik hormon değişiklikleri karşısında kendilerini çaresiz hissedip, birçok semptomla yaşamak zorunda olduklarını düşünüyorlar. Şu an için güncel olmayan bilgilerle, hormon yerine koyma tedavisi almaktan korkup, uzun dönem kronik hastalıklara yatkın hale geliyorlar. <strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Selcen Bahadır, </strong>menopoz sonrasıyla ilgili doğru sanılan 12 hatalı bilgiyi anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p><strong>Menopoza girdiğim için yaşlandım ve kadınlığım bitti. YANLIŞ!</strong></p>

<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Menopoz  kadının yaşam döngüsünde ergenliğe girmek ve adetlerin başlaması gibi doğal bir olay. “Menopozu bir yaşlanma süreci olarak görmekten çok bir yaşam evresi olarak görmeyi tercih etmenizi öneririm” diyen Dr. Selcen Bahadır, sözlerine şöyle devam ediyor:  “Yaş almak da doğal fizyolojik bir süreç olup, nasıl yaşadığımız veya yaşamaya devam ettiğimizle doğrudan ilişkilidir. Dolayısıyla, menopoz tek başına yaşlanmanın ölçütü değildir. Menopoz sonrası dönem ise doğurganlığın bittiği,  yani gebe kalamayacağınız bir dönemdir. Öte yandan kadın kimliği ise son nefese kadar devam eder.”</p>

<p> </p>

<p><strong>Menopoz sadece 50’li yaşlardaki kadınlarda başlar. YANLIŞ!</strong></p>

<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Her ne kadar dünyada ortalama menopoz yaşı 50-51 ve ülkemizde 48-49 olsa da menopoz bazı kadınlarda 45 yaşından önce, hatta kimi kadınlarda 40 yaşından önce başlayabiliyor. Erken yaşlarda başlayan menopoz ilerleyen yıllarda kalp ve damar hastalığı, osteoporoz ile demans gibi kronik hastalıklarla daha fazla ilişkili olabiliyor. Bu nedenle erken yaşta menopoz süreci yaşayan kadınların tedavilerini aksatmamaları büyük bir önem taşıyor. </p>

<p> </p>

<p><strong>Annem 50 yaşından sonra menopoza girmiş, ben de o yaşta girerim. YANLIŞ! </strong></p>

<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Menopozal semptomlar (menopoz yaşı) genetik özellikler taşıyor ve kabaca annemize benzer yaşta bu döneme giriyoruz.  Ancak bu kesin bir kural değildir! Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Selcen Bahadır, “Yaşam koşulları, stres, sigara, alkol kullanımı, otoimmun hastalıklar ve geçirilmiş bazı cerrahiler, menopozla daha erken tanışılmasına neden olabilmektedir” diyor. </p>

<p> </p>

<p><strong>Menopoz her kadın için aynıdır. YANLIŞ! </strong></p>

<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Yeryüzündeki her kadın menopozu, semptomlarını ve bu semptomların ciddiyetini farklı şekilde yaşıyor. Kimi kadınlar çok ciddi sıcak basması sorunu yaşarken, bazı kadınlarda ise bu bulguya hiç rastlanmıyor.  Yine, vajinada kuruluk, kalp ve damar hastalıkları, demans gibi menopoz ve yaş almanın uzun dönem bulguları da kadından kadına farklı seviyelerde ciddiyet gösterebiliyor. </p>

<p> </p>

<p><strong>Menopoz semptomları zamanla kendiliğinden geçer. YANLIŞ! </strong></p>

<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Birçok kadın menopozla ilgili şikayetlerin birkaç yıl içerisinde kendiliğinden geçeceğini düşünüyor. Ancak yaygın inanışın aksine, bu semptomlar uzun süre devam edebiliyor ve sizi kronik hastalıklarla baş başa bırakabiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Selcen Bahadır, “Sıcak basması ve gece terlemesi genelde menopoz sürecinin erken dönem bulgusu olmakla birlikte, 10 yıla kadar devam eden hastalar gözlenmiştir. Yine hormonal değişiklikler süreç içerisinde osteoporoz (kemik erimesi), sarkopeni (kas kaybı), demans, kalp ve damar hastalıklarıyla ilişkilidir. Dolayısıyla, bu dönemde yaşadığınız semptomlar hayat kalitenizi bozuyorsa muhakkak bir doktora başvurmanızı, hayat kalitenizi artıracak ve sizi bazı kronik hastalıklardan koruyacak tedaviler almanızı öneririm” diyor. </p>

<p> </p>

<p><strong>Menopoza girdim kesin kilo alacağım. YANLIŞ!</strong></p>

<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Östrojen seviyesindeki düşüş özellikle bel çevresinin yağlanmasına yol açabiliyor. Bunun yanında, kilo almak tek başına menopoz ve menopoz sonrası dönemle değil, aynı zamanda yaş almakla ilişkili oluyor. Dolayısıyla bu yaş grubundaki kadınların sağlıklı beslenmeye ve fiziksel aktiviteye daha fazla önem vermeleri gerekiyor. </p>

<p> </p>

<p><strong>Menopozda kullanılan hormonlar meme kanseri yapıyor. YANLIŞ!</strong></p>

<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Dünyada olduğu gibi ülkemizde de çoğu kadın menopoz döneminde hormon yerine koyma tedavisi ve kanser ilişkisi hakkında çok fazla endişe yaşıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Selcen Bahadır, yaygın inanışın aksine, menopoz sürecinde kişiye özel şekilde kullanılan hormonların meme kanserine yol açmadığına  işaret ederek, “Bu bilgi, 2002 yılında yayınlanan ve yanlış yorumlanan bir çalışmanın menopozda hormon tedavisine bomba gibi düşmesiyle ilişkilidir. Bu yanlış, tüm dünyada, belki de 20 yıl, hem doktorların hem de kadınların hormon tedavisinden uzak durmalarına neden olmuştur. Ancak yapılan bilimsel ve güncel çalışmalar; kişiye özgü, uygun yaşta, uygun dozda ve formda kullanılan hormon tedavisinin kanser, özellikle de meme kanseriyle  ilişkisinin olmadığını ortaya koymuştur” diyor.</p>

<p> </p>

<p><strong>Hormon tedavisi kilo aldırıyor. YANLIŞ! </strong></p>

<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Yapılan çalışmalarda; menopozal hormon yerine koyma tedavisi alan kadınlar ve almayan kadınlar arasında kilo açısından bir fark bulunamamış. Yaş almak, yaşam koşulları, diğer medikal faktörler, fiziksel aktivite ve yeme alışkanlıklarımız kilo almakla daha çok ilişkili oluyor. </p>

<p> </p>

<p><strong>Sıcak basması yaşamak normaldir. YANLIŞ!</strong></p>

<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Sıcak basması, menopoz öncesi dönemde ve menopozun erken dönemlerinde kadınların en sık yaşadıkları, en çok şikayetçi oldukları ve gerçek anlamda hayat kalitesini etkileyen semptomların başında geliyor.  Sıcak basması özellikle kandaki östrojen seviyesinde azalma ve bu azalmanın beyindeki termoregulatuar merkez yanıtını etkilemesiyle oluşuyor. Yapılan çalışmalar; sıcak basmasını sık ve yoğun yaşayan kadınların ileriki yıllarda kalp damar hastalıkları ile Alzheimer’a (demans) daha fazla yakalandıklarını gösteriyor. Sıcak basması, hayat kalitesini bozan ve kalp damar hastalıkları ile Alzheimer gibi riskleri arttıran bir semptom olarak, dünyadaki tüm menopoz derneklerinin önerisiyle, menopozda hormon yerine koyma tedavisinin en önemli endikasyonudur. Kişiye özgü uygun hormon yerine koyma tedavisiyle bu riskleri minimize etmek mümkün oluyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Selcen Bahadır,<strong> </strong>“Dolayısıyla sıcak basması sorununda mutlaka doktorun uygun gördüğü tedavinin alınması gerekmektedir” diyor. </p>

<p> </p>

<p><strong>Hormon yerine koyma tedavisi almadığım / alamadığım için yapacak başka hiçbir şeyim yok. YANLIŞ! </strong></p>

<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Bazı risk faktörlerinde kadınlar hormon yerine koyma tedavisi alamıyor veya tercih etmiyorlar. Ancak bu durum menopoza karşı yapacak hiçbir şeyin olmadığı anlamına gelmiyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Selcen Bahadır<strong>, </strong>“Bu dönemde sigarayı ve alkolü bırakmak, kafein  kullanımını kısıtlamak, sağlıklı beslenmek, yeterli fiziksel aktivitede bulunmak, sağlıklı vücut kitle indeksinde olmak gibi yaklaşımlar ve gıda takviyeleri ile vitaminlerin kullanımı, yeterli ve kaliteli uyumanızı, kalp ve damar hastalıklarına, kemik ve kas kaybına karşı korunmanızı sağlayabilmektedir” diyor. </p>

<p> </p>

<p><strong>Menopoza girdim ve cinsel hayatım bitti. YANLIŞ!</strong></p>

<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Menopoz sonrası dönemde bazı cinsel sorunlar (cinsel istekte azalma, vajinal ıslanmada zorluk ve ağrılı cinsel ilişki gibi) görülse de cinsel yaşam bitmiyor. Hekiminizle bu sorunları paylaşmanız ve gerekiyorsa hormonal veya hormon dışı yöntemlerden yararlanmanız önem taşıyor. Özellikle ilerleyen dönemlerde östrojen seviyesinin azalmasına bağlı olarak cinsel ilişki sırasında vajinada ciddi ağrı, yanma, hatta kanama gibi sorunlar gelişebiliyor. Cinsel ilişki sırasında yaşanan bu zorluklar zamanla kadının cinsellikten kaçınmasına, cinsel isteksizlik yaşamasına ve cinsellikten haz almamasına neden olabiliyor. Dr. Selcen Bahadır, bu şikayetlerin tedaviden büyük ölçüde fayda gören semptomlar olduğunu belirterek,  “Semptomlar hafifse, vajinal kayganlaştırıcıların cinsel ilişki esnasında ve vajinal nemlendiricilerin cinsel ilişkiden bağımsız olarak belirli periyotlarla kullanımı, ilk basamak yaklaşımdır. Meme kanseri olmayan kadınların uygun formda östrojen içeren vajinal krem, jel veya tabletlerini kullanmaları en başarılı ve bilimsel tedavidir. Pelvik taban egzersizleri de bu dönemde önem arz etmektedir” bilgisini veriyor.  </p>

<p> </p>

<p><strong>Artık hamile kalamayacağıma göre korunmama gerek yok. YANLIŞ!</strong></p>

<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Son adet tarihinin üzerinden 12 ay geçtikten sonra gebeliğe karşı korunmanıza gerek kalmıyor. Yani, doğum kontrol hapları veya rahim içi araç (spiral) gibi yöntemleri artık kullanmayabilirsiniz. Öte yandan, cinsel ilişkide korunmak sadece gebeliğe karşı bir korunma değildir. Bu nedenle kondom kullanımı, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar açısından, menopoz sonrası dönemde de çok önem taşıyor. </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 11 Apr 2025 13:24:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2025/04/menopoz-sonrasi-sicak-basmasi-normal-saniliyor-ancak-1744367055.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Makat çatlağına 6 doğal çözüm</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/makat-catlagina-6-dogal-cozum-4368</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/makat-catlagina-6-dogal-cozum-4368</guid>
                <description><![CDATA[Anal fissür, halk arasında bilinen adıyla makat çatlağı, en sık karşılaşılan boşaltım sistemi problemlerinden biri. Dışkının atıldığı organ anüs ve çevresindeki dokularda yani makat bölgesinde yırtık ve çatlak meydana gelmesiyle oluşan bu rahatsızlığın tüm yaş ve cinsiyet gruplarında görülebildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Vafi Atalay, “Anal fissürün yol açtığı en belirgin şikâyet, dışkılama sonrasında makatta hissedilen ve cam kesiğine benzetilen ağrıdır. Ağrının yanı sıra bölgede kaşıntı, çatlak görünüm ve dışkılama sonrası kanama da tipik belirtiler arasında” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p> </p>

<p>Oluşan makat çatlağının temel nedeni aşırı kasılmadır. Ikınarak zorla yapılan dışkılamayla mukoza yırtılır ve yara oluşur bu yüzden de bu sağlık probleminin genellikle kabızlıktan kaynaklandığını dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Vafi Atalay, “Ancak kabızlık olmasa bile; doğum, ağır kaldırma, bağırsak hastalıkları veya uzun süre oturma sonucu makat bölgesinin tahriş olması gibi faktörlerle de anal fissür oluşabileceği bilinmeli. Büyük bir çoğunluk doğal yöntemlerle tamamen iyileşebilse de inatçı vakalarda botoks veya cerrahi yöntemlerden faydalanmak şart” dedi.</p>

<p> </p>

<p><strong>Yüzde 60’tan fazla hasta cerrahiye gerek kalmadan iyileşebiliyor</strong></p>

<p>Spazm makat çatlağına sebep oluyor, oluşan çatlak da spazmları artırıyor diyen Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Vafi Atalay, “Yırtık oluştuktan sonra bölgeyi besleyen ince damarlar yine bu kasılmalar nedeniyle basıya maruz kalıyor ve makattaki yarayı tam olarak kanlandıramıyor yani iyileştiremiyor ve kronik ülser oluşabiliyor. Çatlağın neden olduğu ağrı da reflekse yol açarak anüste spazmı arttırıyor ve böylece kısır döngüye giriliyor” dedi.</p>

<p>Anal fissürü olan çoğu hastaya ameliyat önermediklerini dile getiren Prof. Dr. Vafi Atalay, “Hastaların yüzde 60’tan fazlası sıcak su banyosu, beslenme değişikleri ve makat kasındaki spazmı çözen lokal kremlerle tamamen iyileşebiliyor. Bu yaşam değişiklikleri ve kremlere rağmen bir tedavi sağlanamıyorsa cerrahiyi o noktada gündemimize alıyor ve ilgili kası keserek spazmı ortadan kaldırıyoruz” şeklinde konuştu.</p>

<p> </p>

<p><strong>Ameliyat olmak istemeyenler botoks düşünebilir</strong></p>

<p>Ameliyatın çok küçük bir kesi ile yapıldığını ve kısa bir operasyon süresiyle aynı gün taburcu olunabildiğini paylaşan Prof. Dr. Vafi Atalay, “Başarı oranı çok yüksek olan cerrahi yöntemde, genellikle operasyondan sonraki üç hafta içinde iyileşme sağlanıyor. Ancak iç kas yerine dış kas kesilirse gaz ve dışkı kaçırma problemleri yaşanabileceği için bu işlemin deneyimli cerrahlar tarafından yapılması önemli. Cerrahiden kaçan, daha önce ameliyat olmuş veya doğum travması gibi nedenlerle makat kası hasarlı hastalarda ise botoks enjeksiyonu düşünülebilir. Kesin başarısı ameliyat kadar yüksek olmasa da uygun hastalar için botoks da etkili bir çözümdür. Makat içine botoks enjeksiyonu ile kasta geçici bir felç yaratılır böylece kan akışı normale döner ve spazmlar önlenerek yaraya iyileşme fırsatı tanınır. İşlem sonrası birkaç ay boyunca gaz ve dışkı kaçırma doğaldır” dedi.</p>

<p> </p>

<p>Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Vafi Atalay, anal fissüre karşı evde uygulanabilecek doğal tedavi yöntemlerini sıraladı:</p>

<p> </p>

<ol>
	<li>Sıcak suya oturma banyosu yapın. Sabah ve akşam dayanılacak derecedeki sıcak suyun içinde 15 dakika oturmak anlık rahatlama sağlar, ağrıyı azaltır ve iyileşmeyi hızlandırır. </li>
	<li>Kabızlıktan korunun. Lif içeriği zengin meyve ve sebzelerle beslenmek dışkının yumuşak olmasını sağlar, probiyotik takviyesi almak bağırsak hareketlerini düzenler.</li>
	<li>Tuvalette uzun süre oturup aşırı ıkınmaktan kaçının. Özellikle de telefonla nedeniyle uzayan tuvalet süresi dışkılamaya konsantrasyonu engelleyerek makattaki baskıyı artırır bunun sonucunda da çatlak derinleşir ve iyileşme gecikir.</li>
	<li>Tuvalet ihtiyacını uzun süre bekletmeyin. Dışkılama ihtiyacını uzun süre bekletmek fissürü kötüleştirir. Genellikle tüm günü dışarda geçireneler dışkılama için eve gitmeyi bekler ancak bu sağlıklı bir alışkanlık değildir.</li>
	<li>Bol su için ve düzenli fiziksel aktiviteye dikkat edin. Bağırsak sağlığını desteklemek kabızlık oluşumunu engelleyerek makat çatlağının iyileşmesine yardımcı olur.</li>
	<li>Makatı tahriş etmeyin. Yumuşak tuvalet kağıtları tercih edin ve bölgeyi ılık suyla temizlemeye özen gösterin.</li>
</ol>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 11 Apr 2025 13:24:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2025/04/makat-catlagina-6-dogal-cozum-1744367050.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Osmangazili milli atletten dünya üçüncülüğü</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/osmangazili-milli-atletten-dunya-ucunculugu-4366</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/osmangazili-milli-atletten-dunya-ucunculugu-4366</guid>
                <description><![CDATA[Osmangazi Belediyespor Kulübü’nün milli sporcusu Muhammed Esad Ayna, Sırbistan’ın Zlatibor kentinde düzenlenen U15 Gymnasiade oyunlarında erkekler 300 metre engelli yarışında dünya üçüncüsü oldu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style=”margin-left:8px”><span style=”font-size:12pt”><span style=”font-family:”Times New Roman”,serif”><span style=”font-family:”Bookman Old Style”,serif”></span></span></span></p>

<p> </p>

<p><span style=”font-size:12pt”><span style=”font-family:”Times New Roman”,serif”><span style=”font-family:”Bookman Old Style”,serif”>Uluslararası Okul Sporları Federasyonu (ISF) tarafından Sırbistan’ın Zlatibor kentinde düzenlenen U15 Gymnasiade Liseler Arası Dünya Şampiyonası sona erdi. 54 ülkeden 2 bin 548 sporcunun katıldığı bu dev organizasyonda Osmangazi Belediyespor Kulübü’nün milli sporcusu Muhammed Esad Ayna büyük bir başarıya imza attı. Milli sporcu, 300 metre engelli yarışında 39.58’lik derecesiyle dünya üçüncüsü oldu. Bronz madalyanın sahibi olan Ayna, Türkiye’ye büyük gurur yaşattı. </span></span></span></p>

<p> </p>

<p><span style=”font-size:12pt”><span style=”font-family:”Times New Roman”,serif”><span style=”font-family:”Bookman Old Style”,serif”>Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, dünya üçüncüsü Muhammed Esad Ayna’yı tebrik ederek başarılarının devamını diledi. </span></span></span></p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 11 Apr 2025 13:23:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2025/04/osmangazili-milli-atletten-dunya-ucunculugu-1744367035.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Parkinson hastaları sporla hayata bağlanıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/parkinson-hastalari-sporla-hayata-baglaniyor-4364</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/parkinson-hastalari-sporla-hayata-baglaniyor-4364</guid>
                <description><![CDATA[Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin Parkinson hastalarına yönelik Antalya Spor ve Fitness Merkezleri (ASFİM) bünyesinde verdiği ücretsiz egzersiz programı hem moral hem de umut oluyor. Haftada iki gün 1’er saatlik özel egzersiz programında yürüme, denge kavrama gücü ve kas egzersizleriyle Parkinson hastalarının, hareketlilik ve yaşam kalitesi yükseliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style=”font-size:12pt”><span style=”font-family:Cambria,serif”>Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin Parkinson hastalarına yönelik Antalya Spor ve Fitness Merkezleri (ASFİM) bünyesinde verdiği ücretsiz egzersiz programı hem moral hem de umut oluyor. Haftada iki gün 1’er saatlik özel egzersiz programında yürüme, denge kavrama gücü ve kas egzersizleriyle Parkinson hastalarının, hareketlilik ve yaşam kalitesi yükseliyor.</span></span></p>

<p> </p>

<p><span style=”font-size:12pt”><span style=”font-family:Cambria,serif”>11 Nisan her yıl Dünya Parkinson Günü olarak kutlanıyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi de Parkinson hastalarına destek olmak amacıyla özel egzersiz programı düzenliyor. Atatürk ASFİM Kurs Merkezinde görevli profesyonel eğitmenler eşliğinde uygulanan egzersiz programında Parkinson hastalarına refleks ve kaslarını güçlendirme eğitimleri veriliyor. 2 aylık kurs dönemleri bulunan Parkinson Hastaları Egzersiz Kursları, Atatürk ASFİM Merkezi’nde haftanın 2 günü, 1’er saatlik dersler halinde gerçekleştiriliyor. Kursa devam etmek isteyen hastalar, sonraki kurs döneminde de yeniden kayıt olabiliyor.</span></span></p>

<p><span style=”font-size:12pt”><span style=”font-family:Cambria,serif”>YAŞAM KALİTESİ ARTIYOR </span></span></p>

<p><span style=”font-size:12pt”><span style=”font-family:Cambria,serif”>Antalya Büyükşehir Belediyesi Parkinson Hasta Egzersizi Eğitmeni Yeliz Durak, amaçlarının hem hastaların hem de yakınlarının yaşam kalitesini arttırmak olduğunu söyleyerek, “Burada yaptırdığımız egzersizlerle motor fonksiyonlarını daha işlevsel hale gelmesini sağlıyoruz. 30 kursiyerimizle haftada 2 gün gruplar halinde egzersiz yapıyoruz. Özellikle yürüme, kas denge ve kavrama gücü egzersizleri yapıyoruz. Bakıcısı ya da elinde asa ile egzersizlere gelen vatandaşlarımız eğitimler sürdükçe yardımsız yürüyemeye başlıyorlar ve psikolojik olarak rahatlıyorlar” dedi. </span></span></p>

<p><span style=”font-size:12pt”><span style=”font-family:Cambria,serif”>HAYATA BAĞLANIYORUZ </span></span></p>

<p><span style=”font-size:12pt”><span style=”font-family:Cambria,serif”>72 yaşındaki Parkinson hastası emekli öğretmen Emine Demir, “ASFİM bizi hayata bağlıyor. Buraya başlamadan önce hareket yetkim azdı merdiven bile çıkamıyordum ama şimdi merdiven çıkabiliyorum. Ev ve sosyal hayatım olumlu anlamda değişti. Burada olmaktan çok memnunum” diye konuştu. </span></span></p>

<p><span style=”font-size:12pt”><span style=”font-family:Cambria,serif”>TERAPİ OLUYORUZ </span></span></p>

<p><span style=”font-size:12pt”><span style=”font-family:Cambria,serif”>Egzersiz programına katılan 73 yaşındaki İlyas Şalbaz, şöyle konuştu:“ASFİM’e gelince daha önce spor yapmadığımı bir sürü eksiklerim olduğunu gördüm. Burada eğitmenimiz bizlere hareketleri doğru şekilde yaptırıyor, her seansta yeni hareketler öğreniyoruz. Fiziksel egzersizler ile hareketlerim eskiye göre çok hızlandı. Burada geçirdiğim zaman bana terapi gibi geliyor.”  </span></span></p>

<p><span style=”font-size:12pt”><span style=”font-family:Cambria,serif”>SPOR SAYESİNDE HASTALIĞIM İLERLEMİYOR </span></span></p>

<p><span style=”font-size:12pt”><span style=”font-family:Cambria,serif”>7 yıldır Parkinson hastası olan 73 yaşındaki Ayşe Şahin, “ASFİM’de böyle bir eğitim olduğunu öğrenince hemen başvurdum 1 aydır spor yapıyorum. Eğitmenimiz vücudumuzun farklı ve daha önce çalışmayan kaslarını çalıştırıyor. Haftada 2 gün ASFİM’e geliyorum, çok rahatlıyorum” dedi. </span></span></p>

<p><span style=”font-size:12pt”><span style=”font-family:Cambria,serif”>4 yıldır ASFİM’in egzersiz programına devam ettiğini söyleyen Battal Şaşmaz, “Burada moralimiz yükseliyor sosyal ilişkiler arkadaşlıklar kuruyoruz. Benim hastalığım ilk olarak el titremesiyle başlamıştı, ASFİM’e başladığımdan beri hastalığımda ilerleme olmadı çok faydasını gördüm. Düzenli spor yapıyor monotonluktan kurtuluyoruz” diye konuştu. </span></span></p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 11 Apr 2025 13:23:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2025/04/parkinson-hastalari-sporla-hayata-baglaniyor-1744367029.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzun süre oturmak hayati tehlikeyi tetikleyebilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/uzun-sure-oturmak-hayati-tehlikeyi-tetikleyebilir-4360</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/uzun-sure-oturmak-hayati-tehlikeyi-tetikleyebilir-4360</guid>
                <description><![CDATA[Vücudun bir kısmında ya da tamamında hareket kaybıyla kendini gösteren inme (felç), günümüzde kalp hastalıklarından sonra en sık ölüm nedeni olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, yaşlanan nüfus, yaşam süresinin uzaması ve hareketsiz yaşam tarzı nedeniyle inme riskinin her geçen yıl arttığına dikkat çekiyor.     ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm. Dr. Gülnaz Emin, inmenin dünya genelinde giderek artan bir sağlık problemi olduğunu vurguladı. Uzm. Dr. Emin, “İnme, tüm dünyada yüksek görülme sıklığı ve ölümcül etkisi nedeniyle hayatta kalanlarda da kalıcı özürlülüğe yol açan önemli bir nörolojik problem” diyerek, beyin damarlarına giden kan akışının aniden kesilmesinin, zihinsel ve fiziksel yeti kayıplarına neden olduğunu belirtti.</p>

<p><strong>İnme belirtileri ani başlıyor</strong></p>

<p>İnme belirtilerinin erken fark edilmesinin hayati önem taşıdığını belirten Uzm. Dr. Emin, bu belirtilerin çoğunlukla aniden ortaya çıktığını ifade etti. Yüz, kol veya bacakta güçsüzlük, hissizlik ya da hareketsizlik, konuşma bozuklukları, bilinç bulanıklığı, hafıza kaybı, yutma güçlüğü, denge kaybı ve ani başlayan şiddetli baş ağrısı, inmenin öncü sinyalleri arasında yer alıyor. “Bu tür belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurmak, kalıcı hasar ya da ölüm riskini azaltmak açısından büyük önem taşır” dedi.</p>

<p><strong>Risk faktörleri iki grupta toplanıyor</strong></p>

<p>İnme riskini artıran faktörlerin değiştirilebilen ve değiştirilemeyen olmak üzere iki gruba ayrıldığını belirten Uzm. Dr. Gyulnaz Emin, yaş, cinsiyet ve genetiğin değiştirilemeyen faktörler arasında yer aldığını söyledi. İleri yaş, erkek cinsiyet ve ailede inme öyküsü olan bireylerde riskin daha yüksek olduğunu vurguladı.</p>

<p>Değiştirilebilen risk faktörlerinin ise bireysel çabalarla azaltılabileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Emin, “Yüksek tansiyon, kalp-damar hastalıkları, diyabet, kolesterol yüksekliği, sigara, alkol, obezite, hareketsizlik ve yanlış beslenme inme riskini artırıyor. Bu faktörlerin kontrol altına alınması, inme riskinin azaltılmasında çok önemli bir yer tutuyor” diye konuştu.</p>

<p><strong>Beslenme alışkanlıkları inme riskini etkiliyor</strong></p>

<p>Uzm. Dr. Emin, alınabilecek bazı önlemlerle sadece inme değil, kalp ve damar hastalıklarının da önüne geçilebileceğini söyledi. “Risk faktörlerini kontrol altına almak, yaşam tarzı ve beslenme düzenini değiştirmek, hekim tarafından önerilen ilaçların düzenli kullanımı inme riskini azaltmada önemli rol oynar” dedi.</p>

<p>Beslenme konusunda özellikle Akdeniz tipi diyetin önemine değinen Uzm. Dr. Gülnaz Emin, tuzun azaltılması ve sodyum alımının kısıtlanmasını önererek, “Meyve, sebze, kuruyemiş, tam tahıllar, lifli besinler, zeytinyağı, balık ve kümes hayvanları gibi gıdalara ağırlık verilmelidir. Rafine şeker, işlenmiş ve yüksek sodyum içeren ürünler, trans yağlar ve yüksek glisemik indeksli gıdalardan kaçınılması gerekir” dedi.</p>

<p><strong>Oturma süresi arttıkça risk de artıyor</strong></p>

<p>Hareketsiz yaşam tarzı ve uzayan oturma süresinin inme ve kalp-damar hastalıkları riskini artırdığına dikkat çeken Uzm. Dr. Emin, gün içinde kısa süreli hareketliliğin bile faydalı olduğunu vurguladı. “Ev işi, bahçe işi ya da kısa bir yürüyüş bile riski azaltmaya katkı sağlar. Kılavuzlar haftalık 150 dakika orta yoğunlukta egzersiz öneriyor. En basitinden, günde 20 dakikalık tempolu yürüyüş bile anlamlı bir fark yaratabilir” diye belirtti.</p>

<p>Egzersiz kapasitesi sınırlı olan bireylerde ise mevcut hastalıklara göre fiziksel olarak aktif kalınmasının önemine değinen Uzm. Dr. Emin, “Hareket etmek her birey için mümkün olan en iyi iyileşme stratejisidir” dedi.</p>

<p><strong>Rehabilitasyon süreci bütüncül yaklaşım gerektiriyor</strong></p>

<p>İnme sonrası fizik tedavi ve rehabilitasyon sürecine mümkün olan en erken dönemde başlanması gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Emin, bu sürecin multidisipliner bir yaklaşım gerektirdiğini belirtti. Son yıllarda yapılan araştırmaların, erişkin beynin yeniden yapılanma kapasitesine sahip olduğunu ortaya koyduğunu söyleyen Emin, “Nöroplastisite adı verilen bu durum, beynin hasar sonrası yeni görevler üstlenerek fonksiyon kazanabilmesi anlamına geliyor” dedi.</p>

<p>Bu süreçte görev-odaklı öğrenme kavramının öne çıktığını belirten Uzm. Dr. Emin, “Sürekli tekrarlar ve yoğun eğitimlerle günlük yaşam aktiviteleri yeniden öğrenilebilir. Rehabilitasyonda kullanılan robotik yürüme cihazları, hastaların normal yürüyüşe yakın hareketlerle çalışmasını sağlar ve iyileşme sürecini hızlandırır” dedi.</p>

<p><strong>Ruh sağlığı da unutulmamalı</strong></p>

<p>Uzm. Dr. Gülnaz Emin, rehabilitasyon sürecinde en az fiziksel gelişim kadar hastanın motivasyonunun da önemli olduğuna dikkat çekerek, inme sonrası depresyonun sık görülen ancak çoğu zaman göz ardı edilen bir durum olduğunu ifade etti. “Hastanın içe kapanması, aşırı talepkâr ya da bağımlı hale gelmesi durumunda mutlaka uygun tıbbi destek sağlanmalıdır” dedi.</p>

<p><strong>Rehabilitasyon süreci ne zaman sona erer?</strong></p>

<p>İnme sonrası rehabilitasyonun ömür boyu sürebilecek bir süreç olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Gyulnaz Emin, bu sürecin kişinin topluma katılımını sağlamayı, komplikasyonları ve inmenin tekrarını önlemeyi hedeflediğini vurguladı. “Riskleri belirleyip en aza indirerek daha iyi bir yaşam mümkün” diyerek sözlerini tamamladı.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 11 Apr 2025 13:23:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2025/04/uzun-sure-oturmak-hayati-tehlikeyi-tetikleyebilir-1744367000.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Safra Taşları Hakkında Doğru Sanılan 12 Yanlış Bilgi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/safra-taslari-hakkinda-dogru-sanilan-12-yanlis-bilgi-4328</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/safra-taslari-hakkinda-dogru-sanilan-12-yanlis-bilgi-4328</guid>
                <description><![CDATA[Safra Taşları Hakkında Doğru Sanılan 12 Yanlış Bilgi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong> </strong></p>

<p> </p>

<p><em>Sindirim sisteminin önemli bir parçası olan safra kesesinde oluşan taşlar; şişkinlik, karında rahatsızlık hissi ve dolgunluk gibi hazımsızlık sorunlarıyla ilk sinyalleri veriyor. Her safra kesesi taşının ameliyat gerektirmediğine dikkat çeken <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Murat Gönenç</strong> “Safra taşları bir sebep değil bir sonuçtur. Esas sorun taşın kendisi değil, safra kesesinin hasta olmasıdır” diyerek safra taşları konusunda toplumda yanlış bilinen doğruları anlattı. </em></p>

<p><em> </em></p>

<p><strong>Safra taşı yalnızca safra kesesinde olur: </strong>Taşlar, safra kesesi dışındaki  safra yollarında da oluşabiliyor. Safra sistemini bir ağaca benzeterek anlatan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Murat Gönenç, küçük ve orta boy dallarının karaciğerin içinde, büyük dallarının ve gövdesinin karaciğerin dışında yerleşik olduğunu söylüyor. Safra kesesi de karaciğerin dışında yer alan safra yollarının bir parçasını oluşturuyor. Safra ağacı karaciğerde üretilen safranın geçici olarak depolanarak bağırsağa aktarılması görevini üstleniyor. Bu ağacın herhangi bir bölgesinde safra taşı oluşsa da büyük bir kısmı safra kesesinde gelişiyor.</p>

<p> </p>

<p><strong>Safra taşı sadece yaşlılarda görülür</strong><strong>:</strong> Safra taşları her yaş grubunda görülebiliyor. Ancak yaş ilerledikçe risk artıyor. 40 yaşından sonra görülme sıklığı yükseliyor. Bunun yanı sıra obezite, genetik yatkınlık ve bazı kronik hastalıklar da safra taşı oluşumuna zemin hazırlayabiliyor.</p>

<p> </p>

<p><strong>Safra taşı her zaman şikayete neden olur:</strong> Safra taşları her zaman belirti vermediğinden şikayete de yol açmayabiliyor. O nedenle rutin kontroller sırasında bazen tesadüfen tespit edilebiliyor. Safra taşlarında en sık görülen şikayet ise şişkinlik, karında rahatsızlık hissi ve dolgunluk gibi hazımsızlık sorunları oluyor. Acil durumlarda, sağ omuza ve sağ kürek kemiğinin altına doğru yansıyan şiddetli karın ağrısı, ateş ve sarılık gibi şikayetler görülüyor. Ultrasonografi ile kolayca tanı konulsa da safra ağacının diğer kısımlarındaki taşlar ve şüphe duyulan diğer hastalıkların teşhisi için bazı ek tetkikler gerekebiliyor.</p>

<p> </p>

<p><strong>Safra taşları belirtilerden hemen anlaşılabilir: </strong>Safra taşlarına bağlı hastalıkların şikayetleri mide, pankreas ve bağırsak hastalıkları ile akut apandisit, kalp krizi ve böbrek taşı gibi diğer hastalıkların belirtileri ile karışabiliyor. </p>

<p> </p>

<p><strong>Safra taşları sadece kadınlarda görülür:</strong> Kadınlar, erkeklere göre daha yüksek risk altında olsalar da safra taşları erkeklerde de görülebiliyor. Eski tıp kitaplarında safra taşlarının en sık 40 yaş civarı, açık tenli ve kilolu kadınlarda görüldüğüne dair bilgiler olduğunu,“4F (forty, female, fairy, fat)” şeklindeki İngilizce kısaltmaya sık rastlandığını belirten Prof. Dr Murat Gönenç, “Gerçekten de kadınlık hormonları, yaş ve obezite safra taşı gelişimi açısından iyi bilinen risk faktörleridir. Özellikle gebelik sürecinin ve bazı doğum kontrol ilaçlarının safra taşı oluşumunu tetiklediği net olarak gösterilmiştir” diyor.</p>

<p><strong> </strong></p>

<p><strong>Safra taşı düşürülebili</strong><strong>r:</strong> Safra kesesi taşları böbrek taşları gibi düşürülemiyor. Taşlar, kesenin içinde hareket edebiliyor, ancak kendiliğinden düşmeleri mümkün olmuyor. Bol su içmek de böbrek taşlarında olduğu gibi düşmelerini sağlamıyor. </p>

<p><strong> </strong></p>

<p><strong>Safra taşı sadece yağlı yiyeceklerden kaynaklanır:</strong> Beslenme önemli bir faktör olsa da safra taşlarının tek sebebi değil. Safra taşlarının da kendi içlerinde tipleri bulunuyor ve her bir safra taşı tipinin oluşum mekanizması birbirinden farklı. Batı tipi beslenme, yani et ağırlıklı yemek tüketilen ülkelerde en sık görülen safra taşları kolesterol taşları oluyor. </p>

<p> </p>

<p><strong>Safra taşları ilaçla veya bitkisel yöntemlerle eritilebilir</strong><strong>:</strong> Bilimsel olarak kanıtlanmış bir ilaç veya bitkisel tedavi yöntemi bulunmuyor. Mevcut tedavi seçenekleri arasında en etkili yöntem laparoskopik cerrahi ile safra kesesinin alınması oluyor. </p>

<p><strong> </strong></p>

<p><strong>Safra kesesi alınırsa sindirim bozulur</strong><strong>:</strong> Safra kesesi olmadan da vücut safra üretmeye devam ediyor. Ameliyat sonrası bazı gıdalara karşı hassasiyet gelişse de bu durum, genellikle zamanla düzeliyor. Safra kesesinin yokluğu ne erken ne de geç dönemde ciddi bir sorun teşkil etmiyor. </p>

<p><strong> </strong></p>

<p><strong>Safra taşı olan herkes mutlaka ameliyat olmalıdır</strong><strong>: </strong>Her safra taşı tedavi gerektirmiyor. Şikayet oluşturmayan safra taşları medikal olarak takip ediliyor. Ancak bazı özel durumlarda (büyük taşlar, bağışıklık sistemi zayıf hastalar vb.) belirti olmasa bile ameliyat önerilebiliyor. Safra kesesi taşlarında tedavi için mutlak gerekçe kişinin safra taşlarına bağlı şikayetlerinin olması veya daha önce safra taşlarına bağlı bir hastalık geçirmesi olduğunu belirten Prof. Dr. Murat Gönenç; safra kesesi taşlarının tesadüfen saptandığı hastalarda tedavi önerilen belli başlı durumları şöyle açıklıyor: “Safra taşı oluşumu ile seyreden kan hastalıkları, başka nedenle karın cerrahisi planlanan hastalar, yaşadıkları yer veya işleri nedeniyle acil sağlık hizmetine ulaşması zor olan kişiler (kırsal bölgelerde yaşayanlar, sık seyahat edenler, askerler, denizciler, vs.), bağışıklığı baskılayıcı ilaçlar veya hastalıklar, nakil hastaları, doğurganlık çağında olan ve gebelik düşünen kadınlar, safra kesesi taşı 2 cm’den büyük olan bireyler, safra kesesi duvarında kireçlenme, safra kesesi taş ile dolu olan kişiler. Safra kesesinden farklı olarak, safra ağacının başka kısımlarında yer alan taşlar için şikayet olsun ya da olmasın, mutlaka tedavi önerilir”</p>

<p> </p>

<p><strong>Ameliyatta yalnızca taşların alınması yeterlidir: </strong>Safra taşı ameliyatlarında yalnızca taşlar değil, kese tümden alınıyor.  Selim safra kesesi hastalıklarında bilimsel olarak ispatlanmış en iyi tedavi yöntemi “laparoskopik kolesistektomi” yani kapalı yöntemle safra kesesinin bütünüyle çıkarılması oluyor. Prof. Dr. Murat Gönenç; ameliyat yöntemi ile ilgili şu bilgiler veriyor: “Esas sorun taşın kendisi değil, safra kesesinin hasta olmasıdır. Bu nedenle, safra kesesinin içini açıp sadece taşları almak şeklindeki bir tedavi yöntemi bilimsel olarak kabul edilebilir değildir. Taş eritme ve kırma tedavilerinin uzun dönemde başarısız olmalarının nedeni de budur. ‘kapalı yöntem’ olarak bilinen, laparoskopik olarak yapılan safra kesesi ameliyatı küçük kesilerle yapılır. Ameliyat sonrası ağrı ve rahatsızlık hissi azalır, hasta normal hayata hızlıca dönebilir.”</p>

<p> </p>

<p><strong>Ameliyat sonrası safra taşları tekrar oluşur:</strong> Safra kesesi alındıktan sonra safra taşı tekrar oluşmuyor, çünkü safra taşı oluşumunun ana sebebi safra kesesinin kendisidir. Ancak safra yollarında taş oluşumu nadiren görülebiliyor.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 26 Mar 2025 11:21:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2025/03/safra-taslari-hakkinda-dogru-sanilan-12-yanlis-bilgi-1742977293.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye’de Her 10 Çocuktan 7’sinde Diş Çürüğü Görülüyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/turkiyede-her-10-cocuktan-7sinde-dis-curugu-goruluyor-4327</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/turkiyede-her-10-cocuktan-7sinde-dis-curugu-goruluyor-4327</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye’de Her 10 Çocuktan 7’sinde Diş Çürüğü Görülüyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p><strong> </strong></p>

<p><strong>Sensodyne, Dünya Ağız Sağlığı günü kapsamında, Hatay’da konteyner kentlerdeki çocuklara yönelik özel bir etkinlik gerçekleştirdi. Türk Dişhekimleri Birliği (TDB) ile düzenlenen etkinlik kapsamında ağız sağlığı konulu tiyatro oyununu izleyen çocuklar ve ebeveynler, oyunun ardından diş hekimleri tarafından verilen eğitime katıldı.</strong></p>

<p>Dünyanın lider tüketici sağlığı şirketi Haleon’un markalarından Sensodyne, 20 Mart Dünya Ağız Sağlığı Günü kapsamında Hatay’da düzenlediği etkinliklerle çocuklarda ağız sağlığının önemine dikkat çekti. 22-23 Mart tarihlerinde Hatay Antakya’da gerçekleştirilen etkinliklere yaklaşık 1500 çocuk ve ebeveynleri katıldı. Türk Dişhekimleri Birliği ile gerçekleştirilen etkinlik kapsamında sergilenen ağız ve diş sağlığı hakkında eğlenceli ve eğitici tiyatro oyunu “Çılgın Profesör”, çocuklar tarafından büyük beğeni topladı. Oyunun ardından diş hekimleri tarafından verilen eğitime katılan çocuklar ve ebeveynler, doğru diş fırçalama teknikleri, florürün çürükleri önlemesindeki rolü, ağız hijyeninin önemi ve sağlıklı beslenmenin diş sağlığına etkileri gibi konularda bilgi sahibi oldu.</p>

<p><strong>Özge Dağyar Acarbay: “Diş çürükleri çocukların sosyal yaşamını olumsuz etkiliyor”</strong></p>

<p><strong>Haleon Türkiye Pazarlama Direktörü Özge Dağyar Acarbay</strong>, çocukların ağız ve diş sağlığını küçük yaşlardan itibaren korumalarının, gelecekte sağlıklı bireyler olmaları için kritik önem taşıdığını belirterek “Süt dişlerinin geçici olması nedeniyle özen gösterilmemesi veya florürün zararlı olduğu yönündeki yanlış inanışlar, kalıcı dişlerin zarar görmesine yol açabiliyor. Oysa florür, Dünya Sağlık Örgütü tarafından da önerilen ve dişlerde çürük oluşumunu engelleyen etkili bir mineral. Ayrıca diş çürükleri, çocukların sosyal yaşamlarını da olumsuz etkiliyor. Haleon olarak, toplumu bu konuda bilinçlendirmeye ve sağlıklı nesillerin yetişmesine katkı sunmaya devam ediyoruz. Bu kapsamda Hatay’da düzenlediğimiz etkinliklere gösterilen yoğun ilgi bizleri çok mutlu etti” dedi. </p>

<p><strong>Fatih Güler</strong>: <strong>“Ağız ve diş sağlığı genel sağlığın ayrılmaz bir parçası” </strong></p>

<p>Ağız ve diş sağlığının genel sağlığın ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulayan <strong>Türk Dişhekimleri Birliği Genel Başkanı Fatih Güler</strong> ise, “Araştırmalar kötü ağız hijyeninin kalp hastalıkları, diyabet ve alzheimer gibi ciddi rahatsızlıklarla bağlantılı olduğunu gösteriyor. Türkiye’de çocukların yaklaşık yüzde 70’inde en az bir diş çürüğü bulunuyor. Bu nedenle, çocukların ve ebeveynlerin bilinçlenmesini sağlayan eğitim ve farkındalık çalışmaları büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 26 Mar 2025 11:21:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2025/03/turkiyede-her-10-cocuktan-7sinde-dis-curugu-goruluyor-1742977290.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir aylık orucun 7 kazanımı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/bir-aylik-orucun-7-kazanimi-4317</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/bir-aylik-orucun-7-kazanimi-4317</guid>
                <description><![CDATA[Bir aylık orucun 7 kazanımı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p> </p>

<p><strong>İnsanlık tarihi boyunca sadece dini bir ibadet değil, aynı zamanda bir şifa ve arınma yöntemi olarak da görülen orucun, sağlık üzerindeki faydaları merak konusu olmaya devam ediyor. Oruç tutmanın; hücre yenilenmesini desteleyen, inflamasyonu azaltan ve sağlıklı yaşlanma anlamına gelen longevity’e katkıda bulunan güçlü bir biyolojik araç olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Zahide Karaca, “Antik Yunan’da Hippokrates hastalıkların tedavisinde açlığın iyileştirici gücünü vurgulamış, Platon ve Sokrates ise zihinsel berraklık için oruç tutmayı önermiştir. İbn-i Sina ise ‘Az yemek ömrü uzatır’ diyerek, orucun sindirim sistemini dinlendirdiğini ve bedeni yenilediğini savunmuştur” dedi.</strong></p>

<p> </p>

<p>Gıda alımının 12 saatten fazla kısıtlanması, sağladığı faydalar nedeniyle aralıklı oruç gibi diyet programlarının da yaygınlaşmasını sağladı. Bilimsel açlık yöntemlerinin ya da dini orucun doğru uygulandığında sağlık için pek çok yararı olabileceğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Zahide Karaca, “Bu yöntemler herhangi bir sağlık problemi bulunmayan kişiler için; metabolik hastalıkların önlenmesinden, bağışıklık sistemini güçlendirmeye hatta sağlıklı ömür süresini artırmaya kadar geniş bir yelpazede fayda sağlayabilir” dedi.</p>

<p> </p>

<p>Bu oruç türleri arasındaki farklardan da bahseden Karaca, “Yaşlanmayı önlemek için uygulanan bilimsel oruç uygulamaları su tüketimini kısıtlamadığı için Ramazan orucundan ayrılır. Aynı zamanda bu programlarda, açlık süresi kişinin yaşam tarzı veya yaşı gibi bireysel özelliklerine göre düzenlenebilir. Ramazan orucunun ise dini ve kültürel yönüyle topluluk halinde uygulanarak, kontrollü açlığın bir ay gibi uzun bir süre sürdürülmesi açısından daha avantajlı olduğunu söylemek mümkün” dedi.</p>

<p> </p>

<p>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Zahide Karaca, bir aylık Ramazan dönemi boyunca oruç tutmanın genel sağlık üzerindeki 7 faydasını sıraladı:</p>

<p> </p>

<ol>
	<li>Uzun süreli ama kontrollü açlık DNA onarımı ve hücresel dayanıklılığı artırarak yaşlanmayı geciktirir. Hücrelerin yaşlanmasını belirleyen telomerlerin daha yavaş tükenmesini sağlar ve hücrelerin enerji üreten yapısı mitokondriyi korur.</li>
	<li>Kontrollü açlık, hücrelerin daha uzun yaşamasını sağlayan hayatta kalma mekanizmasını devreye sokar. Kanser oluşumuyla ilgili olan mTOR aktivasyonunu baskılayarak kanseri önlemeye yardımcı olur.</li>
	<li>İnsülin seviyesini düşürerek yağ yakımını ve metabolik esnekliği artırır. Metabolik esneklik; farklı beslenme koşullarına uyum sağlayabilmektir. Yani gerektiğinde vücut; enerji kaynağını ihtiyaca göre değiştirilebilir, karbonhidratlardan yağa ya da proteinlere geçerek enerji üretebilir. </li>
	<li>Beyin fonksiyonlarını güçlendirerek odaklanmayı artırır.</li>
	<li>Hücrelerin zarar görmüş kısımlarının temizlenmesi ve geri dönüştürülmesi anlamına gelen otofaji sürecini başlatarak hücresel yenilenmeyi teşvik eder. Açlık sona erdikten sonra bile bu yenilenmenin olumlu etkilerinin devam ettiği bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır.</li>
	<li>Açlık, bağışıklık hücrelerinin yenilenmesini de destekleyerek vücudu hastalıklara karşı daha dirençli hale getirir. Ancak, aşırı düşük kalori alımı veya yetersiz beslenmenin bağışıklık sistemini zayıflatabileceği de göz önünde bulundurulmalı.</li>
	<li>Vücudun savunma mekanizmasının bir parçası olan inflamasyon, bağışıklık sistemi hücreleri tarafından herhangi bir stres faktörüne karşı ortaya çıkan bir savunma reaksiyonudur. Düşük düzeyde sürekli devam eden inflamasyon ise birçok kronik rahatsızlığa zemin hazırlar. Oruç sırasında insülin seviyesinin düzenlenmesi, serbest radikal oluşumunun azalması ve hücre yenilenme mekanizmasının devreye girmesi, inflamasyonu azaltarak kronik hastalıkları kontrol altında tutmaya yardımcı olabilir.</li>
</ol>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 26 Mar 2025 11:20:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2025/03/bir-aylik-orucun-7-kazanimi-1742977218.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Manevi pratikler depresyon riskini azaltabiliyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/manevi-pratikler-depresyon-riskini-azaltabiliyor-4242</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/manevi-pratikler-depresyon-riskini-azaltabiliyor-4242</guid>
                <description><![CDATA[Araştırmalara göre, dini ritüellerin ve manevi pratiklerin, kortizol seviyelerini dengeleyerek kaygıyı azalttığını dile getiren Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, “Maneviyata yönelen kişilerde düzenli olarak yapılan içsel değerlendirme ve anlam arayışı ile bireylerde ruhsal dinginlik ve iç huzurun arttığı gözlemlenmiştir.” dedi. Şükür ve affetme duygularının, psikolojik dayanıklılığı desteklerken, manevi pratiklerin de depresyon riskini azaltabildiğini aktaran Sedef Koç Bal, yardımlaşma ve dayanışmanın, bireyin ruhsal tatminini artırarak toplumsal bağları güçlendirdiğini söyledi ve Ramazan boyunca kazanılan bu ruhsal kazanımları sürdürebilmek için, bireylerin bu dönemde geliştirdikleri alışkanlıkları günlük yaşamlarına entegre etmeleri önerisinde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Araştırmalara göre, dini ritüellerin ve manevi pratiklerin, kortizol seviyelerini dengeleyerek kaygıyı azalttığını dile getiren</strong> <strong>Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, “Maneviyata yönelen kişilerde düzenli olarak yapılan içsel değerlendirme ve anlam arayışı ile bireylerde ruhsal dinginlik ve iç huzurun arttığı gözlemlenmiştir.” dedi. Şükür ve affetme duygularının, psikolojik dayanıklılığı desteklerken, manevi pratiklerin de depresyon riskini azaltabildiğini aktaran Sedef Koç Bal, yardımlaşma ve dayanışmanın, bireyin ruhsal tatminini artırarak toplumsal bağları güçlendirdiğini söyledi ve Ramazan boyunca kazanılan bu ruhsal kazanımları sürdürebilmek için, bireylerin bu dönemde geliştirdikleri alışkanlıkları günlük yaşamlarına entegre etmeleri önerisinde bulundu.</strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, maneviyata yönelerek oruç tutmak ve ibadet etmek gibi ritüeller başta olmak üzere Ramazan ayının manevi yönden kişilerin ruh sağlığına nasıl katkıda bulunduğu hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>Oruç tutmak, stresle başa çıkma mekanizmalarını güçlendirebilir.</strong></p>

<p>Ramazan ayının, bireyin sabır duygusunu geliştirmesi için doğal bir ortam sunduğunu aktaran Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, “Oruç tutmak, biyolojik ve psikolojik ihtiyaçların ertelenmesini gerektirir; bu da özdenetim mekanizmalarını güçlendirir. Psikolojik dayanıklılığın temel unsurlarından biri olan sabır, zorluklara karşı tahammül edebilme ve duygusal tepkileri yönetebilme kapasitesini artırır. Açlık, susuzluk gibi biyolojik ihtiyaçların karşılanamadığı anlarda bunun bireyde yaratacağı duygusal zorlanmayı tolere edebilmek önemli bir kazanımdır. Bireyler bu ihtiyaçları ertelemeyi dini motivasyonla yapsa da sonuç olarak öz disiplini arttırması beklenir. Bu süreç, bireyin duygusal regülasyon yeteneğini güçlendirerek daha sağlam bir psikolojik yapı oluşturmasını destekler.” dedi.</p>

<p>Ramazan ayının, yalnızca fiziksel bir ibadet değil, aynı zamanda bireyin ruh sağlığı üzerinde de önemli etkiler yaratan bir süreç olduğunu ifade eden Bal, “Oruç tutmak, biyolojik ihtiyaçları dengelemek yoluyla sabrı pekiştirerek bireyin stresle başa çıkma mekanizmalarını güçlendirebilir. Bu dönemde manevi derinleşme ve içsel muhasebe, psikolojik dayanıklılığı artırarak bireyin duygusal refahına katkıda bulunabilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Düzenli ibadet, ruhsal dinginliği ve iç huzuru artırıyor!</strong></p>

<p>Oruç tutmanın ruh sağlığı üzerindeki etkilerine değinen Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, “Oruç, bireyin öz disiplinini artırarak stres yönetimini destekler. Yapılan araştırmalar, dini ritüellerin ve manevi pratiklerin, kortizol seviyelerini dengeleyerek kaygıyı azalttığını göstermektedir. Yaşamında maneviyattan beslenen kişilerde, ruhsal dinginlik ve iç huzurun arttığı gözlemlenmiştir.” dedi.</p>

<p>Ancak depresyon, anksiyete veya diğer psikolojik rahatsızlıkları olan bireyler için Ramazan’ın farklı bir deneyim olabileceğine dikkat çeken Bal, “Bazı bireyler için oruç, biyolojik ritimlerin değişmesi nedeniyle zorluk yaratabilir. Uyku düzenindeki değişiklikler, kan şekeri dalgalanmaları ve uzun süreli açlık, duygu durum bozukluğu olan bireylerde tetikleyici olabilir. Bu nedenle, özellikle psikiyatrik tedavi gören bireylerin doktorlarına danışarak bu süreci yönetmeleri önemlidir.” diyerek uyarıda bulundu.</p>

<p><strong>Ramazan ayı psikolojik dayanıklılığı artırmak için önemli bir süreç…</strong></p>

<p>Ramazan ayında bireylerin, daha fazla içe dönüş yaparak kendilerini anlamlandırma sürecine girdiklerini aktaran Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, bu durumun, duygusal dayanıklılığı artırabileceğini ve ruhsal dengeyi destekleyebileceğini söyledi. “Şükran duygusunun arttığı bu dönemde, bireylerin olumlu düşünce yapılarının güçlendiğini de dile getiren Bal, şükran duymanın, ruh sağlığı açısından koruyucu bir faktör olup depresif belirtileri azaltabileceğini açıkladı.</p>

<p>Ramazan boyunca bireylerin, sabır duygusunu pekiştirme fırsatı bulacağını sözlerine ekleyen Bal şöyle devam etti:</p>

<p>“Sabır, psikolojik dayanıklılığın temel taşlarından biridir. “Sabır, bireyin duygularını düzenleme becerisini geliştirir. Anlık dürtülere karşı koymayı öğrenmek, uzun vadede bireyin stres yönetimini güçlendirir. Bu nedenle Ramazan, psikolojik dayanıklılığı artırmada önemli bir süreç olabilir.</p>

<p>Aynı şekilde affetmek de ruhsal huzuru destekleyen bir unsurdur. Yapılan araştırmalar, affetmenin bireyin kaygı düzeylerini düşürdüğünü ve psikolojik rahatlama sağladığını gösteriyor. Affetmek, kişinin kendisine duyduğu sevgiyi ve içsel barışı artırır. Bu süreç, bireyin daha huzurlu ve dengeli hissetmesine katkıda bulunur.”</p>

<p><strong>Manevi pratikler depresyon riskini azaltabiliyor!</strong></p>

<p>“Ramazan ayında manevi ritüellere yönelmek, bireyin ruh sağlığı üzerinde olumlu etkiler oluşturabilir.” diyen Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, meditasyon ve mindfulness teknikleriyle birleştirilen oruç ibadetinin, bedene dair farkındalığı, zihinsel netliği ve iç huzuru artırabileceğini dile getirdi.</p>

<p>Bal,<strong> </strong>“Şükran ve meditasyon, bireyin bilinçli farkındalığını artırarak stresle başa çıkmasına yardımcı olur. Manevi pratiklerin beyin üzerindeki etkileri incelendiğinde, bu aktivitelerin pozitif duyguları artırdığı ve depresyon riskini azalttığı görülmüştür.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Küçük iyilikler ruhsal tatmini yükseltebilir…</strong></p>

<p>Ramazan ayının, toplumsal dayanışmanın da güçlendiği bir dönem olduğunun altını çizen Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, “Yardımlaşma ve paylaşma, bireyin ruh sağlığını olumlu yönde etkileyerek aidiyet duygusunu artırır. Başkalarına yardım etmek, beyindeki ödül sistemini harekete geçirerek mutluluk hormonlarının salgılanmasını sağlar. Küçük iyilikler bile bireyin ruhsal tatminini yükseltebilir.” dedi.</p>

<p>Ramazan ayının sağladığı ruhsal kazanımları sürdürebilmek için, bireylerin bu dönemde geliştirdikleri alışkanlıkları günlük yaşamlarına entegre etmelerini öneren Bal sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Şükran duygusu, sabırlı olmak, affetmeyi öğrenmek ve düzenli manevi pratiklere devam etmek, yalnızca belirli bir süreyle veya belirli bir inanç sistemiyle değil evrensel olarak ruhsal dengeyi korumaya yardımcı olabilir.</p>

<p>Ramazan, bireylerin ruhsal sağlıklarını güçlendirmek ve iç huzuru yakalamak adına önemli bir fırsattır. Ancak her bireyin bu süreci kendi psikolojik durumuna göre yönetmesi gerektiği unutulmamalı. Özellikle ruhsal rahatsızlığı olan bireylerin bilinçli hareket etmeleri ve gerektiğinde profesyonel destek almaları önemli bir nokta.”</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 01 Mar 2025 23:43:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2025/03/manevi-pratikler-depresyon-riskini-azaltabiliyor-1740861798.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Manevi pratikler depresyon riskini azaltabiliyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/manevi-pratikler-depresyon-riskini-azaltabiliyor-4241</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/manevi-pratikler-depresyon-riskini-azaltabiliyor-4241</guid>
                <description><![CDATA[Araştırmalara göre, dini ritüellerin ve manevi pratiklerin, kortizol seviyelerini dengeleyerek kaygıyı azalttığını dile getiren Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, “Maneviyata yönelen kişilerde düzenli olarak yapılan içsel değerlendirme ve anlam arayışı ile bireylerde ruhsal dinginlik ve iç huzurun arttığı gözlemlenmiştir.” dedi. Şükür ve affetme duygularının, psikolojik dayanıklılığı desteklerken, manevi pratiklerin de depresyon riskini azaltabildiğini aktaran Sedef Koç Bal, yardımlaşma ve dayanışmanın, bireyin ruhsal tatminini artırarak toplumsal bağları güçlendirdiğini söyledi ve Ramazan boyunca kazanılan bu ruhsal kazanımları sürdürebilmek için, bireylerin bu dönemde geliştirdikleri alışkanlıkları günlük yaşamlarına entegre etmeleri önerisinde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Araştırmalara göre, dini ritüellerin ve manevi pratiklerin, kortizol seviyelerini dengeleyerek kaygıyı azalttığını dile getiren</strong> <strong>Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, “Maneviyata yönelen kişilerde düzenli olarak yapılan içsel değerlendirme ve anlam arayışı ile bireylerde ruhsal dinginlik ve iç huzurun arttığı gözlemlenmiştir.” dedi. Şükür ve affetme duygularının, psikolojik dayanıklılığı desteklerken, manevi pratiklerin de depresyon riskini azaltabildiğini aktaran Sedef Koç Bal, yardımlaşma ve dayanışmanın, bireyin ruhsal tatminini artırarak toplumsal bağları güçlendirdiğini söyledi ve Ramazan boyunca kazanılan bu ruhsal kazanımları sürdürebilmek için, bireylerin bu dönemde geliştirdikleri alışkanlıkları günlük yaşamlarına entegre etmeleri önerisinde bulundu.</strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, maneviyata yönelerek oruç tutmak ve ibadet etmek gibi ritüeller başta olmak üzere Ramazan ayının manevi yönden kişilerin ruh sağlığına nasıl katkıda bulunduğu hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>Oruç tutmak, stresle başa çıkma mekanizmalarını güçlendirebilir.</strong></p>

<p>Ramazan ayının, bireyin sabır duygusunu geliştirmesi için doğal bir ortam sunduğunu aktaran Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, “Oruç tutmak, biyolojik ve psikolojik ihtiyaçların ertelenmesini gerektirir; bu da özdenetim mekanizmalarını güçlendirir. Psikolojik dayanıklılığın temel unsurlarından biri olan sabır, zorluklara karşı tahammül edebilme ve duygusal tepkileri yönetebilme kapasitesini artırır. Açlık, susuzluk gibi biyolojik ihtiyaçların karşılanamadığı anlarda bunun bireyde yaratacağı duygusal zorlanmayı tolere edebilmek önemli bir kazanımdır. Bireyler bu ihtiyaçları ertelemeyi dini motivasyonla yapsa da sonuç olarak öz disiplini arttırması beklenir. Bu süreç, bireyin duygusal regülasyon yeteneğini güçlendirerek daha sağlam bir psikolojik yapı oluşturmasını destekler.” dedi.</p>

<p>Ramazan ayının, yalnızca fiziksel bir ibadet değil, aynı zamanda bireyin ruh sağlığı üzerinde de önemli etkiler yaratan bir süreç olduğunu ifade eden Bal, “Oruç tutmak, biyolojik ihtiyaçları dengelemek yoluyla sabrı pekiştirerek bireyin stresle başa çıkma mekanizmalarını güçlendirebilir. Bu dönemde manevi derinleşme ve içsel muhasebe, psikolojik dayanıklılığı artırarak bireyin duygusal refahına katkıda bulunabilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Düzenli ibadet, ruhsal dinginliği ve iç huzuru artırıyor!</strong></p>

<p>Oruç tutmanın ruh sağlığı üzerindeki etkilerine değinen Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, “Oruç, bireyin öz disiplinini artırarak stres yönetimini destekler. Yapılan araştırmalar, dini ritüellerin ve manevi pratiklerin, kortizol seviyelerini dengeleyerek kaygıyı azalttığını göstermektedir. Yaşamında maneviyattan beslenen kişilerde, ruhsal dinginlik ve iç huzurun arttığı gözlemlenmiştir.” dedi.</p>

<p>Ancak depresyon, anksiyete veya diğer psikolojik rahatsızlıkları olan bireyler için Ramazan’ın farklı bir deneyim olabileceğine dikkat çeken Bal, “Bazı bireyler için oruç, biyolojik ritimlerin değişmesi nedeniyle zorluk yaratabilir. Uyku düzenindeki değişiklikler, kan şekeri dalgalanmaları ve uzun süreli açlık, duygu durum bozukluğu olan bireylerde tetikleyici olabilir. Bu nedenle, özellikle psikiyatrik tedavi gören bireylerin doktorlarına danışarak bu süreci yönetmeleri önemlidir.” diyerek uyarıda bulundu.</p>

<p><strong>Ramazan ayı psikolojik dayanıklılığı artırmak için önemli bir süreç…</strong></p>

<p>Ramazan ayında bireylerin, daha fazla içe dönüş yaparak kendilerini anlamlandırma sürecine girdiklerini aktaran Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, bu durumun, duygusal dayanıklılığı artırabileceğini ve ruhsal dengeyi destekleyebileceğini söyledi. “Şükran duygusunun arttığı bu dönemde, bireylerin olumlu düşünce yapılarının güçlendiğini de dile getiren Bal, şükran duymanın, ruh sağlığı açısından koruyucu bir faktör olup depresif belirtileri azaltabileceğini açıkladı.</p>

<p>Ramazan boyunca bireylerin, sabır duygusunu pekiştirme fırsatı bulacağını sözlerine ekleyen Bal şöyle devam etti:</p>

<p>“Sabır, psikolojik dayanıklılığın temel taşlarından biridir. “Sabır, bireyin duygularını düzenleme becerisini geliştirir. Anlık dürtülere karşı koymayı öğrenmek, uzun vadede bireyin stres yönetimini güçlendirir. Bu nedenle Ramazan, psikolojik dayanıklılığı artırmada önemli bir süreç olabilir.</p>

<p>Aynı şekilde affetmek de ruhsal huzuru destekleyen bir unsurdur. Yapılan araştırmalar, affetmenin bireyin kaygı düzeylerini düşürdüğünü ve psikolojik rahatlama sağladığını gösteriyor. Affetmek, kişinin kendisine duyduğu sevgiyi ve içsel barışı artırır. Bu süreç, bireyin daha huzurlu ve dengeli hissetmesine katkıda bulunur.”</p>

<p><strong>Manevi pratikler depresyon riskini azaltabiliyor!</strong></p>

<p>“Ramazan ayında manevi ritüellere yönelmek, bireyin ruh sağlığı üzerinde olumlu etkiler oluşturabilir.” diyen Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, meditasyon ve mindfulness teknikleriyle birleştirilen oruç ibadetinin, bedene dair farkındalığı, zihinsel netliği ve iç huzuru artırabileceğini dile getirdi.</p>

<p>Bal,<strong> </strong>“Şükran ve meditasyon, bireyin bilinçli farkındalığını artırarak stresle başa çıkmasına yardımcı olur. Manevi pratiklerin beyin üzerindeki etkileri incelendiğinde, bu aktivitelerin pozitif duyguları artırdığı ve depresyon riskini azalttığı görülmüştür.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Küçük iyilikler ruhsal tatmini yükseltebilir…</strong></p>

<p>Ramazan ayının, toplumsal dayanışmanın da güçlendiği bir dönem olduğunun altını çizen Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, “Yardımlaşma ve paylaşma, bireyin ruh sağlığını olumlu yönde etkileyerek aidiyet duygusunu artırır. Başkalarına yardım etmek, beyindeki ödül sistemini harekete geçirerek mutluluk hormonlarının salgılanmasını sağlar. Küçük iyilikler bile bireyin ruhsal tatminini yükseltebilir.” dedi.</p>

<p>Ramazan ayının sağladığı ruhsal kazanımları sürdürebilmek için, bireylerin bu dönemde geliştirdikleri alışkanlıkları günlük yaşamlarına entegre etmelerini öneren Bal sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Şükran duygusu, sabırlı olmak, affetmeyi öğrenmek ve düzenli manevi pratiklere devam etmek, yalnızca belirli bir süreyle veya belirli bir inanç sistemiyle değil evrensel olarak ruhsal dengeyi korumaya yardımcı olabilir.</p>

<p>Ramazan, bireylerin ruhsal sağlıklarını güçlendirmek ve iç huzuru yakalamak adına önemli bir fırsattır. Ancak her bireyin bu süreci kendi psikolojik durumuna göre yönetmesi gerektiği unutulmamalı. Özellikle ruhsal rahatsızlığı olan bireylerin bilinçli hareket etmeleri ve gerektiğinde profesyonel destek almaları önemli bir nokta.”</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 01 Mar 2025 23:43:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2025/03/manevi-pratikler-depresyon-riskini-azaltabiliyor-1740861796.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bağımlılık tedavisi kişiye özel düzenlenmeli</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/bagimlilik-tedavisi-kisiye-ozel-duzenlenmeli-4239</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/bagimlilik-tedavisi-kisiye-ozel-duzenlenmeli-4239</guid>
                <description><![CDATA[Fiziksel ve psikolojik olmak üzere ikiye ayrılan bağımlılık, toplumu tehdit eden bir halk sağlığı sorunu olarak değerlendiriliyor. İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı’ndan Dr. Öğretim Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, kronik bir rahatsızlık olan bağımlılıkta kişinin ömür boyu bağımlılık riski olan madde ve davranışlardan uzak durması için bazı önlemler alması gerektiğine dikkat çekiyor. Tütün, alkol veya madde bağımlılıkları gibi fiziksel bağımlılıklar ile kumar ve oyun bağımlılığı gibi davranışsal bağımlılıklarda benzer şekilde beynin ödül merkezi olan dopamin sisteminin uyarıldığını belirten Bektaş, bağımlılık tedavisinin bireyin ihtiyaçlarına göre, kişiye özel olarak düzenlenmesi gerektiğini vurguluyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><b></b></p>

<p><b>                </b></p>

<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı’ndan Dr. Öğretim Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, 1-7 Mart Yeşilay Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada kimyasal ve davranışsal bağımlılıklar, benzerlikleri ve nedenlerine ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>

<p> </p>

<p><b>Bağımlılığı ruhsal destek almadan sonlandırmak oldukça güç</b></p>

<p> </p>

<p>Bağımlılığın toplumu tehdit eden bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirten Zuhal Doğan Bektaş, “Birey ve toplum üzerinde pek çok açıdan yıkımlara yol açar, aile hayatını, toplumun güvenliğini olumsuz yönde etkiler. Bağımlılıkta kişi belli bir maddeye ya da davranışa karşı aşırı ve kontrol edilemeyen bir istek ve ihtiyaç duyar. Bu durum kişinin hayatında bedensel, ruhsal, toplumsal, yasal olarak olumsuz sonuçlar doğurmasına rağmen kişi kendisini bağımlı olduğu madde ya da davranıştan alıkoyamaz. Gün içerisinde zamanının büyük kısmını maddeyi temin etmek ve kullanmak için ya da etkilerinden kurtulmak için harcar. Sürekli bağımlı olduğu madde ya da davranış ile zihni meşguldür. Bağımlı kişiler, sosyal aktivitelerini, sorumluluklarını yerine getirmekte güçlük çeker, kişiler arası ilişkilerde bağımlılık yüzünden ciddi sorunlar yaşayabilirler. Fakat yaşadıkları tüm bu olumsuzlukların farkında olmalarına rağmen bağımlılığı ruhsal destek almadan sonlandırmak oldukça güçtür. Bu alanda çalışan ruh sağlığı profesyonellerinden destek alınması bu zorlu süreçte başarı şansını arttıracaktır. Unutulmamalıdır ki bağımlılık, tedavisi mümkün olan bir beyin rahatsızlığıdır” diye konuştu.</p>

<p> </p>

<p><b>Tolerans gelişmesi, bağımlılığın belirtisidir</b></p>

<p> </p>

<p>Bağımlılığın fiziksel ve psikolojik bağımlılık olmak üzere ikiye ayrıldığını belirten Zuhal Doğan Bektaş, “Fiziksel bağımlılık, bedenin bir maddeye (örneğin alkol, uyuşturucu, nikotin) alışması ve bu maddeyi düzenli olarak almadan normal işlevlerini yerine getirememe durumudur. Beden, zamanla bu maddeyi kabul eder ve onun varlığını bir tür ”gereklilik” olarak algılar. Fiziksel bağımlılığın belirtilerinden biri, tolerans gelişmesidir. Tolerans geliştiğinde kişi aynı etkiyi görebilmek için daha yüksek dozda madde kullanmak zorunda kalır” dedi.</p>

<p> </p>

<p><b>Alkol, kumar, teknoloji bağımlılıklarında ortak nokta: Dopamin salınımı</b></p>

<p> </p>

<p>Kimyasal bağımlılık ve davranışsal bağımlılıklarda ortak noktanın dopamin salınımı olduğunu kaydeden Zuhal Doğan Bektaş, şöyle devam etti:</p>

<p>“Tütün, alkol veya maddenin içerisindeki kimyasal maddeler, beynin ödül sistemi üzerinde etkili olur. Beyindeki ödül merkezinde hızlı bir şekilde dopamin salınımına yol açarak verdiği haz/ödül kişinin bu kimyasalı tekrar tekrar kullanmayı istemesine yol açar. Kumar ya da teknoloji bağımlılığı ise davranışsal bağımlılıklar başlığı altında yer almaktadır. Davranışsal bağımlılıklarda da aslında yine benzer şekilde beynin ödül merkezi olan dopamin sistemi uyarılmaktadır. Kumar oynarken kişi, kazanç sağladığında ya da teknoloji ile etkileşime girerken, örneğin sosyal medyada aldığı beğeni ve izlenme sayısı, video oyunları, çevrimiçi alışveriş gibi durumlar kişiye kısa süreli ve değişken zamanlı ödül almanın verdiği hazzı yaşatır. Bu durum, ödül merkezinde alkol madde kullanımındakine benzer şekilde dopamin artışına neden olur. Dopamin salınımının verdiği geçici haz kişiyi daha fazla ödül arayışına iter ve bu durum tekrar eden davranışsal bağımlılıklara yol açar.”</p>

<p> </p>

<p><b>Yoksunluk belirtileri ile baş etmede ilaç kullanılıyor</b></p>

<p> </p>

<p>Kişinin maddeyi kullanmadığında ise yoksunluk belirtileri görüldüğünü söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Yoksunlukta hangi belirtilerin olacağı temelde kullanılan maddenin tipine göre değişkenlik göstermekle birlikte uyku düzeni ve iştah değişiklikleri, terleme, mide bulantısı, kas ağrıları, titreme gibi belirtiler görülebilir. Bu belirtilerin verdiği rahatsızlıklardan dolayı kişi, tekrar madde kullanımına yönelmektedir. Yoksunluk belirtileri ile baş etmekte kullandığımız ilaçlar hastalarımızın özellikle madde kullanımını bıraktığı ilk haftalarda yaşadıkları zorluklara karşı destek sağlamaktadır” dedi. </p>

<p> </p>

<p><b>Psikolojik bağımlılıkta terapi yöntemleri etkili oluyor</b></p>

<p> </p>

<p>“Psikolojik bağımlılık ise kişinin bir maddeye ya da davranışa zihinsel ve duygusal olarak ihtiyaç duyması ve arzulamasıdır” diyen Zuhal Doğan Bektaş, “Kişi bağımlı olduğu şeyin rahatlatıcı, ödüllendirici etkisinden haz duyması sebebiyle bir yandan da stres, üzüntü, kaygı gibi olumsuz duygulardan kaçış sağladığı düşüncesiyle bağımlılığı sürdürür. Yani psikolojik bağımlılık, duygusal ve zihinsel ihtiyaçlar, kaçış arayışı ve keyif alma ile ilişkilidir. Yoksunluk belirtilerine yol açmaz ancak kişi, madde veya davranışa dair yoğun istek ve düşüncelerle mücadele eder. Genellikle fiziksel bağımlılığa oranla daha uzun süre devam edebilir çünkü kişi fizyolojik bir zorunluluk hissetmese de duygusal ve zihinsel olarak maddeyi arar. Terapi yöntemleri kullanılarak psikolojik bağımlılık ile mücadele etmek uzun dönemde nüksleri önlemek için gereklidir” dedi.</p>

<p> </p>

<p>Bağımlılık tedavisinin bireyin ihtiyaçlarına göre, kişiye özel olarak düzenlenmesi gerektiğini vurgulayan Zuhal Doğan Bektaş “Kişinin tedavisi tamamlandıktan sonra da bağımlılığın kronik bir rahatsızlık olduğu, kişinin ömür boyu bağımlılık riski olan madde ve davranışlardan uzak durması için bazı önlemler alması gerektiği vurgulanmalıdır. Psikoterapiler bu anlamda bağımlılık ile mücadelede oldukça etkilidir” dedi.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p><b>Bağımlılıkla mücadele için plan yapıyor, çözüm önerileri üretiyoruz</b></p>

<p> </p>

<p>Dr. Öğretim Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “1-7 Mart Yeşilay Haftası’nda farkındalık yaratmak adına yapılan bilgilendirmelerin kıymetli olduğunu, bağımlılıktan uzak, sağlıklı bir yaşama dikkat çekilmesinde etkili bir rol oynayacağını düşünüyorum. Atlas Üniversitesi bünyesindeki bağımlılık komisyonu olarak bağımlıkla mücadele için planlamalar yapmakta, çözüm önerileri üretmekteyiz. Ulusal ve uluslararası alanda bağımlılık ile mücadelede örnek bir üniversite modeli olma yolunda ilerlemekteyiz” dedi.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 01 Mar 2025 23:43:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2025/03/bagimlilik-tedavisi-kisiye-ozel-duzenlenmeli-1740861785.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocukluk Çağı Kanserleri Nasıl Fark Edilir?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/cocukluk-cagi-kanserleri-nasil-fark-edilir-4146</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/cocukluk-cagi-kanserleri-nasil-fark-edilir-4146</guid>
                <description><![CDATA[Çocuklarda kanser erişkinlere oranla 100 kat daha az görülür. Türkiye’de ve dünyada her 1 milyon çocuktan 110-150’sinde kansere rastlanıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Çocuk çağı kanserlerine dikkat çeken Liv Hospital Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Tülin Tiraje Celkan, tüm kanserlerin sadece yüzde 2-4’ünün çocuklarda görüldüğünü belirterek, “Her yıl 1 milyon çocuktan 110-150’sinde kanser gelişiyor. Çocukluk çağı kanserleri en sık ilk 5 yaşta ve 10-15 yaş döneminde ortaya çıkıyor.</p>

<p>Tedavi başarısının yüksek olması ve çocukların önündeki beklenen yaşam süresinin uzunluğu, erken tanı ve tedavinin önemini ortaya koyuyor. Gelişmiş ülkelerde çocuklar arasında en sık ölüm nedenlerinde 2’nci sırada olan kanserler, ülkemizde enfeksiyonlar, kazalar, kalp hastalıklarından sonra 4’üncü sırada yer alıyor. Nüfusumuzun yüzde 26,3’ü 0-14 yaş arasında bulunuyor. Ülke nüfusumuzu 84 milyon olarak kabul edersek 21 milyon çocuk için yıllık beklenen yeni kanserli çocuk olgu sayısı 2 bin 500 ile 3 bin arasındadır” dedi.   </p>

<p><strong>Çocukluk çağı kanserlerinde lösemi başı çekiyor</strong></p>

<p>Türkiye’de ve dünyada çocukluk çağında görülen kanserlerin yüzde 30’unu lösemi oluşturuyor. Ülkemizde ikinci sırada lenf bezi kanserleri (Hodgkin ve Hodgkin-dışı lenfoma) yer alıyor. Bunları sırasıyla sinir sistemi tümörleri, nöroblastoma, Wilms tümörü ve yumuşak doku sarkomaları (rabdomiyosarkoma) izliyor. Kemik, deri, göz ve karaciğer tümörleri ise çocuklarda daha nadirdir. Çocukluk çağında tümörlerin çoğu embriyonel kaynaklı, erişkin kanserlerinin çoğu ise karsinomlardır. Genetik nedenler, erişkin kanserlerinden çok daha sık saptanıyor. Ailevi yatkınlık, doğumsal hastalıklar, doğumsal anomaliler, gen bozuklukları, immün yetmezlikler ve nörofibromatozis gibi genetik hastalıklar kansere yatkınlık yaratıyor. </p>

<p><strong>İyileşme oranları yüzde 5’ten 80’e çıktı</strong></p>

<p>Çocuk kanserlerinin özelliklerinden biri, çok hızlı çoğalan ve büyüyen kanserler olmalarıdır. Hızlı büyüdükleri için de ilaç tedavisi (kemoterapi) ve ışın tedavisine (radyoterapi) duyarlı oluyorlar. Çocuk kanserlerinde genellikle cerrahi, ışın ve ilaç tedavileri birlikte kullanılıyor. Işın geç yan etkileri fazla olduğu için giderek çocukluk çağı kanser tedavilerinde daha az sıklıkla ve azalan doz ve süreler ile yer alıyor. Genellikle tedavinin kesilmesinden sonra 5 yıl geçmiş ve kanser tekrarlamamışsa hasta tamamen kür olmuş deniliyor. 1960’lı yıllarda yüzde 5’i iyileşen çocukluk çağı lösemilerinin günümüzde yüzde 75-80’i şifa buluyor.</p>

<p><strong>Hangi belirtilerde çocukluk çağı kanserlerinden şüphelenilmeli?</strong></p>

<ul>
	<li>Çocukta beze, kansızlık, karın şişliği, herhangi bir dokuda anormal bir büyüme fark edildiğinde derhal hekime başvurmalı ve nedeni araştırılmalıdır.</li>
	<li>Hastada solukluk, deride nokta kanamalar veya morluklar, halsizlik, yorgunluk, kemik ağrısı gibi belirtiler varsa; dalağı ve karaciğeri, bezeleri büyümüşse akla öncelikle lösemi gelmelidir. Bu durumda hemen bir kan tetkiki ve kesin tanı için gerekiyorsa kemik iliği tetkiki yapılır. Lenf bezi büyümelerine ateş, gece terlemeleri, halsizlik, kilo kaybı, kaşıntı gibi belirtiler eşlik ediyorsa, Hodgkin hastalığı düşünülmelidir. Tanıya, lenf bezinden biyopsi yapılarak gidilir. </li>
	<li>Küçük çocuklarda ağrısız bir karın kitlesi, deri altında küçük şişlikler (nodül), öksürük veya ateş, solukluk, gözlerin tek veya çift taraflı öne fırlaması ve göz çevresinde morluk gibi belirtiler, kemik ağrıları varsa “nöroblastoma” adı verilen böbreküstü bezinden veya sempatik sinir sisteminden kaynaklanan bir tümör akla gelir. Tanıya biyopsi veya kemik iliği tetkiki, tümör belirteçleri (NSE testi) ile gidilir.</li>
	<li>Ağrısız karın kitlesi veya nadiren karın ağrısı ve karında şişlik, idrarda kan, gözün renkli tabakası irisin yokluğu gibi belirtiler küçük bir çocukta böbrek tümörünü (Wilms tümörü) düşündürmelidir. Tanı, görüntüleme yöntemleri (MR veya BT) ve biyopsi ile konur.</li>
	<li>Karaciğer bölgesinde şişlik, sarılık, bulantı, kusma, kilo kaybı gibi belirtiler ise karaciğer tümörünü akla getirmelidir. Bu durumda kanda alfa-fetoprotein (ALP) denen tümör belirteci yükselmiş olarak saptanacaktır. Tanı biyopsi ile konur. </li>
</ul>

<p><strong>Tedavide farklı yöntemler uygulanıyor</strong></p>

<p>Çocuk kanserlerinde cerrahi yöntemler genellikle tümör kaynaklandığı organ içinde sınırlı ise tümörün çıkarılması şeklindedir. Ancak tümör çıkarılamayacak büyüklükte ise veya başka dokulara yayılma yapmış ise (metastaz) bu durumda tümörden biyopsi almakla yetinilir ve öncelikle kemoterapi uygulanarak tümör ve/veya metastazları bu yol ile yok edilmeye çalışılır. Tümör küçülüp, metastazlar kaybolduktan sonra tümör kalıntısı cerrahi olarak çıkarılabilir. </p>

<p>Kemoterapi, belirli aralıklarla kemoterapi ilaçlarının ağız veya damar yolu ile verilmesiyle yapılır. Lösemi tedavisi sırasında ilaçlar beyin-omurilik sıvısı içine de verilebilir; buna “intratekal tedavi” denir.</p>

<p>Kemoterapi süreleri, uygulanan tedavi şemalarına göre farklılıklar gösterir. 2-3 günden 7-8 güne değişen sürelerde, blok halinde genellikle 21-28 günde bir ilaçların birlikte kullanımı söz konusudur. Kemoterapinin süresi genellikle 6 ay ile 2 yıl arasında değişir.</p>

<p>Kemoterapide kullanılan ilaçların bazı yan etkileri olur ancak bu etkilerin çoğu geçicidir ve birtakım ilaçlarla başarılı bir şekilde önlenebilir. Kemoterapi döneminde çocuk oldukça halsiz olur, ayrıca bulantı, kusma, kemik ağrıları görülebilir. Kemoterapinin dıştan fark edilen en belirgin yan etkisi ise saçların dökülmesidir. Tedavileri biter bitmez saçlar hemen çıkmaya başlar. </p>

<p>Kemoterapinin bir etkisi olarak enfeksiyon riski arttığından bu dönemde hijyen çok önem kazanır. Genellikle okul çağı çocukların bir süreliğine okuldan uzak kalmasında yarar vardır. </p>

<p>Radyoterapi ise tümörün bulunduğu alana doğrudan ışın verilmesi şeklinde uygulanan tedavi şeklidir. Radyoterapi çocuklarda mümkün olduğu kadar az kullanılır, özellikle büyüyen vücutlarda gelişme bozukluklarına yol açabileceğinden zorunlu durumlar dışında ilk tercih edilen tedavi değildir. </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Jan 2025 22:35:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2025/01/cocukluk-cagi-kanserleri-nasil-fark-edilir-1738265727.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Vücuttaki toksik yükün sağlığa etkileri neler?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/vucuttaki-toksik-yukun-sagliga-etkileri-neler-4140</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/vucuttaki-toksik-yukun-sagliga-etkileri-neler-4140</guid>
                <description><![CDATA[Modern yaşamın getirdiği toksinler, vücudumuzda birikerek sağlığımızı tehdit ediyor. Vücuttaki toksik yükün, kişinin vücudunda birikmiş zararlı kimyasallar, toksinler ve ağır metallerin genel miktarını ifade ettiğini kaydeden uzmanlar, vücudun toksinleri genellikle karaciğer, böbrekler, ter bezleri ve bağırsaklar gibi organlar aracılığıyla atmaya çalıştığını ancak, fazla miktarda toksin biriktiğinde veya vücut bu toksinleri yeterince etkili bir şekilde atamadığında, toksik yükün artarak sağlık üzerinde olumsuz etkiler oluşturabildiğini söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p><strong>Detoks yapmanın en iyi yolunun, sağlıklı beslenip mevsiminde ve doğal besinleri tüketmek, yeterli su içmek ve fiziksel aktiviteyi arttırmak olduğunu dile getiren Beslenme uzmanı Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Tıbbi bir sorun olmadığı sürece vücut kendi detoksunu yapar. Sürdürülebilir sağlıklı beslenme alışkanlıklarının, uzun vadede detoks diyetlerinin sunduğu hızlı düzeltmelerden çok daha değerli olduğu unutulmamalıdır.” dedi. </strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, vücuttaki toksik yük ve sağlık üzerine etkilerini değerlendirdi.</p>

<p><strong>Toksik yük nedir?</strong></p>

<p>Vücuttaki toksik yükün, kişinin vücudunda birikmiş zararlı kimyasallar, toksinler ve ağır metallerin genel miktarını ifade ettiğini kaydeden Beslenme Uzm. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Vücut, toksinleri genellikle karaciğer, böbrekler, ter bezleri ve bağırsaklar gibi organlar aracılığıyla atmaya çalışır. Ancak, fazla miktarda toksin biriktiğinde veya vücut bu toksinleri yeterince etkili bir şekilde atamadığında, toksik yük artar ve sağlık üzerinde olumsuz etkiler oluşturabilir. Toksik yükün birikmesi, farklı organ sistemlerinde işlevsel bozukluklara, bağışıklık sistemi zayıflamasına, inflamasyona ve kronik hastalıklara yol açabilir.” dedi.</p>

<p><strong>Kirleticiler hava, su veya besin yoluyla vücuda alınarak toksik yük artıyor</strong></p>

<p>Günlük yaşamda en sık maruz kalınan toksin kaynaklarının, çevresel faktörlerden beslenmeye, stres düzeylerinden alışkanlıklara kadar geniş bir yelpazeye yayıldığını ifade eden Hatunoğlu, “Çevresel faktörler, özellikle hava, su ve toprak kirliliği gibi doğal çevremizdeki kirleticilerle başlar ve hava yoluyla solunduğunda ya da su ve besin yoluyla vücuda alındığında zaman içinde toksik yükü artırabilir. Ayrıca günlük olarak kullanılan plastiklerdeki BPA’lar, kozmetik ürünlerdeki parabenler ve şampuanlardaki sentetik maddeler vücuda doğrudan zararlı etki yapabilen maddelerdir.” diye konuştu.</p>

<p><strong>İşlenmiş gıdalar ve kronik stres de toksik yükü etkiliyor</strong></p>

<p> </p>

<p>Beslenmenin, toksinlere maruz kalmanın en yaygın ve sürekli yolu olarak karşımıza çıktığını dile getiren Beslenme Uzm. Hatice Nurseda Hatunoğlu, şöyle devam etti:</p>

<p>“İşlenmiş ürünler, şekerler ve katkı maddeleri vücudun detoksifikasyon sistemini zorlayarak vücutta birikmelerine yol açabilir. Ayrıca bazı besin kaynaklarında bulunan ağır metaller ile pestisit kalıntılarına uzun süre maruz kalmak ve düzenli olarak sigara ve alkol tüketimi de vücutta toksik yükün artmasına sebep olabilir. Kronik stres, vücutta inflamasyonu arttırabilir ve bağışıklık sistemini zayıflatabilir. Stresin getirdiği bu değişiklikler, aynı zamanda toksinlerin vücutta daha uzun süre kalmasına ve atılmalarının engellenmesine neden olabilir. Ayrıca, uyku düzensizlikleri ve fiziksel hareketsizlik de toksinlerin atılmasını zorlaştırır; vücut, yeterince dinlenmediğinde ve hareket etmediğinde, ter yoluyla toksin atımı azalır.”</p>

<p><strong>Toksik yükün doğurduğu zararlar neler? </strong></p>

<p>Vücutta biriken toksik yük uzun dönemde bağışıklık sistemi sorunları, hormon düzensizlikleri, karaciğer hasarı, kardiyovasküler ve nörolojik sorunlara neden olabileceğini anlatan Hatunoğlu, “Bu nedenle bu riskleri azaltabilmek için antioksidandan zengin beslenme modeline uymak, bol su tüketmek, düzenli egzersiz yapmak, stres yönetimi ve uyku düzenine dikkat etmek oldukça önemlidir.” dedi.</p>

<p><strong>Detoks diyetleri ve kürleri ne kadar etkili? </strong></p>

<p>Sağlıklı bir bireyin vücudunun doğal detoksifikasyon sistemlerinin (karaciğer, böbrekler, bağırsaklar) toksinleri etkili bir şekilde attığını dile getiren Hatunoğlu, şunları söyledi:</p>

<p>“Detoks diyetlerinin çoğu, kısa vadeli ağırlık kaybı ve sindirim düzenini iyileştirme gibi sonuçlar oluşturabilir, ancak bu etkiler genellikle sağlıklı beslenme alışkanlıkları ve kalori kısıtlamasından kaynaklanır. Ayrıca, bu tür diyetlerin uzun vadede sağlık üzerindeki etkileri ve güvenliği konusunda yeterli bilimsel kanıt bulunmamaktadır. Detoks yapmanın en iyi yolu, sağlıklı beslenip mevsiminde ve doğal besinleri tüketmek, yeterli su içmek ve fiziksel aktiviteyi arttırmaktır. Tıbbi bir sorun olmadığı sürece vücut kendi detoksunu yapar. Sürdürülebilir sağlıklı beslenme alışkanlıklarının, uzun vadede detoks diyetlerinin sunduğu hızlı düzeltmelerden çok daha değerli olduğu unutulmamalıdır.”</p>

<p><strong>Ne gibi önlemler alınmalı…</strong></p>

<p>Toksin maruziyetini azaltmak için neler yapılması gerektiği konusuna da değinen Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, şeklinde sözlerini tamamladı:</p>

<p>“Toksin maruziyetini azaltmak için doğal temizlik malzemeleri kullanıp kimyasal kullanımını azaltmak, plastik kullanımını azaltmak, hava kalitesine dikkat etmek, pestisit ve katkı maddesi içeren besinlerin tüketimini azaltmak ve temiz su içmeye özen göstermek oldukça etkili yöntemlerdir.”</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Jan 2025 22:35:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2025/01/vucuttaki-toksik-yukun-sagliga-etkileri-neler-1738265709.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocukların kafa travması geçirme riski daha fazla!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/cocuklarin-kafa-travmasi-gecirme-riski-daha-fazla-4133</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/cocuklarin-kafa-travmasi-gecirme-riski-daha-fazla-4133</guid>
                <description><![CDATA[Özellikle açık hava aktiviteleri ve trafik kazaları nedeniyle kafa travmaları görülme oranının arttığına dikkat çeken Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahı Op. Dr. İdris Avcı, “Travma sonrası devam eden veya giderek şiddetlenen baş ağrısı, bilinç kaybı, bulantı ve kusma, dengesizlik ve görme sorunları beyin travması şüphesini artırır.” dedi. Kafa travması şüphesi olan durumlarda hastanın hareket ettirilmemesi ve acil yardım ekiplerine haber verilmesinin hayati önem taşıdığını vurgu yapan Op. Dr. İdris Avcı, çocukların mutlaka koruyucu kask kullanması ve güvenli oyun alanlarının tercih edilmesi gerektiğini vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahı Op. Dr. İdris Avcı, kafa travmaları hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>Kafa travmaları ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir!</strong></p>

<p>Kafa travmalarının, başa alınan darbe, düşme veya çarpma sonucu beynin zarar görmesi durumu olduğunu ifade eden Op. Dr. İdris Avcı, “Bu kısa veya uzun vadeli sağlık sorunlarına yol açabilir.” dedi. </p>

<p>Özellikle açık hava aktivitelerinin beyin travması riskini artırdığına dikkat çeken Op. Dr. İdris Avcı, “Dalış, denize veya havuza atlama gibi su sporlarında, kafa üstü atlama sırasında boyun veya baş yaralanmaları yaşanabilir. Sığ suya atlama, ciddi beyin ve omurilik yaralanmalarına neden olabilir. Dağcılık, bisiklet, kaykay gibi aktiviteler, denge kaybı sonucu kafa travması riski taşır. Özellikle koruyucu ekipman kullanılmadığında, beyin travması riski ciddi boyutlara ulaşır. Trafik kazaları nedeniyle de kafa yaralanmalarının görülme oranını artırır. Uzun yol seyahatlerinde emniyet kemeri kullanımı ve çocukların doğru şekilde taşınması bu riski azaltmak için önemlidir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Bu belirtilere dikkat!</strong></p>

<p>Baş bölgesine alınan bir darbenin ardından bazı belirtilerin beyin travması şüphesine yol açabileceğini aktaran Op. Dr. İdris Avcı, beyin travmasına işaret eden belirtileri şöyle sıraladı:</p>

<p>“Travma sonrası devam eden veya giderek şiddetlenen baş ağrısı, beyin kanaması gibi ciddi bir durumu işaret edebilir. Kısa veya uzun süreli bilinç kaybı, bulantı ve kusma, kişinin normalden farklı davranışlar sergilemesi kişinin yürüyüş dengesinde sorun yaşaması veya bulanık görme gibi belirtiler yaşaması, beyin travması şüphesini artırır.”</p>

<p><strong>Hastayı hareket ettirmemek ve sağlık ekiplerine haber vermek önemli…</strong></p>

<p>Kafa travması şüphesi olan durumlarda hızlı müdahalenin hayati önem taşıdığına vurgu yapan Op. Dr. İdris Avcı, “Kaza sonrası ilk olarak hastanın baş ve boyun hareketleri en aza indirilmeli ve boyun stabil bir pozisyonda tutulmalı. Omurilik yaralanması şüphesi varsa hasta asla hareket ettirilmemeli.” uyarısında bulundu.</p>

<p>Bilinç kaybı, şiddetli baş ağrısı veya kusma gibi belirtilerin bulunması durumunda hemen 112 gibi acil yardım ekiplerinin aranması gerektiğini ifade eden Op. Dr. İdris Avcı, “Kafada şişlik veya morluk varsa, sağlık ekipleri gelene kadar bölgeye soğuk kompres uygulanabilir. Bu, şişliği azaltır ve ağrıyı hafifletir. Yine sağlık ekipleri beklenirken bilinci açık olan hasta sırt üstü yatırılmalı ve rahat bir pozisyonda kalması sağlanmalı. Kusma ihtimaline karşı hastanın başı yana çevrilebilir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Çocuklarda kafa travması riski da yüksek</strong></p>

<p>Çocukların yetişkinlere kıyasla daha yüksek beyin travması riski taşıdığının altını çizen Op. Dr. İdris Avcı, “Çocuklar düşme, çarpma ve hareketli oyunlar sırasında baş yaralanmalarına daha açıktır ve kafa kemikleri tam olarak gelişmediği için daha ciddi sonuçlarla karşılaşabilirler.” dedi.</p>

<p>Küçük çocukların, denge ve koordinasyonlarının tam anlamıyla gelişmemiş olduğunu dile getiren Op. Dr. İdris Avcı, bu nedenle ailelerin dikkatli olması gerektiğini söyledi ve sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Bisiklet, kaykay, paten gibi aktivitelerde çocukların mutlaka koruyucu kask kullanması gerekir. Kask, başa gelen darbeyi emerek beyin travması riskini önemli ölçüde azaltır. Çocukların oynadığı alanların güvenli olduğundan emin olunmalı. Sert zeminde oyun oynayan çocuklar, düşme sonucu ciddi kafa yaralanmalarına maruz kalabilir. Yumuşak yüzeyli oyun alanları tercih edilmeli. Evde veya dışarıda yüksek yerlerde oynayan çocuklar gözetim altında tutulmalı ve merdivenler, balkon gibi alanlarda güvenlik önlemleri alınmalı.”</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Jan 2025 22:34:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2025/01/cocuklarin-kafa-travmasi-gecirme-riski-daha-fazla-1738265692.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sahte içki zehirlenmesinde erken müdahale önemli</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/sahte-icki-zehirlenmesinde-erken-mudahale-onemli-4124</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/sahte-icki-zehirlenmesinde-erken-mudahale-onemli-4124</guid>
                <description><![CDATA[Sahte içkinin daha doğru bir tabir ile yasa dışı üretilen alkolün, körlükten ölüme kadar varabilen ciddi sağlık sorunlarına yol açabildiği uyarısında bulunan İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı, Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Zeynep Güneş Özünal, metil alkolün (metanol) hızlı emilimi nedeniyle erken müdahalenin önemine dikkat çekti. Metanolün 30-60 dakika süreyle kanda yüksek konsantrasyona ulaştığını belirten Özünal, yaklaşık 12-24 saat süren dönem sonrasında bulanık görme ve tam körlük yaşanabileceği uyarısında bulundu. Hastanın kusturulmasının risklerine dikkat çeken Özünal, en yakın sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini vurguladı. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><b></b></p>

<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı, Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Zeynep Güneş Özünal, son günlerde gündemde olan sahte içki ve sağlık üzerindeki etkilerine ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>

<p>Sahte içkide, aslında daha doğru bir açıklama ile yasal olarak üretilmeyen içkinin üretim süreçlerinde metil alkol bulunabildiğini belirten Özünal, “Alkollü içkilerin içerisinde yer alan etil alkoldür. Etil alkol, fermentasyon veya distilasyon gibi yöntemlerle elde edilir. Eser miktarda metil alkol bulunabilmekle birlikte yasal olarak imal edilen içkilerde kontrol edilmektedir. Metil alkol çözücü olarak endüstride kullanılmakla birlikte gıda olarak alınmaz” uyarısında bulundu.</p>

<p><b>Daha ucuz olduğu için metanol kullanılıyor</b></p>

<p>Türkiye’de damıtılarak alkol üretiminin yasal düzenlemeleri olduğunu kaydeden Özünal, “Uygun kaynaklardan elde edilmeyen ve uygun yöntemlerden ve kontrollerden geçmeyen damıtma süreçleri, sağlığa zarar verici oranda metanol içerebilir. Yasa dışı üretilen içkiler bazı durumlarda da metanol daha ucuz bir yan ürün olduğu için maliyeti düşürmek üzere, etanol yerine değişen oranda metanol ile üretilmiş olabilir” diye konuştu.</p>

<p><b>Metanol zehirlenmesi, doku hasarına ve ölüme neden oluyor</b></p>

<p>Sahte içkinin önemli sağlık sorunlarına yol açtığı uyarısında bulunan Özünal, “Metanol aslında düşük bir zehirleme riskine sahiptir. Fakat vücutta enzimler tarafından zehirli maddelere dönüşür.  Metanol, enzimler tarafından formaldehite ve formik aside dönüşür. Metanol zehirlenmesi vakalarında formik asit birikmesi, doku hasarına ve ölüme neden olur.  Zehirlenmede kan pH’ı değişir, görme kaybı olur” dedi. </p>

<p><b>Sahte içki 30-60 dakikada etkili oluyor</b></p>

<p>Sahte içki zehirlenmesinin belirtileri hakkında bilgi veren Özünal, “Metanol hızlı emilir. Yemek ile birlikte alınıp alınmadığına göre değişmek ile birlikte kanda 30-60 dakika süreyle yüksek konsantrasyona ulaşır. Ciltten temas ile ya da solunum yoluyla da kana karışır. Metanol zehirlenmesi, tipik olarak bulantı, kusma, karın ağrısı ve hafif merkezi sinir sistemi depresyonuna neden olur. Bu belirtiler etil alkolün yüksek dozda alındığı belirtilerden çok farklı değildir. Daha sonra, kısmen alınan metanol dozuna bağlı olarak, yaklaşık 12-24 saat süren bir dönem vardır, bunu takiben pH değişiklikleri bulanık görme ve değişen görme alanlarından tam körlüğe kadar değişen görme fonksiyonu bozulur. Bunlar tipik durumlar olmakla birlikte daha az görülen klinik bulgular da vardır. Kanda düzey tayini, tanı için önemli olmak ile birlikte her laboratuvarda rutin olarak yapılmamaktadır” diye konuştu. </p>

<p><b>Sahte içki asla tüketilmemelidir</b></p>

<p>Sahte içkinin hiçbir zaman içilmemesi gerektiğini vurgulayan Özünal, “Sahte içkiden korunmada ilk önlem sahte içkinin içilmemesidir. Ardından zehirlenmeye neden olan kimyasallara dönüşmesini engellemek yer alır. Etanol, metanolü yıkan enzimler için yarışarak zehirli kimyasallara dönüşümü yavaşlatır. Fomepizol de panzehir olarak kullanılır. Her zaman her koşulda erişim mümkün olmayabilmektedir. Bazı hastalarda diyaliz ile metanolün uzaklaştırılması gerekmektedir” dedi.</p>

<p><b>En yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır</b></p>

<p>Sahte içkiden zehirlenmelerde ilk yapılması gerekenin en yakın sağlık kuruluşuna başvurmak olduğunu belirten Doç. Dr. Zeynep Güneş Özünal, “Hastayı kusturmak akciğerlere kusmuk kaçması riski nedeniyle önerilmemektedir. Emilim çok hızlı olduğu için emilimi azaltan mide yıkama gibi yöntemlerin de faydalı olma ihtimali zayıftır. Sahte içkinin tat ve koku açısından ayırıcı bir özelliği bulunmamaktadır. Şüphe halinde en yakın sağlık kurumuna götürülmesi uygundur” diye konuştu.</p>

<p>Sahte içki zehirlenmesinin uluslararası literatürde nadir fakat ciddi zehirlenmeler arasında yer aldığını kaydeden Özünal, “Son zamanlarda ülkemizde nadir olmaması bu açıdan farklıdır. Metanol zehirlenmesi ihtimalinden şüphelenilmesi, bu içkiyi içenlerde benzer bulguların sorgulanması gereklidir” dedi.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Jan 2025 22:34:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2025/01/sahte-icki-zehirlenmesinde-erken-mudahale-onemli-1738265652.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gaziantep&#039;te imzalar İleri Yaş Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi İçin Atıldı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/gaziantepte-imzalar-ileri-yas-bakim-ve-rehabilitasyon-merkezi-icin-atildi-3963</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/gaziantepte-imzalar-ileri-yas-bakim-ve-rehabilitasyon-merkezi-icin-atildi-3963</guid>
                <description><![CDATA[Hayırsever iş insanı Ahmet Deniz tarafından yaptırılacak olan 65 yaş ve üstü vatandaşların hayatlarını sağlık, huzur ve güven içinde geçirmeleri için hayata geçirilecek “İleri Yaş Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi” için Valilik Fuaye alanında protokol imza töreni düzenlendi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Düzenlenen Protokole; Gaziantep Valisi Kemal Çeber, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin ve hayırsever iş insanı Ahmet Deniz katıldı.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Çeber: Gaziantep Modeli Yeni Yılda Da Devam Ediyor</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Gaziantep’in her zaman örnek bir şehir olduğunu vurgulayan Gaziantep Valisi Kemal Çeber; “Yeni yıla Gaziantep Modeli ile giriyoruz hayır köşemizde. 2025 yılının ilk mesai gününde sizlerle ikinci hayır protokolünün imzasını atacağız. Gaziantep, belediyeleri, hayırseverleri ve çalışma şekliyle çok özel bir şehir. Yine buna örnek olacak bir projeyi hayata geçiriyoruz. Şehrimizin önemli bir ihtiyacını karşılayacak olan İleri Yaş Bakım ve Rehabilitasyon Merkezimiz şimdiden hayırlı olsun. Büyükşehir Belediyesi bu projenin görüşmelerini çok uzun zamandır devam ettiriyor.&nbsp; Alleben Göleti mevkiine yapılacak olan merkezimiz beş katlı olacak. Üç katında büyüklerimizi misafir edeceğiz. Geriye kalan iki katımız ise büyüklerimize sosyal alan olarak değerlendirilecek. İnşallah burada hayatlarının en güzel günlerini geçirecekler. Ve bizlerde büyüklerimizi bol bol ziyaret ederek hayır dualarını isteyeceğiz. Hayırseverimiz sayesinde bu ihtiyacı da gidermiş olacağız. Bugün burada imzalarını atacağımız merkezin yılın ilk çeyreğinde temellerini atarak, iki yıl gibi bir süre içerisinde tamamlamış olarak hizmete sunacağız.” dedi.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin ise, “Faydalı işler yapan bir medeniyetten geliyoruz. İleri Yaş Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi’nin projelendirme sürecinden itibaren bizlere destek verdiği için Gaziantep Valimize teşekkür ediyoruz. Merkezimiz Alleben Göleti civarına yapılacak. Ahmet Deniz ağabeyimizle bu projeyi tüm detaylarıyla konuştuk ve istediğimiz noktaya geldik. Bu merkeze şehirde çok büyük bir talep var. Birlikten güç doğar anlayışıyla, şehrimizin önemli bir ihtiyacını karşılayacak bu projeyi hayata geçiriyoruz. Bu imzaların şehrimize bereket getirmesini temenni ediyorum.” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Hayırsever iş insanı Ahmet Deniz de protokolün hayırlara vesile olmasını dileyerek, merkezin en kısa sürede tamamlanmasını temenni etti.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Konuşmaların ardından Vali Kemal Çeber, Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin ve hayırsever iş insanı Ahmet Deniz tarafından protokol imzalandı ve fotoğraf çekimi ile son buldu.</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Jan 2025 17:31:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2025/01/gaziantepte-imzalar-ileri-yas-bakim-ve-rehabilitasyon-merkezi-icin-atildi-1735828812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çiğ süt hakkında bilinmesi gereken 5 önemli nokta!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/cig-sut-hakkinda-bilinmesi-gereken-5-onemli-nokta-3956</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/cig-sut-hakkinda-bilinmesi-gereken-5-onemli-nokta-3956</guid>
                <description><![CDATA[Kimileri doğal, işlenmemiş ve taze olduğu düşüncesiyle, kimileri de marketlerdeki ambalajlı sütlere göre daha ekonomik bulduğundan çiğ süt almayı tercih ediyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 0.0001pt 0cm;padding:0”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”></span></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 0.0001pt 0cm;padding:0”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”>Geçmişte sokak sütçülerinin evlerin kapısına getirdiği ve güğümlerinden sürahilere boşalttığı dönem artık pek çoğumuz için nostaljik bir anı olsa da, çiğ süt tüketimi yaygınlığını koruyor. Ancak dikkat! Bazı hijyenik koşullara uyulmadığında tüketilen çiğ süt ciddi enfeksiyonlara hatta hayati riske yol açabiliyor! <strong style=”font-weight:700”>Acıbadem Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı ve Acıbadem Altunizade Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Sesin Kocagöz</strong> “Yapılan çalışmalar; ç</span><span style=”color:black;font-family:’tahoma’ , sans-serif”>iğ sütün gerekli koşullar sağlanmadan tüketilmesinin bazı kişilerde böbrek yetmezliğinden felce dek çok ciddi hatta yaşamı tehdit eden hastalıklara neden olabildiğini gösteriyor” diyor. Prof. Dr. Ayşe Sesin Kocagöz, herhangi bir  ısıl işlem uygulanmadan satılan sütlerin tüketimi hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </span></p>

<p style=”background:white;font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;margin:0cm 0cm 0.0001pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”><span style=”color:black;font-family:’tahoma’ , sans-serif”> </span></strong></p>

<div style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;margin:0cm 0cm 0.0001pt 0cm”>
<ul style=”list-style-type:disc;margin-bottom:0cm”>
	<li style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;margin:0cm 0cm 0.0001pt 0cm”><strong style=”font-weight:700”><span style=”color:black;font-family:’tahoma’ , sans-serif”>Kaynatma süresine dikkat edin!</span></strong></li>
</ul>
</div>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 0.0001pt 0cm;padding:0”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”> </span></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 0.0001pt 0cm;padding:0”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”> </span></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 0.0001pt 0cm;padding:0”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”>Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Kocagöz “Çiğ süt zararlı mikroplar taşıyabileceği için insan sağlığına riskini ortadan kaldırmak ve mikrobiyolojik güvenliğini sağlamak amacıyla kaynatma, pastörizasyon ve sterilizasyon gibi işlemlerle mikroplar yok edilir. Sağlık riskleri nedeni ile Dünya Sağlık Örgütü insanların çiğ süt veya çiğ süt ürünlerinin (taze, yumuşak peynir çeşitleri, dondurma, yoğurt) bu tip işlemlere girmeden tüketilmemesini önermektedir. Genel anlamda kaynatma işlemi ev ortamında çiğ sütlere uygulanır. Kaynatma süresi süt içindeki mikrop ve mikroplardan gelen toksinleri yok etmek için en az ortalama 15-20 dakika olmalıdır” diyor. </span></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 0.0001pt 0cm;padding:0”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”> </span></strong></p>

<div style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;margin:0cm 0cm 0.0001pt 0cm”>
<ul style=”list-style-type:disc;margin-bottom:0cm”>
	<li style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;margin:0cm 0cm 0.0001pt 0cm”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”>Ciddi hastalıklara yol açabilir!</span></strong></li>
</ul>
</div>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 0.0001pt 0cm;padding:0”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”> </span></strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 0.0001pt 0cm;padding:0”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”> </span></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 0.0001pt 0cm;padding:0”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”>Çiğ süt; Salmonella, E.col ve toplumda isimleri bilinmeyen birçok tehlikeli bakteriler içerebilir. H5N1 (kuş gribi) virüsüyle enfekte ineklerden alınan çiğ sütte bu virüsün bulunduğu tespit edilmiştir. Çiğ süt ve çiğ süt ürünleri (peynir, kaymak, dondurma vb) özellikle toksoplazma enfeksiyonu açısından da ciddi risk taşır ve gebelere bulaştığında bebekte kalıcı hasarlara yol açma riski taşır. Seyahatlerde de bu tür gıdalar, bulaşıcı hastalıklar açısından önemli bir risk oluşturur. </span></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 0.0001pt 0cm;padding:0”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”> </span></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 0.0001pt 0cm;padding:0”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”> </span></strong></p>

<div style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;margin:0cm 0cm 0.0001pt 0cm”>
<ul style=”list-style-type:disc;margin-bottom:0cm”>
	<li style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;margin:0cm 0cm 0.0001pt 0cm”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”>Soğuk zincir çok önemli!</span></strong></li>
</ul>
</div>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 0.0001pt 0cm;padding:0”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”> </span></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 12pt 0cm;padding:0”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”> </span></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 12pt 0cm;padding:0”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”>Çiğ sütün; hayvanın sağılmasından sütün şişelenme işlemine ve tüketiciye ulaştırılmasına dek tüm aşamalarda mikrop taşıma riskini ortadan kaldırarak sağlığa zarar vermesini önlemek için soğuk zincire çok önem verilmelidir. Bu nedenle sütün</span><span style=”color:black;font-family:’tahoma’ , sans-serif”> sağılmasından sonra en kısa zamanda soğuk zincir sistemine girmesi gerekmektedir. Bu süre en fazla ilk 4 saattir. </span></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 12pt 0cm;padding:0”><span style=”color:black;font-family:’tahoma’ , sans-serif”> </span></p>

<div style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;margin:0cm 0cm 0.0001pt 0cm”>
<ul style=”list-style-type:disc;margin-bottom:0cm”>
	<li style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;margin:0cm 0cm 0.0001pt 0cm”><strong style=”font-weight:700”><span style=”color:black;font-family:’tahoma’ , sans-serif”>Risk </span><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”>grubundakiler dikkat!</span></strong></li>
</ul>
</div>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 12pt 0cm;padding:0”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”> </span></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 12pt 0cm;padding:0”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”>Çiğ sütteki bakteriler; çiğ süt içen veya çiğ sütten yapılmış yiyecekler tüketen herkesin sağlığını ciddi şekilde etkileyebilir. Bazı insanlar çiğ sütteki bakterilerden dolayı hastalıkları karın ağrısı, kusma, bazen kanlı ishal, ateş, baş ağrısı ve vücut ağrısı gibi şikayetlerle geçirse de, bazılarında ölüme bile neden olabilir. Bu grup bireyler şunlardır: Hamileler, 5 yaş altı çocuklar, 65 yaş üstü yaşlılar, bağışıklık sistemleri zayıflamış kişiler, kalp ve böbrek hastalıkları ve diyabeti olanlar ile HIV enfeksiyonu veya organ nakli alıcıları. </span></p>

<p style=”background:white;font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;margin:0cm 0cm 0.0001pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif;font-size:15px”> </span></p>

<div style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;margin:0cm 0cm 0.0001pt 0cm”>
<ul style=”list-style-type:disc;margin-bottom:0cm”>
	<li style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;margin:0cm 0cm 0.0001pt 0cm”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”>Pastörizasyon sütün besin değerini azaltmaz!</span></strong></li>
</ul>
</div>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 0.0001pt 0cm;padding:0”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”> </span></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 0.0001pt 0cm;padding:0”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”>Toplumumuzda pek çok kişi pastörizasyon işleminin, süte zarar verdiğini ve besin değerini azalttığını, çiğ sütün güvenli ve daha sağlıklı olduğunu düşünüyor. Oysa bu düşüncenin doğru olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Ayşe Sesin Kocagöz şöyle konuşuyor: “Pastörizasyon işlemi sütteki zararlı mikroorganizmaları yok ederken, bu süreçlerde sütün besleyici değerinde değişikliğe neden olmaz! Vitamin ve besleyici protein değerinin düşmesi kaygı duyulacak kadar anlamlı miktarlarda değildir. UHT süt de; yüksek ısı derecesiyle çiğ sütün kimyasal, fiziksel ve duyusal özelliklerinde en az değişikliğe yol açarak, bozulma yapabilen tüm mikropların UHT (Ultra High Temperature) işlemi ile yok edilmesidir. Yüksek ısı uygulanması sırasında  sütte   saptanan besin değerlerindeki değişimler (örneğin vitamin)  gıda etkinliği açısından önemsiz düzeyde düşüktür. Sonuç olarak  bu işlemler ile mikroorganizma riski olmadan besin değeri korunmuş olmaktadır.”</span></p>

<p style=”background:white;font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;margin:0cm 0cm 0.0001pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif;font-size:15px”> </span></p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Jan 2025 14:23:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2025/01/cig-sut-hakkinda-bilinmesi-gereken-5-onemli-nokta-1735816991.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kış soğuklarında sağlıklı kalmak için 9 öneri</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/kis-soguklarinda-saglikli-kalmak-icin-9-oneri-3955</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/kis-soguklarinda-saglikli-kalmak-icin-9-oneri-3955</guid>
                <description><![CDATA[Kış aylarının en soğuk günleri yaklaşırken, düşük sıcaklıkların sağlık üzerindeki olumsuz etkilerine karşı bilinçlenmek büyük önem taşıyor. Kış soğukları, çeşitli sağlık sorunlarına neden olabiliyor ve özellikle bağışıklık sistemi hassas olan kişiler için belirli riskleri beraberinde getiriyor. Memorial Ataşehir Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Murat Hakan Terekeci, soğuk havalarda sağlıklı kalmanın yolları hakkında bilgi verdi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style=”padding:0”></p>

<p style=”padding:0”><strong style=”font-weight:700”>Kış soğuklarının etkilerine dikkat!</strong></p>

<p style=”padding:0”>Soğuk havalar vücuttaki bazı sistemleri olumsuz etkileyerek hastalıklara zemin hazırlayabiliyor. Bu dönemde dikkat edilmesi gereken sağlık sorunları şu şekilde sıralanıyor: </p>

<p style=”padding:0”><strong style=”font-weight:700”>Grip ve soğuk algınlığı:</strong> Düşük hava sıcaklıkları, vücudun bağışıklık sistemini zayıflatarak soğuk algınlığı ve grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanma riskini artırabilir. Aynı zamanda soğuk havalarda insanların kapalı alanlarda daha fazla vakit geçirmelerinden dolayı da hastalıkların bulaşma riski artış göstermektedir.</p>

<p style=”padding:0”><strong style=”font-weight:700”>Astım ve alerjiler:</strong> Soğuk hava, astım semptomlarını tetikleyebilir ve toz, polen gibi alerjenlerin iç mekanda yoğunlaşmasına yol açabilir. Aynı zamanda doğal gazın yaygın olarak kullanılmadığı yerleşim alanlarında odun ve kömür yakılmasına bağlı olarak artan hava kirliliği de astım ve KOAH hastalarındaki nefes darlığı ve öksürük gibi şikayetleri artırmaktadır. </p>

<p style=”padding:0”><strong style=”font-weight:700”>Kalp hastalıkları: </strong>Soğuk havalarda kan basıncı ve kalp hızı artar. Aynı zamanda kanda pıhtılaşma da artmaktadır. Bu etkilerinden dolayı özellikle koroner kalp hastalığı olanlarda ve belirli yaşın üstündeki insanlarda kalp krizi riski artabilir. Kalp hastalarının kış aylarında da doktor kontrollerini aksatmamaları, ilaç düzenlemelerini bu doğrultuda yapmaları önemlidir. Sağlıklı insanların da kalp şikayetleri yaşadıklarında mutlaka uzmana başvurmaları gerekmektedir.</p>

<p style=”padding:0”><strong style=”font-weight:700”>Kas ve eklem ağrıları:</strong> Soğuk hava ve düşük basınç, eklem ve kas ağrılarını artırabilir. Özellikle artrit hastaları ve ileri yaştaki bireylerin kas ve eklem sağlıklarına dikkat etmeleri önemlidir.</p>

<p style=”padding:0”><strong style=”font-weight:700”>Cilt kuruluğu ve tahriş: </strong>Soğuk ve rüzgarlı hava cilt kuruluğuna yol açabilir, bu da kaşıntı ve tahrişe neden olabilir. Kış aylarında cilt sağlığına ekstra özen gösterilmelidir.</p>

<p style=”padding:0”><strong style=”font-weight:700”>Hipotermi ve soğuk ürtikeri:</strong>  Aşırı soğuk havaya maruz kalmak vücut ısısının düşmesine yol açarak hipotermiye sebep olabilir. Ayrıca bu dönemde soğuk ürtikeri gibi cilt reaksiyonları da görülebilir. Bu konuda dikkatli olunmalıdır.</p>

<p style=”padding:0”><strong style=”font-weight:700”>Soğuk havalarda bu önlemleri alın</strong></p>

<p style=”padding:0”>Kış aylarının sağlıklı ve güvenli bir şekilde geçirmesi için bazı önlemlerin alınması tavsiye edilmektedir.</p>

<ol>
	<li><strong style=”font-weight:700”>Dışarı çıkarken kat kat giyinmek: </strong>Vücudu soğuktan korumak için kat kat giyinmek en etkili yollardan biridir. Pamuklu ve yünlü kumaşlar tercih edilmelidir. </li>
	<li><strong style=”font-weight:700”>El ve ayakları korumak: </strong>Eldiven ve kalın çoraplar kullanılarak el ve ayakların sıcak tutulması önemlidir.</li>
	<li><strong style=”font-weight:700”>Nemlendirici kullanmak: </strong>Cilt kuruluğunu engellemek için düzenli olarak nemlendirici kullanılmalıdır. Nemlendirici seçerken dermatoloğa başvurulmalı ve cilt tipine uygun ürünler tercih edilmelidir. Ayrıca sadece yüz bölgesine değil, tüm vücuda nemlendirici uygulanmalıdır. </li>
	<li><strong style=”font-weight:700”> Dengeli beslenmek: </strong>Bağışıklık sistemini güçlendirmek adına tüm besin gruplarından sağlıklı ve dengeli bir beslenme planı uygulanmalıdır. Taze mevsim meyve ve sebzeleri tüketilmelidir. Vitamin ve mineral açısından zengin gıdalar tercih edilmelidir. Yağ ve şeker içeriği yüksek gıdalardan, fast food tarzı beslenmeden uzak durulmalıdır. </li>
	<li><strong style=”font-weight:700”>Su tüketimi: </strong>Kış aylarında da yeterli miktarda su içilmesi gerekmektedir. Kişi su içmek için susamayı beklememelidir.</li>
	<li><strong style=”font-weight:700”> Probiyotik besin destekleri ve fermente gıdaları tüketmek: </strong>Bağırsaklarda bulunan yararlı bakterileri artırmak ve sindirim sağlığına önem vermek güçlü bir bağışıklık için çok önemlidir.  Probiyotik özellikli olan yoğurt, kefir gibi besinlerin yanı sıra ev yapımı turşuların da düzenli tüketimi önerilmektedir.</li>
	<li> <strong style=”font-weight:700”>Fiziksel aktivite: </strong>Düzenli egzersiz yaparak vücut direncini artırmak gerekir. Soğuk havalarda uygun giysiler tercih edilerek düzenli yürüyüşler yapılabilir. Evden çıkamayacak durumda olanlar da evde basit egzersizlerle hareketi kalabilir.</li>
	<li><strong style=”font-weight:700”>Düzenli uyku: </strong>Uykuda bedenimiz ve zihnimiz dinlenmektedir. Bağışıklık sisteminin güçlü kalması için kaliteli uykunun önemi büyüktür. Bu nedenle sakin ve rahat bir ortamda düzenli ve kaliteli uyku düzeni oluşturmaya özen gösterilmelidir.</li>
	<li><strong style=”font-weight:700”>Şifalı çaylar: </strong>Özellikle kış aylarında kekik, zencefil, ıhlamur ve ada çayı gibi şifalı çayların tüketimi hastalıklara karşı bizi korumakta faydalı olacaktır.</li>
</ol>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Jan 2025 14:23:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2025/01/kis-soguklarinda-saglikli-kalmak-icin-9-oneri-1735816986.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlıklı bir ileri yaş gebeliği için dikkat etmeniz gerekenler</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/saglikli-bir-ileri-yas-gebeligi-icin-dikkat-etmeniz-gerekenler-3943</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/saglikli-bir-ileri-yas-gebeligi-icin-dikkat-etmeniz-gerekenler-3943</guid>
                <description><![CDATA[Son yıllarda dünya genelinde 35 yaşından sonra ilk kez anne olanların sayısında artış yaşanıyor. Doğurganlık üzerinde olumsuz etkileri bulunan ileri yaş gebeliklerinin aynı zamanda gebelik sürecinin sağlığı üzerinde de önemli etkileri bulunuyor. Sağlıklı bir gebelik için doğru önlemler alındığında, ileri yaşta gebeliklerin başarılı bir şekilde tamamlanmasının mümkün olduğunu belirten Liv Hospital Kadın Hastalıkları, Doğum ve Perinatoloji Uzmanı Doç. Dr. Miraç Özalp, “Uzman görüşü ve erken tarama testleri, anne ve bebek sağlığı açısından kritik öneme sahip” dedi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style=”font-family:’aptos’ , sans-serif;font-size:16px;line-height:116%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:center”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-family:’aptos’ , sans-serif”>Son yıllarda dünya genelinde 35 yaşından sonra ilk kez anne olanların sayısında artış yaşanıyor. <strong style=”font-weight:700”><span style=”font-family:’aptos’ , sans-serif”>Doğurganlık üzerinde olumsuz etkileri bulunan ileri yaş gebeliklerinin aynı zamanda gebelik sürecinin sağlığı üzerinde de önemli etkileri bulunuyor. </span></strong>Sağlıklı bir gebelik için doğru önlemler alındığında, ileri yaşta gebeliklerin başarılı bir şekilde tamamlanmasının mümkün olduğunu belirten </span><span style=”color:#232323;font-family:’aptos’ , sans-serif”>Liv Hospital Kadın Hastalıkları, Doğum ve Perinatoloji Uzmanı Doç. Dr. Miraç Özalp, “</span><span style=”font-family:’aptos’ , sans-serif”>Uzman görüşü ve erken tarama testleri, anne ve bebek sağlığı açısından kritik öneme sahip” dedi. </span></strong></p>

<p style=”font-family:’aptos’ , sans-serif;font-size:16px;line-height:116%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”> </p>

<p style=”font-family:’aptos’ , sans-serif;font-size:16px;line-height:116%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>Son yıllarda ilk bebek için 35 yaş ve sonrasını tercih eden anne adaylarının sayısı oldukça yüksek. 35 yaş ve üzerindeki anne yaşı, ”ileri anne yaşı” olarak kabul ediliyor ve bu eğilim, kadınların artan eğitim düzeyi, yüksek istihdam oranları ve güvenilir doğum kontrolüne erişiminin bir sonucu olarak öne çıkıyor. Bununla beraber kadınların doğurganlık kapasitesi 32 yaşından sonra kademeli olarak azalmaya başlıyor. Bu düşüşün temel nedeni ise doğrudan yaşa bağlı olarak oosit (yumurta hücresi) sayısının azalması ve oositlerin kalitesinin düşmesi. Yaş ilerledikçe oositlerde bölünme hataları artıyor böylece gebelik şansı azalabiliyor. Ayrıca sigara içme, çevresel faktörler, bazı tıbbi ve cerrahi müdahaleler de oosit kalitesini ve yumurtalık rezervini olumsuz etkileyebiliyor.</p>

<p style=”font-family:’aptos’ , sans-serif;font-size:16px;line-height:116%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”>İleri yaş gebeliklerde anne kadar bebekte risk altında </strong></p>

<p style=”font-family:’aptos’ , sans-serif;font-size:16px;line-height:116%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>İleri anne yaşının, sadece doğurganlık üzerinde değil, aynı zamanda gebelik sürecinin sağlığı üzerinde de önemli etkileri bulunduğuna dikkat çeken <strong style=”font-weight:700”>Liv Hospital Kadın Hastalıkları, Doğum ve Perinatoloji Uzmanı Doç. Dr. Miraç Özalp</strong>, maternal yaşın artmasıyla başta hipertansiyon ve diyabet olmak üzere kanser, obezite, kardiyovasküler, renal ve otoimmün hastalıklar gibi tıbbi durumların sıklığının artabileceğini belirtti. Özalp’e göre erken gebelik kaybı, ektopik gebelik, çoğul gebelik, plasental problemler ve artmış sezaryen oranları da bu yaş grubu gebelerde daha sık karşılaşılan problemler arasında yer alıyor. İleri yaş gebelikler, aynı zamanda anne kadar bebekler için de bazı problemlerin gelişme riskini artırıyor. Down sendromu gibi kromozomal anomaliler, yapısal malformasyonlar, düşük doğum ağırlığı, erken doğum ve ölü doğum riski anne yaşının artmasıyla birlikte daha sık karşılaşılan problemlerin başlıcaları arasında yer alıyor. İleri anne yaşı ve buna bağlı gelişme ihtimali artan problemler, bu dönemki gebelikleri, yüksek riskli gebelik sınıfına sokabiliyor. </p>

<p style=”font-family:’aptos’ , sans-serif;font-size:16px;line-height:116%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”>Erken tarama testleri hayati öneme sahip</strong></p>

<p style=”font-family:’aptos’ , sans-serif;font-size:16px;line-height:116%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>Hal böyle olunca bu yaş grubundaki kadınların sağlıklı bir gebelik süreci geçirebilmeleri açısından, gebelik öncesi dönemde bir perinatoloji veya kadın doğum uzmanından danışmanlık almaları, uygun bir vücut kitle indeksine sahip olmaları, sigara ve alkolden uzak durmaları ve folik asit takviyesi almaları oldukça önem kazanıyor. Gebelik elde edilince, fetal kromozomal ve genetik hastalıkların taranmasının ve tanınmasında kullanılan testler ve işlemler hakkında gebelerin bilgilendirilmesinin gerektiği vurgulayan Özalp şu noktaların altını çizdi: “Bebeğin sağlık durumu ve gelişebilecek yapısal problemlerin tespiti açısından, 11-14 hafta ve 18-23 hafta arasında ultrason taramalarının bir perinatoloji uzmanı tarafından yapılması oldukça önemlidir. Bu yaş grubundaki gebeler, artmış preeklampsi riski nedeniyle düşük doz aspirin profilaksisi ve artmış venöz tromboemboli riski nedeniyle düşük molekül ağırlıklı heparin profilaksisi açısından dikkatli bir şekilde değerlendirilmelidir. Aynı zamanda 24-28.haftalarda yapılan gestasyonel diyabet taraması, ek risk faktörlerinin bulunduğu hastalarda daha erken bir dönemde yapılabilir. Sağlıklı bir gebelik için doğru önlemler alındığında, ileri yaşta gebeliklerin başarılı bir şekilde tamamlanması mümkün. Bunun içinse uzman görüşü ve erken tarama testleri, anne ve bebek sağlığı açısından kritik öneme sahiptir.”</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Jan 2025 14:21:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2025/01/saglikli-bir-ileri-yas-gebeligi-icin-dikkat-etmeniz-gerekenler-1735816916.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aile Hekimliklerinde Yeni Dönem 1 Ocak’ta başlıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/aile-hekimliklerinde-yeni-donem-1-ocakta-basliyor-3934</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/aile-hekimliklerinde-yeni-donem-1-ocakta-basliyor-3934</guid>
                <description><![CDATA[Aile Hekimliklerinde yeni dönem 1 Ocak’ta başlıyor. 81 ilde uygulanmaya başlanacak olan yeni siste ile Aile Hekimleri, INR, röntgen, mamografi, yenidoğan kalça ultrasonografisi gibi tetkikleri doğrudan talep edebilecek. Hastalar, hastaneye gidip herhangi bir poliklinik kaydı yaptırmadan tetkiklerini çektirebilecek; sonuçlar ise aile hekimlerinin ekranlarında görüntülenebilecek.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:10.5pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="color:#0e0e0e"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Birinci basamak sağlık hizmetleri ile ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetleri arasındaki dijital entegrasyon çalışmaları tamamlandı. 1 Ocak 2025 itibarıyla tüm illerde uygulanmaya başlanacak. Bu entegrasyon çerçevesinde, aile hekimlikleri ve sağlıklı hayat merkezleri, hastanelerle dijital olarak entegre olacak. Bu sistem sayesinde aile hekimleri, INR, röntgen, mamografi, yenidoğan kalça ultrasonografisi gibi tetkikleri doğrudan talep edebilecek. Hastalar, hastaneye gidip herhangi bir poliklinik kaydı yaptırmadan tetkiklerini çektirebilecek; sonuçlar ise aile hekimlerinin ekranlarında görüntülenebilecek.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><img alt="" src="https://www.gazeteseyyar.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202024-12-30%20at%2010_37_59.jpeg" style="height:630px; width:1200px" /></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:12.0pt">Aile Hekiminiz ve Hastaneler Dijitalde Buluş</span></strong></span></span><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:12.0pt">uyor, Sağlığınız Her Yerde Yanınızda!</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">Aile hekimlerinin, Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) üzerinden kendilerine kayıtlı hastaları için hastanelerden alabildiği muayene randevularına ek olarak yalnızca kendi hastalarına özel kullanılabilecek kontenjanlar oluşturulmuştur. Bu hastaların ikinci ve üçüncü basamak muayenelerinde MHRS’den randevu alan hastaya uygulanan işlem basamakları uygulanacak.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">Aile hekimleri, kendisine kayıtlı hastasını muayene veya değerlendirmesi sonucunda hastaneye yönlendirilmesine karar verdiğinde kullandıkları sağlık bilgi yönetim sistemi üzerinden sevk veya hekim notu oluşturabilecek. Oluşturulan not bilgisi, hastanedeki hekimler tarafından görüntülenebilecek.&nbsp;</span></span></span><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">İkinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarındaki hekimler, aile hekimleri tarafından yönlendirilen hastaları veya doğrudan hastaneye başvuran hastaları değerlendirdikten sonra sağlık bilgi yönetim sistemi üzerinden aile hekimine geri bildirim notu yazabilecek. Aile hekimleri ise bu geri bildirim notlarını kendi sağlık bilgi yönetim sistemi ekranları üzerinden görüntüleyebilecek.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:12.0pt">Sağlıkta Dijital Entegrasyon, Güçlü Hizmet</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">Aile hekimleri, laboratuvar tetkikleri için istem yaptıktan hemen sonra hastaya e-Nabız tarafından benzersiz, özel bir kod üretilecek olup aile hekimi bu kodu hastası ile paylaşacak. Bu işlem esnasında hastalar için hastanelerde ayrıca muayene girişi yapılmayacak, herhangi bir randevu sorgulanmayacak ve hastanedeki hekimler tarafından tekrar tetkik isteminde bulunulmayacak. Hasta, istem tarihinden itibaren en geç 3 (üç) iş günü (mamografi ve ultrason hariç) içinde hastaneye müracaat etmezse ilgili kod geçersiz olacak.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:12.0pt">Aile Hekimliği ve Hastaneler Dijitalde Bütünleşiyor: Sağlık Hizmetleri Daha Hızlı ve Erişilebilir Oluyor</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">Aile hekimleri kendisine kayıtlı hastalar için görüntüleme tetkiklerini, kullandıkları sağlık bilgi yönetim sistemi aracılığıyla doğrudan ikinci veya üçüncü basamak sağlık kuruluşlarından isteyebilecektir. Bu işlemlerden mamografi ile Gelişimsel Kalça Displazisi kapsamında uygun yaş grubundan (20 ile 100 günlük arası bebekler) istenilecek ultrason tetkiki için aile hekimleri kullandıkları sağlık bilgi yönetim sistemi üzerinden kişiye randevu oluşturabilecek olup randevu bilgilerini (hastane-gün-saat) hastası ile paylaşacak. Direkt grafi istemlerinde ise laboratuvar tetkiki ile ilgili yöntem uygulanacak.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">Laboratuvar tetkiki ve/veya görüntüleme tetkikleri için ikinci veya üçüncü basamak sağlık kuruluşlarına aile sağlığı merkezinden yönlendirilen hastalara, kendileri için planlanan “Hasta Kayıt Bankosu”nda kayıt işlemleri yapılarak kişi kan alma ve/veya radyoloji birimine yönlendirilecek.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">Kan tetkikleri ve görüntüleme sonuçları aile hekimlerinin kullandıkları sağlık bilgi yönetim sistemi ekranlarına uyarı olarak düşecek.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">Birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarındaki hekimler, uygun gördükleri hastalarına danışmanlık hizmetlerinden faydalanmaları amacıyla Sağlıklı Hayat Merkezlerine MHRS üzerinden randevu oluşturabilecek, kullandıkları sağlık bilgi yönetim sistemi ekranları üzerinden bilgi notu düzenleyerek yönlendirebilecek. Yönlendirilen hastaya ilişkin bilgi notu Sağlıklı Hayat Merkezi personelinin (sorumlu hekim, diyetisyen, psikolog, sosyal çalışmacı, fizyoterapist, çocuk gelişimci vb.) kullandıkları sağlık bilgi yönetim sistemi üzerinden görüntülenebilecektir. Sağlıklı Hayat Merkezi personeli, kişiye verdiği danışmanlık faaliyetleri ile ilgili bilgi notunu, kullandığı sağlık bilgi yönetim sistemi ekranları üzerinden oluşturabilecek. Oluşturulan bilgi notu, birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarındaki hekimler tarafından, kullandıkları sağlık bilgi yönetim sistemi üzerinden görüntülenebilecek.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:12.0pt">Hastalar İçin Ayrıcalıklı Hizmet</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">Sağlıklı Hayat Merkezinde görevli personel, kullandığı sağlık bilgi yönetim sistemi ekranları üzerinden hastaya ait son üç hekim bilgi notunu görüntüleyebilecek.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">Sağlıklı Hayat Merkezlerinde görevli sorumlu hekim ve diyetisyen, herhangi bir sağlık kuruluşunda 90 gün içerisinde yapılmış olan tahlil ve tetkik sonuçlarını, kullandıkları sağlık bilgi yönetim sistemi ekranları üzerinden görüntüleyebilecek. Vatandaşlar tüm sonuçlarını kendi e-Nabız profillerinde görüntüleyebilecek.&nbsp;</span></span></span><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">Birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerinin dijital entegrasyonu aracılığıyla yeni eklenecek hizmet türleri (tetkik, görüntüleme, danışmanlık vb.) sağlık bilgi yönetim sistemi vasıtasıyla sisteme otomatik entegre edilebilecek olup il sağlık müdürlükleri, hastaneler ve birinci basamak tesislerince bu güncellemeler takip edilerek hizmetlerin devamlılığı sağlanacak.</span></span></span></p>

<p style="margin-right:9px; text-align:justify">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 30 Dec 2024 11:14:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/12/aile-hekimliklerinde-yeni-donem-1-ocakta-basliyor-1735546625.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çiğli Belediyesi’nden Fiziksel Sağlık ve Danışmanlık Hizmeti</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/cigli-belediyesinden-fiziksel-saglik-ve-danismanlik-hizmeti-3923</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/cigli-belediyesinden-fiziksel-saglik-ve-danismanlik-hizmeti-3923</guid>
                <description><![CDATA[Çiğli Belediyesi, Fiziksel Sağlık ve Danışmanlık Merkezi’nde vatandaşlara danışmanlık hizmeti sunmaya devam ediyor. Merkez, hareket kabiliyeti, kuvvet ve genel iyilik halinin korunması, yenilenmesi ve artırılması için bireyleri bilgilendiriyor ve destek sağlıyor.  Çiğli Belediye Başkanı Onur Emrah Yıldız,  Vatandaşların yaşam kalitesini arttırmayı ve sağlıkta öncü kent olmayı hedeflediklerini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class=”228bf8a64b8551e1MsoNormal” style=”font-family:’calibri’ , ’sans-serif’;font-size:11pt;line-height:115%;margin:0cm 0cm 10pt 0cm”></p>

<p class=”228bf8a64b8551e1MsoNormal” style=”font-family:’calibri’ , ’sans-serif’;font-size:11pt;line-height:115%;margin:0cm 0cm 10pt 0cm”>Sağlık İşleri Müdürlüğü, Uğur Mumcu Mahallesi’nde bulunan merkezde, bireylerin fiziksel aktivitelerini düzenlemeye, hareket kabiliyetlerini artırmaya yönelik kişiye özel egzersiz ve fiziksel aktivite programları değerlendiriliyor. Tedavi öncesi ve sonrası destek sağlayarak ihtiyaç durumunda uzman kuruluşlara yönlendirme yapılıyor.</p>

<p class=”228bf8a64b8551e1MsoNormal” style=”font-family:’calibri’ , ’sans-serif’;font-size:11pt;line-height:115%;margin:0cm 0cm 10pt 0cm”><b>Kimler Faydalanabilir?</b></p>

<p class=”228bf8a64b8551e1MsoNormal” style=”font-family:’calibri’ , ’sans-serif’;font-size:11pt;line-height:115%;margin:0cm 0cm 10pt 0cm”>Merkezde; Yaşlanmaya bağlı kas rahatsızlıkları, hareket sistemi bozuklukları, yaralanmalar, doğuştan gelen engeller gibi teşhis edilmiş sağlık sorunları olan kişilere danışmanlık hizmeti sunuluyor. Bunun yanı sıra, bireyler kurum ve kuruluşlarda sahip oldukları haklar hakkında bilgilendiriliyor ve tedavi süreçlerinde karşılaşılabilecek riskler konusunda detaylı bilgi alabiliyor.</p>

<p class=”228bf8a64b8551e1MsoNormal” style=”font-family:’calibri’ , ’sans-serif’;font-size:11pt;line-height:115%;margin:0cm 0cm 10pt 0cm”><b>Başkan Yıldız, “Yaşlılarımız ve engellilerimiz her zaman önceliğimizdir”</b></p>

<p class=”228bf8a64b8551e1MsoNormal” style=”font-family:’calibri’ , ’sans-serif’;font-size:11pt;line-height:115%;margin:0cm 0cm 10pt 0cm”>Başkan Yıldız, sağlıkta eşitlik ilkesine inanarak hizmet verdiklerine dikkat çekti. Yıldız, “Çiğli Belediyesi olarak vatandaşlarımızın yaşam kalitesini artırmayı temel önceliklerimizden biri olarak görüyoruz. Sağlık, bireylerin mutlu ve üretken bir hayat sürdürebilmesi için en temel unsurlardan biridir. Merkezimizde, fiziksel sağlığına yönelik destek almak isteyen tüm vatandaşlarımıza uzman ekiplerimizle danışmanlık sunuyor, ihtiyaç halinde ilgili sağlık kuruluşlarına yönlendirme yapıyoruz. Kas rahatsızlıkları, hareket sistemi bozuklukları veya yaralanmalar gibi teşhis edilmiş durumlarda vatandaşlarımızın tedavi süreçlerini kolaylaştırmayı ve bu süreçlerde karşılaşabilecekleri riskler konusunda onları bilgilendirmeyi amaçlıyoruz. Hayat kalitenizi yükseltmek için çalışıyoruz. Biz, Çiğli Belediyesi olarak sağlıkta eşitlik ilkesine bağlıyız. Merkezimiz sadece fiziksel destek sağlamakla kalmıyor, vatandaşlarımızın sahip oldukları yasal haklar konusunda da bilgilendirme yapıyor. Amacımız, toplumumuzun her bireyinin sağlıklı, mutlu ve huzurlu bir hayat sürmesini sağlamaktır. Fiziksel ağrıları olan ve her an doktorlardan danışmanlık alamayacak durumda olan yaşlı vatandaşlara umut olmak için çalışıyor. Uzman sağlık ekiplerimiz, hemşehrilerimize oldukça değerli bir hizmet sunarak, gerekli birimlere yönlendirme yapıyor ve oluşabilecek riskli durumlar için uyarılarda bulunuyor. Yaşlılarımız ve engellilerimiz her zaman önceliğimizdir. Uzman sağlık ekiplerimiz ile vatandaşlarımıza bu kıymetli hizmeti sunmaktan gurur duyuyoruz” diye konuştu.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Dec 2024 12:56:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/12/cigli-belediyesinden-fiziksel-saglik-ve-danismanlik-hizmeti-1735034189.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çiğli Belediyesi’nden Fiziksel Sağlık ve Danışmanlık Hizmeti</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/cigli-belediyesinden-fiziksel-saglik-ve-danismanlik-hizmeti-3922</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/cigli-belediyesinden-fiziksel-saglik-ve-danismanlik-hizmeti-3922</guid>
                <description><![CDATA[Çiğli Belediyesi, Fiziksel Sağlık ve Danışmanlık Merkezi’nde vatandaşlara danışmanlık hizmeti sunmaya devam ediyor. Merkez, hareket kabiliyeti, kuvvet ve genel iyilik halinin korunması, yenilenmesi ve artırılması için bireyleri bilgilendiriyor ve destek sağlıyor.  Çiğli Belediye Başkanı Onur Emrah Yıldız,  Vatandaşların yaşam kalitesini arttırmayı ve sağlıkta öncü kent olmayı hedeflediklerini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class=”228bf8a64b8551e1MsoNormal” style=”font-family:’calibri’ , ’sans-serif’;font-size:11pt;line-height:115%;margin:0cm 0cm 10pt 0cm”></p>

<p class=”228bf8a64b8551e1MsoNormal” style=”font-family:’calibri’ , ’sans-serif’;font-size:11pt;line-height:115%;margin:0cm 0cm 10pt 0cm”>Sağlık İşleri Müdürlüğü, Uğur Mumcu Mahallesi’nde bulunan merkezde, bireylerin fiziksel aktivitelerini düzenlemeye, hareket kabiliyetlerini artırmaya yönelik kişiye özel egzersiz ve fiziksel aktivite programları değerlendiriliyor. Tedavi öncesi ve sonrası destek sağlayarak ihtiyaç durumunda uzman kuruluşlara yönlendirme yapılıyor.</p>

<p class=”228bf8a64b8551e1MsoNormal” style=”font-family:’calibri’ , ’sans-serif’;font-size:11pt;line-height:115%;margin:0cm 0cm 10pt 0cm”><b>Kimler Faydalanabilir?</b></p>

<p class=”228bf8a64b8551e1MsoNormal” style=”font-family:’calibri’ , ’sans-serif’;font-size:11pt;line-height:115%;margin:0cm 0cm 10pt 0cm”>Merkezde; Yaşlanmaya bağlı kas rahatsızlıkları, hareket sistemi bozuklukları, yaralanmalar, doğuştan gelen engeller gibi teşhis edilmiş sağlık sorunları olan kişilere danışmanlık hizmeti sunuluyor. Bunun yanı sıra, bireyler kurum ve kuruluşlarda sahip oldukları haklar hakkında bilgilendiriliyor ve tedavi süreçlerinde karşılaşılabilecek riskler konusunda detaylı bilgi alabiliyor.</p>

<p class=”228bf8a64b8551e1MsoNormal” style=”font-family:’calibri’ , ’sans-serif’;font-size:11pt;line-height:115%;margin:0cm 0cm 10pt 0cm”><b>Başkan Yıldız, “Yaşlılarımız ve engellilerimiz her zaman önceliğimizdir”</b></p>

<p class=”228bf8a64b8551e1MsoNormal” style=”font-family:’calibri’ , ’sans-serif’;font-size:11pt;line-height:115%;margin:0cm 0cm 10pt 0cm”>Başkan Yıldız, sağlıkta eşitlik ilkesine inanarak hizmet verdiklerine dikkat çekti. Yıldız, “Çiğli Belediyesi olarak vatandaşlarımızın yaşam kalitesini artırmayı temel önceliklerimizden biri olarak görüyoruz. Sağlık, bireylerin mutlu ve üretken bir hayat sürdürebilmesi için en temel unsurlardan biridir. Merkezimizde, fiziksel sağlığına yönelik destek almak isteyen tüm vatandaşlarımıza uzman ekiplerimizle danışmanlık sunuyor, ihtiyaç halinde ilgili sağlık kuruluşlarına yönlendirme yapıyoruz. Kas rahatsızlıkları, hareket sistemi bozuklukları veya yaralanmalar gibi teşhis edilmiş durumlarda vatandaşlarımızın tedavi süreçlerini kolaylaştırmayı ve bu süreçlerde karşılaşabilecekleri riskler konusunda onları bilgilendirmeyi amaçlıyoruz. Hayat kalitenizi yükseltmek için çalışıyoruz. Biz, Çiğli Belediyesi olarak sağlıkta eşitlik ilkesine bağlıyız. Merkezimiz sadece fiziksel destek sağlamakla kalmıyor, vatandaşlarımızın sahip oldukları yasal haklar konusunda da bilgilendirme yapıyor. Amacımız, toplumumuzun her bireyinin sağlıklı, mutlu ve huzurlu bir hayat sürmesini sağlamaktır. Fiziksel ağrıları olan ve her an doktorlardan danışmanlık alamayacak durumda olan yaşlı vatandaşlara umut olmak için çalışıyor. Uzman sağlık ekiplerimiz, hemşehrilerimize oldukça değerli bir hizmet sunarak, gerekli birimlere yönlendirme yapıyor ve oluşabilecek riskli durumlar için uyarılarda bulunuyor. Yaşlılarımız ve engellilerimiz her zaman önceliğimizdir. Uzman sağlık ekiplerimiz ile vatandaşlarımıza bu kıymetli hizmeti sunmaktan gurur duyuyoruz” diye konuştu.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Dec 2024 12:56:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/12/cigli-belediyesinden-fiziksel-saglik-ve-danismanlik-hizmeti-1735034188.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>EÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi Gönüllü Takımı bir ilke imza attı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/eu-saglik-bilimleri-fakultesi-gonullu-takimi-bir-ilke-imza-atti-3917</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/eu-saglik-bilimleri-fakultesi-gonullu-takimi-bir-ilke-imza-atti-3917</guid>
                <description><![CDATA[Ege Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi (SBF) Gönüllü Takımı tarafından “1. Uluslararası Sağlık Bilimleri Öğrencileri Sempozyumu” EÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi Konferans Salonunda düzenlendi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style=”line-height:normal;text-align:justify;text-indent:35.4pt”><span style=”font-family:’times new roman’ , serif;font-size:14pt”>Ege Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi (SBF) Gönüllü Takımı tarafından “</span>1<span style=”font-family:’times new roman’ , serif;font-size:14pt”>. Uluslararası Sağlık Bilimleri Öğrencileri Sempozyumu” EÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi Konferans Salonunda düzenlendi.</span></p>

<p style=”line-height:normal;text-align:justify;text-indent:35.4pt”><span style=”font-family:’times new roman’ , serif;font-size:14pt”>Sempozyum başkanlığını EÜ SBF Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü öğrencisi Kadir Özkan ve Ebelik Bölümü Öğrencisi Ceyda Aydın üstlendi. Etkinliğe Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Esin Çeber Turfan, Öğrenci Dekanı Doç. Dr. Fırat Sarsar, Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanı Aysel Ildızlı, akademisyenler, personel ve öğrenciler katıldı. </span></p>

<p style=”line-height:normal;text-align:justify;text-indent:35.4pt”><span style=”font-family:’times new roman’ , serif;font-size:14pt”>Konuşmacı ve oturum başkanlarının tamamen öğrencilerden oluştuğu uluslararası sempozyumda; sağlık alanındaki yenilikler, hastalıklar, tedavi yöntemleri ve sağlık hizmetleri hakkında paneller gerçekleştirildi.</span></p>

<p style=”line-height:normal;text-align:justify;text-indent:35.4pt”><span style=”font-family:’times new roman’ , serif;font-size:14pt”>Sempozyum Başkanı Kadir Özkan “Sayın Rektörümüz Prof. Dr. Necdet Budak hocamızın her daim belirttiği gibi ‘Tam Akredite, Öğrenci Odaklı, Sağlık Temalı’ bir araştırma üniversitesinin öğrencileri olma bilinci ile hep birlikte düzenlediğimiz sempozyumun dünyada bir ilk olmasının mutluluğunu Ege Üniversitesi öğrencileri olarak yaşıyoruz. ‘Ege’ye Vefa Yılı’nın sonlarına doğru ve Üniversitemizin kuruluşunun 70. yılında düzenlediğimiz sempozyumun ilerde bir gelenek haline geleceğini umut ediyoruz. Bu süreçte her daim yanımızda olan başta Rektörümüz Prof. Dr. Necdet Budak olmak üzere bizi destekleyen hocalarımıza ve değerli katılımcılarımıza düzenleme kurulu adına teşekkür ederim” diye konuştu.</span></p>

<p style=”line-height:normal;text-align:justify;text-indent:35.4pt”><b><span style=”font-family:’times new roman’ , serif;font-size:14pt”>Öğrencinin bakış açısıyla sağlık konuşuldu</span></b></p>

<p style=”line-height:normal;text-align:justify;text-indent:35.4pt”><span style=”font-family:’times new roman’ , serif;font-size:14pt”>Uluslararası düzeyde düzenlenen sempozyumda öğrencilerin oturum başkanlığında sağlık alanındaki yenilikler, hastalıklar, tedavi yöntemleri ve sağlık hizmetleri hakkında paneller Ege Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Bölümlerinin, Ege Üniversitesi Ar-Ge Topluluğunun ve Azerbeycan 2 Nolu Bakü Üssü Tıp Kolejinin öğrencileri tarafından gerçekleştirildi. Konuşmacılar, genetik ve hücresel bozukluklardan işitme sağlığına, adölesan dönemdeki karşılaşılan problemlerden toplum sağlığını etkileyen faktörlere kadar geniş bir yelpazede bilgi paylaştılar. Ayrıca, egzersiz ve fiziksel aktivitenin önemi, nörolojik fizyoterapi yöntemleri ve beslenme alışkanlıklarının sağlık üzerindeki etkileri gibi konular da tartışıldı. Sempozyum, farklı üniversite ve fakültelerden 200’den fazla katılımcının yoğun katılım ve ilgisiyle tamamlandı.</span></p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Dec 2024 12:55:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/12/eu-saglik-bilimleri-fakultesi-gonullu-takimi-bir-ilke-imza-atti-1735034153.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yanlış antibiyotik kullanımı sağlığımızı tehdit ediyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/yanlis-antibiyotik-kullanimi-sagligimizi-tehdit-ediyor-3903</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/yanlis-antibiyotik-kullanimi-sagligimizi-tehdit-ediyor-3903</guid>
                <description><![CDATA[Havaların soğuması ile soğuk algınlığı gibi vakalar artarken yanlış ve gereksiz antibiyotik kullanımı insan sağlığını tehdit etmeye devam ediyor. Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Murat Olukman, antibiyotiklerin gereksiz kullanımının genel bir sorun olduğunu belirterek, sağlığa olan kötü etkilerine yönelik uyarılarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style=”text-align:justify;text-indent:35.4pt”><span style=”font-family:’times new roman’ , serif;font-size:14pt;line-height:116%”></span></p>

<p style=”text-align:justify;text-indent:35.4pt”><span style=”font-family:’times new roman’ , serif;font-size:14pt;line-height:116%”>Antibiyotiklerin, bakteri kaynaklı hastalıkların tedavisinde kullanıldığına dikkat çeken Prof. Dr. Murat Olukman, “Antibiyotikler, sadece bakteriyel kökenli hastalıklarda kullanılmalı, onun dışındaki enfeksiyonlarda kullanıldığında hiçbir etkisi olmuyor.  Yanlış antibiyotik kullanımı, en sık viral enfeksiyonlarda gerçekleşiyor. Viral enfeksiyonlarda antibiyotik kullanımı bir işe yaramıyor. Yanlış ve gereksiz ilaç kullanımı hem insan sağlığı hem de ekonomi açısından negatif bir durum ortaya çıkarıyor” dedi.</span></p>

<p style=”text-align:justify;text-indent:35.4pt”><b><span style=”font-family:’times new roman’ , serif;font-size:14pt;line-height:116%”>“Antibiyotiklerin pek çok yan etkisi bulunuyor”</span></b></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-family:’times new roman’ , serif;font-size:14pt;line-height:116%”>         Kullanılan antibiyotikle ilgili bazı beklenmedik yan etkilerle karşılaşılabildiğini söyleyen Prof. Dr. Olukman, “Tüm antibiyotikler bulantı-kusma yapabilir, bağırsak mikroflorasını bozduğu için ishal yapabilir, bazıları kimyasal madde yapısına bağlı olarak alerjik reaksiyonlar oluşturabilir, bilinçsiz veya yüksek dozda kullanıldığında böbrek rahatsızlıklarına yol açabilir. Kimi antibiyotikler de karaciğere zarar verebilir. Antibiyotik kullanımı ilacın yapısına göre değişir. Önemli olan ilaçları zamanında ve doktorumuzun anlattığı şekilde ve dozda kullanmaktır” diye konuştu.</span></p>

<p align=”right” style=”text-align:right”> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Dec 2024 12:53:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/12/yanlis-antibiyotik-kullanimi-sagligimizi-tehdit-ediyor-1735034028.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kış Diyetinin 9 Püf Noktası</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/kis-diyetinin-9-puf-noktasi-3900</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/kis-diyetinin-9-puf-noktasi-3900</guid>
                <description><![CDATA[Kış soğuklarında dışarıda yapılan yürüyüşlerin ve egzersizin azalması, evde televizyon karşısında oturularak geçirilen sürenin artması ve sürekli bir şeyler atıştırma isteği gibi etkenlerle kilo alımı kaçınılmaz oluyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Sevihan Akbulut Azal, “Kış mevsiminde vücudumuz kendi ısısını korumak için daha fazla enerjiye ihtiyaç duyar; bu durum ise daha fazla yemeye ve özellikle daha fazla karbonhidrat tüketme isteğine neden olur. Bu süreçte canınızın çektiği şeyleri hiç tüketmemek ise diyetinizin sürdürülebilir olmasını engelleyecek, bir süre sonra en başa dönmenize yol açacaktır. Bu nedenle canınız çektiğinde kendinizi bu yiyeceklerden mahrum bırakma veya cezalandırma gibi davranışlardan kaçınıp, sıklık ve miktar kontrolü yaparak kilo verme çabanızda başarıya ulaşabilirsiniz” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Sevihan Akbulut Azal, kış diyetinin 9 püf noktasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”>Kış soğuklarında dışarıda yapılan yürüyüşlerin ve egzersizin azalması, evde televizyon karşısında oturularak geçirilen sürenin artması ve sürekli bir şeyler atıştırma isteği gibi etkenlerle kilo alımı kaçınılmaz oluyor. <strong style=”font-weight:700”>Acıbadem Taksim Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Sevihan Akbulut Azal,</strong> “Kış mevsiminde vücudumuz kendi ısısını korumak için daha fazla enerjiye ihtiyaç duyar; bu durum ise daha fazla yemeye ve özellikle daha fazla karbonhidrat tüketme isteğine neden olur. Bu süreçte canınızın çektiği şeyleri hiç tüketmemek ise diyetinizin sürdürülebilir olmasını engelleyecek, bir süre sonra en başa dönmenize yol açacaktır. Bu nedenle canınız çektiğinde kendinizi bu yiyeceklerden mahrum bırakma veya cezalandırma gibi davranışlardan kaçınıp, sıklık ve miktar kontrolü yaparak kilo verme çabanızda başarıya ulaşabilirsiniz” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Sevihan Akbulut Azal, kış diyetinin 9 püf noktasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </span></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”> </span></p>

<div style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”>
<ul style=”list-style-type:disc;margin-bottom:0cm”>
	<li style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”>Beslenme alışkanlıklarınızı kalıcı şekilde değiştirin!</span></strong></li>
</ul>
</div>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”>Hayatınız boyunca sürdüremeyeceğiniz, kilo vermek amacıyla sabır göstererek sadece birkaç ay uygulayabileceğiniz beslenme programları sizin o süre içinde kilo vermenizi sağlar ama ideal kilonuza ulaştıktan sonra eski beslenme alışkanlıklarınıza döner dönmez verdiğiniz kilolardan daha fazlasını almanızla sonuçlanır. Bu durum birkaç kez yaşandığında ise metabolizma hızınıza zarar vermiş olursunuz ve her zayıflama girişiminizde işinizin daha da zorlaştığını fark edersiniz. Bu nedenle diyet yapmak yerine, beslenme alışkanlıklarınızı kalıcı olarak değiştirin. </span></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”> </span></p>

<div style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”>
<ul style=”list-style-type:disc;margin-bottom:0cm”>
	<li style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”>Çok hızlı kilo vermekten kaçının</span></strong></li>
</ul>
</div>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”>Beslenme ve Diyet Uzmanı Sevihan Akbulut Azal sağlığa ciddi zararlar verebileceğinden dolayı şok diyetlerle çok hızlı kilo vermekten kaçınılması gerektiğini belirterek “Kış aylarında diyete başlayan kişilerin hedefi genellikle yaza kadar kilo vermiş olmaktır. Ancak ‘düğüne kadar’ veya ‘tatile gidene kadar’ gibi dönemsel hedefler koymak bahsi geçen durumun sonrasında kişilerin kontrolünü hızlı bir şekilde kaybetmesine ve tekrar hızlı bir şekilde kilo almasına sebep olur. Oysa her ay sağlıklı bir şekilde 1-3 kg ağırlık kaybetmeniz toplamda oldukça tatmin edici bir rakama ulaşmış olacağınız anlamına gelir” diyor.  </span></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”> </span></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”> </span></p>

<div style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”>
<ul style=”list-style-type:disc;margin-bottom:0cm”>
	<li style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”>Bağışıklık sisteminize zarar vermemek için bu besinleri tüketin!</span></strong></li>
</ul>
</div>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”>Bilinçsiz yapılan, yeterli miktar, renk ve çeşitlilikte besin öğesi içermeyen çok düşük kalorili diyetler bağışıklığınızı zayıflatır. Hastalıklarla daha çok mücadele ettiğimiz bu kış aylarında sağlıklı bir şekilde kilo verebilmek için beslenmenizde dengeli bir şekilde et, tavuk, hindi, yumurta, süt ürünleri, kuru baklagiller, turunçgiller, patates, balkabağı, pazı, brokoli, kuru kayısı, kivi, nar, yeşil biber, balık, ceviz, fındık, badem ve zeytinyağına yer vermelisiniz.</span></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”> </span></p>

<div style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”>
<ul style=”list-style-type:disc;margin-bottom:0cm”>
	<li style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”>Karbonhidrat alımınıza dikkat edin!</span></strong></li>
</ul>
</div>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”>Kış aylarında artan karbonhidrat ihtiyacınızı lif içeriği yüksek, rafine edilmemiş; tam tahıllı ekmek, bulgur, yulaf, kuru baklagiller ve meyveler gibi sağlıklı kaynaklardan karşılamaya çalışın. Tatlı yeme ihtiyacı duyduğunuzda ise yemek istediğiniz şeyi tadımlık denebilecek kadar küçük miktarda tüketin. Zayıflayana kadar hiç tatlı yememek gerçekçi bir hedef olmadığı gibi, bu yaklaşım ideal kilonuza ulaştığınızda tekrar kontrolsüzce tatlı tüketmenize neden olacaktır. Bu süreçte beyninize ve bedeninize canınızın çektiği şeyleri sıklık ve miktar kontrolü yaparak tüketebileceğinizi öğretin, kendinizi mahrum bırakma veya cezalandırma gibi davranışlardan kaçının.</span></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”> </span></p>

<div style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”>
<ul style=”list-style-type:disc;margin-bottom:0cm”>
	<li style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”>‘<strong style=”font-weight:700”>Negatif kalorili besinler’e yer verin</strong></span></li>
</ul>
</div>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”>Beslenme ve Diyet Uzmanı Sevihan Akbulut Azal “Bazı yiyecekleri sindirmek için metabolizmamız o yiyeceğin içerdiği kaloriden daha fazla kaloriye ihtiyaç duyar. Yani bu yiyecekler size kilo aldırmak yerine, fazladan kalori harcamanıza yardımcı olur. Elma, portakal, greyfurt, limon, armut gibi kış meyveleri ile kereviz, ıspanak, kuşkonmaz, brokoli, pırasa, havuç, turp, maydanoz, acı biber gibi kış sebzeleri bu besinlerin başında gelir” diyor. </span></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”> </span></strong></p>

<div style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”>
<ul style=”list-style-type:disc;margin-bottom:0cm”>
	<li style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”>Yeterli miktarda su içtiğinizden emin olun </span></strong></li>
</ul>
</div>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”>Kış aylarında çok fazla terlemediğimiz için ve yaz aylarına göre daha az hareket ettiğimiz için susama hissimiz ve dolayısıyla su tüketimimiz azalır. Metabolizmamızı daha verimli çalıştırmak, böylece zayıflamayı kolaylaştırmak için her gün yeterli miktarda su içiyor olmak çok önemli. Kaç kilo ağırlığındaysanız bu rakamı 30 ile çarparak günlük su ihtiyacınızın kaç ml olduğunu kolaylıkla hesaplayabilirsiniz. Örneğin 80 kg ağırlığında iseniz, 80x30=2400 ml (yaklaşık 2,5 litre) su tüketmeniz gerekir.</span></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”> </span></strong></p>

<div style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”>
<ul style=”list-style-type:disc;margin-bottom:0cm”>
	<li style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”>Bitki çayları ve baharatlardan destek alın</span></strong></li>
</ul>
</div>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 36pt;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”> </span></strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”>Soğuk havalarda hem içinizi ısıtmak hem de metabolizmanızı canlandırıp kilo verme sürecinize destek olmak için kuşburnu, hibiskus, yeşil çay, beyaz çay, kekik, biberiye, mate gibi bitkilerle kendinize çaylar hazırlayın. Bitki çaylarını demlerken içine zencefil, tarçın ve karanfil ilave edin. Yemeklerinizde ise tuz miktarını azaltıp; pul biber, karabiber, zencefil, zerdeçal gibi baharatlara daha çok yer vererek baharatların metabolizmanızı hızlandırma etkisinden faydalanabilirsiniz. </span></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”> </span></p>

<div style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”>
<ul style=”list-style-type:disc;margin-bottom:0cm”>
	<li style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”>Haftada üç gün mutlaka yürüyün</span></strong></li>
</ul>
</div>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”>Sağlıklı kilo verebilmek için; sağlıklı beslenmenin yanı sıra egzersiz kritik önem taşıyor. Kış soğuklarında dışarı çıkmak her ne kadar zor gelse de, sağlıklı ve kalıcı bir kilo kaybı için mutlaka hareketli bir yaşam tarzı benimseyin; haftada üç gün 45 dakika tempolu yürüyüş yapın.  Soğukta dışarı çıkmak zor geliyorsa veya spor salonuna gidemiyorsanız, temkinli bir şekilde spor eğitmenlerinin online olarak düzenlediği egzersiz programlarına katılabilir, zorlayıcı ve yanlış bir hareket yapmamaya özen göstererek internetten dans/aerobik videoları açıp evde onlara eşlik edebilirsiniz</span></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”> </span></p>

<div style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”>
<ul style=”list-style-type:disc;margin-bottom:0cm”>
	<li style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”>D vitamini takviyesi alın</span></strong></li>
</ul>
</div>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”>Beslenme ve Diyet Uzmanı Sevihan Akbulut Azal “Kış aylarında güneş ışınlarından daha az yararlanabildiğimiz için kişilerde D vitamini eksikliği daha sık görülür, bu da kilo alımını tetikleyen unsurlardan biridir. D vitaminini en iyi içeren gıdalar; balık, balık yağı, karaciğer, peynir, yumurta sarısı, süt ve süt ürünleridir; ancak besinlerle D vitamini ihtiyacımızın sadece yüzde 10’unu karşılayabildiğimiz için özellikle kış aylarında hekim önerisi doğrultusunda D vitamini takviyesi alması gerekir” diyor.   </span></p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Dec 2024 12:52:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/12/kis-diyetinin-9-puf-noktasi-1735033974.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kansere Yol Açan 10 Risk Faktörüne Dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/kansere-yol-acan-10-risk-faktorune-dikkat-3894</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/kansere-yol-acan-10-risk-faktorune-dikkat-3894</guid>
                <description><![CDATA[İnsan vücudu milyarlarca hücreden oluşuyor. Sağlıklı bir vücutta hücreler yavaş ve düzenli bir şekilde yenilenirken, kanser, bu hücrelerin anormal ve kontrolsüz bir şekilde büyümesiyle ortaya çıkan hastalıklar olarak biliniyor. Hücrelerin bu kontrolsüz büyümesi, tümör adı verilen bir yumru veya kitlenin oluşmasına neden olabiliyor. Kanserin yaşam kalitesi ve süresini olumsuz etkilememesi için her geçen gün bilimsel çalışmalar yapılıyor ve yeni yöntemlerle hasta konforu artırılıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Hakan Harputluoğlu, kanserden korunma yolları ile önemli ilgili bilgi verdi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Kansere zemin hazırlayan 10 risk faktörü</strong></p>

<p>Kanserle mücadelede aktif rol üstlenen birçok kuruluşun ve bilim insanlarının gerçekleştirdiği araştırmalardan elde edilen bulgulara göre, kanserin gelişmesinde çeşitli faktörler vardır. Bunlar aşağıdaki şekilde sıralanabilir;</p>

<ol>
	<li>Sigara ve tütün kullanımı       </li>
	<li>Alkol</li>
	<li>Fiziksel aktivite eksikliği         </li>
	<li>Beslenme alışkanlıkları veya kilo kontrolsüzlüğü</li>
	<li>Aile geçmişi ve genetiği         </li>
	<li>Kronik iltihap</li>
	<li>Hormonlar       </li>
	<li>İmmünosupresyon (Bağışıklık sistemi bozukluğu)</li>
	<li>Yaş     </li>
	<li>Çevresel faktörlere maruziyet (radyasyon, güneş ışınları, kimyasal faktörler, virüs veya enfeksiyonlar)</li>
</ol>

<p>Kanser çevresel faktörlerin tetiklemesiyle gelişebilecek bir hastalık olmasının yanı sıra kalıtsal olarak da aktarılmaktadır. Özellikle birinci dereceden yakınlarının medikal öykülerinde bu hastalıkla ilgili bir geçmiş varsa, kişinin hastalığa yakalanma ihtimalinin diğerlerine kıyasla yüksek olduğu anlamına gelmektedir.  Kansere yakalanmamak için yapılması gereken, diğer risk faktörlerini en aza indirgemektedir. </p>

<p>Alkol sigara gibi zararlı ürünlerin tüketilmemesi, düzenli spor alışkanlığı, dengeli ve sağlıklı beslenme gibi hususlarda dikkat edilmesi, hem kansere yakalanma oranının azaltılmasına hem de yaşam kalitesinin artmasına olanak sağlamaktadır.  </p>

<p>Ayrıca çevresel faktörlerin etkileri de kanser üzerinde etkili olmaktadır. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte bilgisayar, akıllı telefonlar, tabletler vb. cihazlar ile gün içerisinde çok fazla etkileşim kurulmaktadır. Bu doğal olarak radyasyon maruziyetini, buna bağımlı olarak da kansere yakalanma oranını artırmaktadır. Yine aynı şekilde insanoğlunun ekosisteme verdiği zarar kendilerine kanser başta olmak üzere birçok hastalığın etkeni olarak geri dönmektedir. Basit bir örnek verecek olunursa, ozon tabakasının delinmesi zararlı güneş ışınları ile maruziyete neden olmuştur.  Kısacası, kansere yakalanmamak için kalıtımımızı değiştirmek şuan ki şartlarda mümkün değildir. Fakat yaşam kalitemizi artıracak faaliyetlerde bulunmamız, kendimize dikkat etmemizin yanı sıra ekosisteme zararı en aza indirgememiz bu hastalığa yakalanma oranının düşmesini sağlayacaktır.</p>

<p><strong>Teknoloji gelişiyor, tedavi yöntemleri değişiyor</strong></p>

<p>Kanserle tedavide en geleneksel ve yaygın olarak kullanılan 3 ana yöntem mevcuttur. Bunlar cerrahi yöntem, kemoterapi/immunoterapi ve radyoterapi olarak sıralanmaktadır. Cerrahi yöntemde ana amaç tümörlü bölgenin ameliyat ile temizlenmesidir. Kemoterapi veya immünoterapide ise hastalığın seyrine göre tedavi planı yapılarak hastaya belirli dozlarda ilaç verilir. Cerrahi yöntemin uygulanmasından sonra yine hastalığın seyrine göre kemoterapi/ immünoterapi ve radyoterapi uygulanmasına gerek kalmazken, bazı durumlarda bu tedavi yöntemlerinin kombine bir şekilde kullanılması gerekebilmektedir. Kanser tedavisi konusunda bilim insanları tarafından farklı tedavi stratejileri geliştirilmeye devam etmektedir. Bunlar akıllı ilaçların geliştirilmesi, dokuya/hedefe yönelik ilaç taşıyıcı sistemlerin geliştirilmesi, yeni nesil ilaç formülasyonlarının geliştirilmesi, hormon tedavi uygulamaları olarak sıralanabilir.  Ayrıca son yıllarda nanoteknoloji alanında, kanser tedavisi üzerinde önemli gelişmeler yaşanmaktadır.</p>

<p><strong>Kişiye özel tedavi yöntemi yaklaşımları uygulanıyor</strong></p>

<p>Her hastanın uygulanan tedavi yöntemine, aynı şekilde yanıt vermesi mümkün değildir. Ancak araştırma sonuçları genele göre belirlenmektedir. Örneğin mesane kanseri için incelenen bir araştırmada, yeni nesil ilacın uygulandığı hasta grubunun sağ kalım oranının, diğer gruba kıyasla yaklaşık 2 kat arttığı gözlenmiştir. Başka bir çalışmada safra yolu kanseri üzerine etkili olduğu düşünülen bir ilaç araştırılmıştır. Safra yolu kanserinin standart tedavisinde bulunan kemoterapi ilaçlarıyla birlikte bir çalışma ilacı da eklenmiş ve iki ayrı kol oluşturulmuş, hastalar bu çalışma kollarına rastgele atanarak, ilaç etkinliği araştırılmıştır. Sağ kalım oranları incelendiğinde çalışma ilacında sağ kalım 12.7 ay iken, kontrol grubunda bu oran 10.9 ay olarak belirlenmiştir. Böylelikle her hastada kişiye özel olarak uygulanan ve geliştirilen yeni nesil ilaçlar kanserle mücadelede ve hastaların sağ kalım oranlarında büyük bir pozitif etki göstermiştir.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 18 Dec 2024 17:44:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/12/kansere-yol-acan-10-risk-faktorune-dikkat-1734533041.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kış Mevsiminde Bağışıklığınızı Güçlü Tutmanın Yolları</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/kis-mevsiminde-bagisikliginizi-guclu-tutmanin-yollari-3893</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/kis-mevsiminde-bagisikliginizi-guclu-tutmanin-yollari-3893</guid>
                <description><![CDATA[Uzm. Dyt. Aksoy, ‘’Kış mevsiminde havaların soğumasıyla beraber hastalıkların yayılma hızı daha da artıyor. Kapalı ortamlara daha fazla maruz kalmak, iç ve dış ortamlardaki sıcaklık değişimleri gibi nedenler bağışıklık sistemi savunmasını olumsuz etkiliyor.’’ dedi.  ‘’Bu nedenle, bağışıklığı güçlendirmek ve hastalıklardan korunmak için dengeli ve mevsimine uygun beslenme tarzı benimsemek oldukça önemlidir.’’ şeklinde sözlerine devam etti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Uzm. Dyt. Aksoy,<strong> ‘’</strong>Kış mevsiminde havaların soğumasıyla beraber hastalıkların yayılma hızı daha da artıyor. Kapalı ortamlara daha fazla maruz kalmak, iç ve dış ortamlardaki sıcaklık değişimleri gibi nedenler bağışıklık sistemi savunmasını olumsuz etkiliyor.’’ dedi.  ‘’Bu nedenle, bağışıklığı güçlendirmek ve hastalıklardan korunmak için dengeli ve mevsimine uygun beslenme tarzı benimsemek oldukça önemlidir.’’ şeklinde sözlerine devam etti.</p>

<p>Bu dönemde en çok merak edilen hangi besinin bağışıklık için önemli olduğudur. Öncelikli olarak, bağışıklık sistemini destekleyen C vitamini açısından zengin portakal, mandalina, greyfurt, limon gibi narenciyeler, kivi, kuşburnu çayı, renkli biberler ve maydanoz gibi besinleri kış aylarında sofralarınızdan eksik etmemelisiniz. C vitamininin iyi kaynakları olan bu besinler, soğuk algınlığı ve grip gibi hastalıklardan korunmak için faydalıdır. </p>

<p>Bağışıklık savunması için önemli olan bir diğer besin bileşimi de antioksidan kaynağı olan renkli sebze ve meyvelerdir. Renkli sebze ve meyveler, hem bağışıklık sistemini güçlendirir, hem vücudun kışa bağlı olarak düşen enerji seviyesini artırır hem de vücudun ihtiyacı olan vitamin ve mineralleri sağlar. Ayrıca yoğurt ve kefir gibi probiyotiklerin de bağışıklık sistemine katkısı büyüktür.</p>

<p>Uzm. Dyt. Aksoy,  soğuk havalarda vücudun sıvı dengesine dikkat çekerek<strong> ‘’</strong>Kış aylarında hava sıcaklığının düşmesine, terlemenin azalmasına bağlı olarak su tüketimi de genellikle azalır, ancak vücudun sıvı ihtiyacı yılın her döneminde devam eder. Dolayısıyla günde 2-2,5 litre su tüketimi, metabolizmanın düzgün çalışması ve toksinlerin atılması için önemlidir. Kışın su içmekte zorlananlar hastalıkları önleyici bitki çaylarını da tercih edebilirler. Düzenli ilaç kullananlar, kronik hastalığı veya besin alerjisi olanlar bitki çayı seçiminde daha dikkatli olmalıdır.’’ şeklinde uyardı.</p>

<p>Sonbaharla beraber hareketsizlik ve yüksek kalorili yiyeceklere yönelme, tatlı krizleri gibi davranışlar beraberinde fazla kiloyu da getiriyor. Enerji yoğunluğu yüksek, işlenmiş-paketli gıdalardan ve aşırı şekerli yiyeceklerden kaçınmak, vücudun savunma sistemi, kilo kontrolü ve genel sağlık açısından önemlidir. Bu gıdalar yerine tam tahıllı ürünler, ceviz, fındık, badem, avokado gibi sağlıklı yağlar, süt ürünleri, sebze ve meyveler tercih edilebilir.</p>

<p>Antiinflamatuar özellikleri nedeniyle kış aylarında yiyecek ve içeceklerinize zencefil ve zerdeçal eklemeyi ihmal etmemelisiniz. </p>

<p>Uzm. Dyt. Aksoy, sözlerine devam ederek beslenme konusunda önerilerde bulundu. ‘<strong>’</strong>Kış aylarında sağlıklı bir beslenme planı, bağışıklığı güçlendirmekle kalmayıp aynı zamanda kış depresyonuna yakalanma riskini de azaltır. Mevsimsel sağlıklı besinlerle zenginleştirilmiş bir beslenme planı, hem sağlıklı hem de enerji dolu, ruha iyi gelen bir kış geçirmenizi sağlar. Mutluluk hormonu olarak da bilinen serotonin seviyesini artıracak muz, ananas, ceviz, fındık, badem, peynir, yumurta, et, balık gibi gıdalara da beslenmenizde yer vermelisiniz. Bu gıdaların tüketilmesi ve olabildiğince güneş ışığından yararlanmak, egzersiz yapıyor olmak da zihinsel sağlığa ve ruh haline destek olacaktır.’’</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 18 Dec 2024 17:43:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/12/kis-mevsiminde-bagisikliginizi-guclu-tutmanin-yollari-1734533037.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Böbrek taşı erkeklerde daha sık görülüyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/bobrek-tasi-erkeklerde-daha-sik-goruluyor-3889</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/bobrek-tasi-erkeklerde-daha-sik-goruluyor-3889</guid>
                <description><![CDATA[Böbrek taşları, her yıl milyonlarca insanı etkileyen yaygın bir sağlık sorunu olarak dikkat çekiyor. İdrarda bulunan mineral ve kimyasalların kristalleşmesiyle oluşan böbrek taşlarının, çeşitli nedenlerle böbreklerde birikerek şiddetli ağrılara yol açabildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Muhammed Sulukaya, “Böbrek taşı oluşumuna birden fazla durum neden olabilir. Erkeklerde kadınlara göre daha sık görülen böbrek taşının nedenleri arasında yetersiz sıvı alımı, genetik yatkınlık, aşırı tuzlu ya da şekerli beslenme ve sindirim sistemi ameliyatları bulunuyor” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p><strong> </strong></p>

<p>Böbrek taşlarının tek böbrekte oluşabileceği gibi her iki böbrekte de gelişebildiğini ve genellikle üreter yani idrar yoluna girdikleri zaman belirti verdiklerini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Muhammed Sulukaya, “Böbrek taşının yaygın belirtileri; kusma, bulantı, idrarın renginde ve kokusunda değişiklikler, idrar yaparken yanma hissi, sık idrara çıkma isteği, idrar miktarında azalma, bel ve yan ağrısıdır. Böbrek taşı beraberinde enfeksiyona neden olduysa ateşin eşlik ettiği üşüme ve titreme de gözlenebilir” diye konuştu.</p>

<p> </p>

<p><strong>5 mm’nin üstündeki böbrek taşları için cerrahi müdahale gerekli</strong></p>

<p>Böbrek taşlarının teknolojik imkanların artmasıyla birlikte kolaylıkla teşhis edilebildiğini hatırlatan Üroloji Uzmanı Op. Dr. Muhammed Sulukaya, “Taş belirtileriyle doktora başvuran hasta için fiziki muayeneden sonra ultrasonografi, ürolojik röntgen ve bilgisayarlı tomografi gibi görüntüleme yöntemlerinden faydalanılır” dedi. </p>

<p>5 mm’nin altındaki böbrek taşlarının bol su tüketimi ve egzersizle kendiliğinden düşebildiğini dile getiren Op. Dr. Muhammed Sulukaya, “Doktor takibiyle kullanılan, üreter kanallarını genişletici ilaç tedavileriyle de böbrek taşları düşebilir ancak 5 mm üstündeki böbrek taşları için cerrahi müdahale gerekli” açıklamasında bulundu. </p>

<p> </p>

<p><strong>Böbrek taşları tekrarlayabilir</strong></p>

<p>Engelleyici önlemler alınmaması ve birtakım hayat tarzı değişikliklerine gidilmemesi halinde, böbrek taşlarının çevresel ve genetik faktörler sebebiyle tekrar etme riskinin oldukça yüksek olduğunu vurgulayan Op. Dr. Muhammed Sulukaya, “Taş oluşumunu önlemek için hayat tarzı değişiklikleri son derece önemli bir rol oynar. Hızlı beslenmekten uzak durmak, bol sıvı tüketmek ve egzersize ağırlık vermek gibi önlemler ‘önleyici değişiklikler’ olarak düşünülebilir. Bunların yanında doktor kontrolünde gerçekleştirilecek bazı ilaç tedavileri de söz konusu olur. Eşit aralıklı sağlık kontrolü ile erken tanı önem taşır” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong> </strong></p>

<p><strong>Beslenme tarzında yapılacak değişiklikler yeni taş oluşum riskini azaltır</strong></p>

<p>Beslenme tarzında yapılacak birkaç değişikliğin yeni taş oluşumu riskini azaltabildiğine dikkat çeken Op. Dr. Muhammed Sulukaya, “Ispanak, kakao, çay yaprakları, ceviz ve buğday kepeği gibi okzalat bakımından zengin sebze ve meyvelerden sakınırken; lif içeren sebze ve meyveleri daha fazla tüketmek gerektiğini hatırlatan Op. Dr. Muhammed Sulukaya, “Alınan kalsiyum miktarı, güçlü bir neden olmadıkça sınırlanmalı. Bol sıvı tüketimi yapılmalı, tuz tüketimi kısıtlanmalı. Düzenli egzersiz ve yürüyüş yapmaya dikkat edilmeli ama ani kilo kaybından kaçınılmalı” dedi.</p>

<p><strong> </strong></p>

<p><strong>Böbrek taşı tedavisi için kullanılan ilaçların yan etkilerine dikkat edilmeli</strong></p>

<p>Böbrek taşı oluşumunu engelleyen veya mevcut taşları parçalayan ilaçların olduğunu ve bu ilaçların genellikle böbrek taşının boyutuna, konumuna ve tipine göre belirlendiğini paylaşan Üroloji Uzmanı Op. Dr. Muhammed Sulukaya, “Böbrek hastalıklarının tedavisinde kullanılsa bile bu ilaçların da bazı yan etkileri olduğunu unutulmamalı. Kullanılan ilaca veya kullanılan doza bağlı olarak yan etkiler değişebiliyor. Bu yan etkilerin başında; halsizlik, baş dönmesi, baş ağrısı, öksürük, potasyum ve böbrek fonksiyon değişiklikleri, yorgunluk, halsizlik, iştahsızlık ve kas krampları geliyor. Bu nedenle de ilaç kullanmadan önce, doktorla yan etkiler özelinde konuşulmalı ve hangi semptomlar karşısında sağlık merkezine başvurulması gerektiği mutlaka öğrenilmeli” uyarısında bulundu.</p>

<p>Farklı amaçlarla kullanılan bazı ilaçların da böbrek fonksiyonlarını olumsuz etkileyebildiğini ekleyen Op. Dr. Muhammed Sulukaya, “Bu sebeple böbrek hastalıklarına sahip bireylerin kullanacakları her ilacı öncesinde doktorlarına danışmaları çok önemli. Örneğin bazı ağrı kesicilerin böbreklere zararlı olabileceği bilinir dolayısıyla ağrı kesici kullanırken bile temkinli olmak ve mümkün olan en düşük doza sahip ilacı tercih etmek gerekir” dedi.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 18 Dec 2024 17:43:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/12/bobrek-tasi-erkeklerde-daha-sik-goruluyor-1734533005.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Elektronik sigaralar tehlike saçıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/elektronik-sigaralar-tehlike-saciyor-3774</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/elektronik-sigaralar-tehlike-saciyor-3774</guid>
                <description><![CDATA[Uzmanlar, elektronik sigaranın sanıldığı kadar masum olmadığını vurgulayarak, bu cihazların potansiyel tehlikelerine karşı vatandaşları uyarıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, elektronik sigaranın sanıldığı kadar masum olmadığını vurgulayarak, bu cihazların potansiyel tehlikelerine karşı vatandaşları uyarıyor.</p><p><strong>Reyhan ÖZBAKIR / HERKES DUYSUN</strong></p>

<p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Sigarayı bırakmak isteyen vatandaşlar, sigaranın yerine koyabilecekleri alternatiflere başvururken elektronik sigaraları da oldukça yoğun bir şekilde tercih ediyor.&nbsp;</p>

<p>Fakat uzmanlar, elektronik sigaraların da sağlık açısından ciddi riskler barındırdırdığı ve birçok hastalığa kapı araladığını vurguluyor.</p>

<p><img src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/07/05/ek-sigara1-1720166520-894-x750.jpeg" style="width: 750px; height: 346px;" /></p>

<p><strong>SANILDIĞI KADAR MASUM DEĞİL</strong><br />
Son yıllarda geleneksel sigaraya alternatif olarak popüler hale gelen elektronik sigaralar, sağlıklı bir seçenek olarak tanıtılıyor. Ancak, uzmanlar bu cihazların da ciddi sağlık riskleri taşıdığı konusunda uyarılarda bulunuyor. Uzmanlar elektronik sigaraların içerdiği kimyasalların ve nikotinin, uzun vadede kalp ve damar sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceğini belirtiyor. Öte yandan elektronik sigaraların içindeki sıvıların akciğerlere yapıştığını kaydeden uzmanlar, elektronik sigara kullanımının zamanla solunum yolu hastalıklarına sebep olduğunu belirtiyor.</p>

<p></p>

<p><strong>‘’BAĞIMLILIK YAPICI ÖZELLİKLERİNİ KORUYOR’’</strong><br />
Elektronik sigaraların, içerdikleri nikotin sayesinde bağımlılık yapıcı özelliklerini koruduğunu ifade eden uzmanlar, bunun yanı sıra bu cihazların içindeki likitlerde bulunan kimyasalların solunmasının, akciğerler ve kalp üzerinde zararlı etkilere neden olduğunu kaydediyor. Özellikle kullanmaya genç yaşta başlayan kullanıcılar için bu risklerin daha da yüksek olduğunu belirtiyor.</p>

<p><img src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/07/05/704022-1720166573-200-x750.jpeg" style="width: 750px; height: 415px;" /></p>

<p><strong>‘’AKCİĞER İÇİN BÜYÜK TEHDİT’’</strong><br />
<br />
Uzman isimler, elektronik sigara kullanımının akciğer sağlığı üzerinde ciddi tehditler oluşturduğunu da vurguluyor.&nbsp;</p>

<p>Elektronik sigaraların, sıvı halindeki kimyasalların ısıtılarak buharlaştırılması prensibiyle çalıştığını hatırlatan uzmanlar, bu buharın solunmasının akciğer dokusuna ciddi şekilde zarar vererek çeşitli solunum yolu hastalıklarına yol açtığını ve son yıllarda artan vaka sayılarının, elektronik sigara kullanımının akciğer hastalıkları ile olan bağlantısını açıkça gösterdiğini söylüyor.</p>

<p><img src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/07/05/likit-1140x700-1720166602-630-x750.jpeg" style="width: 750px; height: 460px;" /><br />
<br />
<strong>AROMALAR DA TEHDİT UNSURU</strong></p>

<p>Ayrıca, elektronik sigaraların içerisinde yer alan aroma maddelerinin de ciddi sağlık riskleri taşıdığını kaydeden uzmanlar, bu aromaların çoğunun yüksek sıcaklıkta toksik bileşikler oluşturduğunu ve bu bileşiklerin solunmasının solunum yollarında tahrişe, iltihaplanmaya ve uzun vadede ciddi hastalıklara neden olduğunu vurguluyor.&nbsp;<br />
Uzmanlar, geleneksel sigaraya alternatif olarak piyasaya sürülen ve sağlıklı bir tercih olduğu iddia edilerek bu yönde reklamı yapılan elektronik sigaraların kullanıcılar için büyük sağlık riskleri taşıdığı konusunda vatandaşları uyarıyor ve sağlıklı bir gelecek için tüm sigara kullanıcılarını sigarasız bir hayata davet ediyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 05 Jul 2024 14:01:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/07/elektronik-sigaralar-tehlike-saciyor-1720177261.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocukların gözlerini güneşten koruyun</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/cocuklarin-gozlerini-gunesten-koruyun-3764</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/cocuklarin-gozlerini-gunesten-koruyun-3764</guid>
                <description><![CDATA[Türk Oftalmoloji Derneği, yaz aylarında güneş ışınlarının dik geldiği saatler başta olmak üzere gözlerin güneş ışığına uzun süre maruz kalması ya da direkt olarak güneşe bakılması sebebiyle ‘Solar Retinopati’ adı verilen gözde güneş yanıklarının gençler ve çocuklarda görülebileceği konusunda uyarılarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türk Oftalmoloji Derneği, yaz aylarında güneş ışınlarının dik geldiği saatler başta olmak üzere gözlerin güneş ışığına uzun süre maruz kalması ya da direkt olarak güneşe bakılması sebebiyle ‘Solar Retinopati’ adı verilen gözde güneş yanıklarının gençler ve çocuklarda görülebileceği konusunda uyarılarda bulundu.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Türk Oftalmoloji Derneği Tıbbi Retina Birim Başkanı Prof. Dr. Nurten Ünlü, “Güneş ışınları vücudumuz için eşsiz bir vitamin kaynağı olması sebebiyle hayatımızda oldukça önemli bir yeri var ancak yüksek miktardaki güneş ışığına maruz kalmak hem cildimiz hem de gözlerimiz için kalıcı hasarlar doğurabilir. Özellikle çocuklar ve gençler yaz aylarına ev dışında, parklarda, deniz kenarlarında daha fazla vakit geçirdikleri için ‘Solar Retinopati’ dediğimiz gözün ağ tabakasında güneş yanığı görülebiliyor. Bu hastalık sebebiyle gözlerde katarakt oluşabiliyor ya da daha ileri safhada görme kaybı yaşanabiliyor. Görme kayıpları yaşamamak için bu konuda halkımızın bilinçlenmesi çok önemli.” dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Nurten Ünlü, solar retinopatinin belirlenmiş bir tedavisi olmadığına ve gözlerimizi güneşten korumanın büyük önem taşıdığına değinerek, güneşe bakmanın tehlikesi konusunda yaygın şekilde halkta farkındalık yaratacak kampanyalar yapılması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Ünlü, “Güneşe ve diğer parlak ışık kaynaklarına bakmanın tehlikesi vurgulanmalıdır. En güvenli uyarı şekli, özelikle ilkokul çocuklarına güneşe hiçbir şekilde filtre vb. cihazlar olsa da bakmamak gerektiğinin öğretilmesidir. Güneş tutulmasını polarize gözlüklerle ya da röntgen filmi kullanarak izlemek de yanlış bir güvenlik duygusu uyandırarak bakma süresini uzatır ve retina hasarına yol açabilir.” diye konuştu.</p>

<p>Güneş ışınlarının göze zarar vermesi halinde, gözde sulanma, yanma ve kapaklarda kısılma gibi bulgular görülebildiğini sözlerine ekleyen Nurten Ünlü, hasta şikayetlerinin genellikle güneşe maruz kaldıktan 1 ila 4 saat sonra geliştiğini, görme azalması, nesnelerin eğri algılanması, eşyaları olduğundan küçük görme, merkez ve merkezi görmenin çevresinde karanlık sahalar, cisimleri olduğundan farklı renklerde algılama, ışık hassasiyeti, baş veya göz ağrıları gibi şikayetlerin de olabileceğini belirtti.</p>

<p>Nurten Ünlü ayrıca “Başlangıçta görmeler tam görme ile sadece karaltı seçmeye kadar değişebilse de ortalama görme oranları yüzde 30 ila yüzde 50 arasındadır. Görme keskinliğinde ve belirtilerde 6 ay zarfında iyileşme gözlenir ve görme yüzde 70 ile yüzde 100’e kadar düzelir. Görme düzelmesine rağmen cisimlerin şekillerini bozuk görme ve skotom olarak adlandırılan görme alanındaki karanlık sahalar kalıcı olabilir.” dedi.</p>

<p><strong>GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ KULLANIN</strong></p>

<p>Nurten Ünlü, güneş ışınlarından korunmak için güneş gözlüğü kullanmanın gereekli olduğunu belirterek, "Güneş gözlükleri zararlı dalga boylarını kesen, engelleyen yapıya sahip olmalıdır. Özellikle güneşin gözümüze dik olarak geldiği saatlerde bu korunma daha da önemlidir. Yazın güneş ışınları, güneş daha yukarı konumda olduğu için başımızın üstüne doğru gelirken kısmen göz korunur, ancak yaz aylarında beyaz ve parlak yüzeylerden yansıyan güneş ışığı daha fazla olduğu için gözlerimizde hassasiyet ve kısılmaya neden olarak daha çok zarar vermektedir. UV koruması olmayan reçetesiz güneş gözlük kullanımında gözlük camı arkasındaki göz bebekleri büyümüş olacağı için daha çok UV ışınının göze gireceği ve göze fayda yerine zarar vereceği unutulmamalıdır. Ayrıca çocuklar ve katarakt ameliyatı olmuş hastaların UV ışınlarından daha fazla etkilendikleri görülmektedir.” ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 04 Jul 2024 13:29:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/07/cocuklarin-gozlerini-gunesten-koruyun-1720088959.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Vücut sağlığı için uyku önemli</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/vucut-sagligi-icin-uyku-onemli-3756</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/vucut-sagligi-icin-uyku-onemli-3756</guid>
                <description><![CDATA[Kaliteli ve düzenli uykunun ruh ve beden sağlığı açısından önemini vurgulayan uzmanlar, uykusuzluğun ciddi problemlere yer açtığı konusunda uyarıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kaliteli ve düzenli uykunun ruh ve beden sağlığı açısından önemini vurgulayan uzmanlar, uykusuzluğun ciddi problemlere yer açtığı konusunda uyarıyor.</p><p><strong>Emine Pınar Turan Kahraman / HERKES DUYSUN</strong></p>

<p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Uyku, vücudun fiziksel ve zihinsel fonksiyonlarını sağlıklı çalıştırabilmesi, dinlendirebilmesi ve vücudun yenilenmesini sağlayan uzun süreli bir biyolojik süreç. Uyku, canlılar için en önemli aktivitelerden biri ve hem beden hem de ruh sağlığı açısından oldukça önemli.</p>

<p><img height="423" src="https://www.igfhaber.com/static/20/2022120716190928451-1720077016-107-x750-1720087584-569.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>KALİTELİ UYKU NASIL OLMALI?</strong></p>

<p>Uzmanlar, insan vücuduna en faydalı olan uykunun saat 23.00 ila 03.00 arasındaki uyku olduğunu kaydediyor ve uyumadan önce ortamı serin tutmanın; kahve, kola gibi kafein içeren içeceklerden uzak durmanın önemine değiniyor.&nbsp;</p>

<p>Öte yandan uzmanlar, uyku ortamının karanlık olması, alkol ve sigara tüketimine de dikkat edilmesinin sağlıklı bir uyku açısından oldukça önemli olduğunu vurguluyor.&nbsp;</p>

<p>Bunun yanı sıra sağlıklı bir uyku içi belli başlı günlük aktivitelere de dikkat edilmesi gerektiğini kaydeden uzmanlar, yatağın gün içinde yatmak, oturmak, film izlemek gibi aktiviteler için değil, sadece geceleri uyumak için kullanılması gerektiğinin altını çiziyor.&nbsp;</p>

<p>Uzmanlar ayrıca her gün aynı saatte uyuyup aynı saatte uyanmanın biyolojik saati de dengede tutacağı için en verimli uykuya ulaşmış olunacağı tavsiyesinde bulunuyor.&nbsp;</p>

<p><img height="499" src="https://www.igfhaber.com/static/uy/uykusuzlugun-bedensel-zararlari-1720087588-590.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>UYKUSUZLUK RUH VE BEDEN DENGESİNİ BOZABİLİR</strong></p>

<p>Düzenli ve sağlıklı uyumanın önemine değinen uzmanlar, uykusuzluğun ciddi ruh ve beden sağlığı problemlerine de yol açabileceğini hatırlatarak aşırı uykusuzluğun beyne zarar verdiğini ve çeşitli beyin ve sinir hastalıklarını tetikleyebileceğini vurguluyor.&nbsp;</p>

<p>Uykusuzluğun bağışıklık sistemini de zayıflattığını ifade eden uzmanlar depresyon, duygu durum bozuklukları gibi psikolojik rahatsızlıklara da kapı araladığını belirtiyor.</p>

<p>Öte yandan uzmanlar, yeterli miktarda enerji depolanamadığı için gün içerisindeki fiziksel performansın da düşeceğini ve bu durumun obeziteye kadar varabileceği hakkında uyarıyorlar.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 04 Jul 2024 13:28:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/07/vucut-sagligi-icin-uyku-onemli-1720088895.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanından yazlık sağlıklı beslenme önerileri</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/uzmanindan-yazlik-saglikli-beslenme-onerileri-3750</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/uzmanindan-yazlik-saglikli-beslenme-onerileri-3750</guid>
                <description><![CDATA[Diyetisyen Öznur Adak, yaz aylarında sağlıklı beslenmenin önemine dikkat çekerek, bu dönemde nasıl beslenmemiz gerektiği hakkında önemli bilgiler paylaştı. Adak, yaşamın her döneminde olduğu gibi yaz aylarında da yeterli ve dengeli beslenmenin hayati önem taşıdığını vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Diyetisyen Öznur Adak, yaz aylarında sağlıklı beslenmenin önemine dikkat çekerek, bu dönemde nasıl beslenmemiz gerektiği hakkında önemli bilgiler paylaştı. Adak, yaşamın her döneminde olduğu gibi yaz aylarında da yeterli ve dengeli beslenmenin hayati önem taşıdığını vurguladı.</p><p><strong>BALIKESİR (İGFA) -&nbsp; </strong>Diyetisyen Öznur Adak’ın yaz aylarında sağlıklı beslenmeye yönelik bu önerileri, hem genel sağlık hem de yaz dönemindeki özel ihtiyaçlar için önemli ipuçları sundu.</p>

<p>Özellikle artan sıvı ihtiyacımızı karşılamak için bol miktarda su ve sıvı gıda tüketmemiz gerektiğini belirten Diyetisyen Öznur Adak, yaz aylarında yaklaşık 2-2.5 litre sıvı tüketilmesi gerektiğini ifade ederek, su, süt, ayran, kefir, çay, limonata ve meyve sularının bu ihtiyacı karşılamak için ideal olduğunu söyledi.</p>

<p>Sıcaklarda aşırı terleme sonucu vücuttan sodyum ve potasyum gibi minerallerin kaybedildiğine dikkat çeken Adak, bu durumun halsizlik, nabız zayıflığı, yorgunluk ve dolaşım bozukluğu gibi sorunlara yol açabileceğini belirtti. Bu kayıpları önlemek için tuzlu ayran ve bol sebze ile meyve tüketilmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Asitli ve gazlı içecekler yerine daha sağlıklı alternatifler olan süt, ayran, taze sıkılmış meyve suları, bitki ve meyve çaylarının tercih edilmesi gerektiğini söyledi. Yaz aylarında besin zehirlenmeleri ve ishal gibi sorunlardan korunmak adına hijyen kurallarına özen gösterilmesi gerektiğini belirten Adak, yiyeceklerin pişirme ve saklama kurallarına dikkat edilmesini tavsiye etti. Et, süt ve sütlü ürünlerin tüketilmesinde güvenilir yerlerin seçilmesinin önemine dikkat çekti. Vücut savunma sistemini korumak için yoğurt, ayran ve kefir gibi gıdaların günde 2-3 su bardağı kadar tüketilmesini önerdi. Bu gıdaların ishalde de tedavi edici etkileri olduğunu ekledi.</p>

<p><img height="419" src="https://www.igfhaber.com/static/oz/oznur-adak-1719311398-498.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>BESİN SEÇİMİ VE PİŞİRME YÖNTEMLERİ ÇOK ÖNEMLİ</strong></p>

<p>Adak, yaz aylarında tüketilen yağlı ve hamurlu yiyeceklerin aşırı sıcaklarda vücutta yorgunluk, baş ağrısı ve tansiyona neden olabileceğini belirtti. Bu nedenle, ağır hamur işleri, tatlılar ve kızartmalardan kaçınılmasını tavsiye etti. Kızartma yerine ızgara, buğulama, haşlama veya fırında pişirme yöntemlerinin tercih edilmesini önerdi. Sebzelerin çok az yağla fırınlanarak üzerine yoğurt eklenmesiyle kızartma tadına ulaşılabileceğini belirtti. Bir kilo sebze pişirirken iki yemek kaşığı kadar yağ kullanılmasının yeterli olacağını söyledi. Vücut direncini artırmak için bol sebze, salata ve meyve tüketmenin önemine dikkat çeken Adak, sebze ve meyvelerin içerdikleri vitamin, mineral ve antioksidanlar nedeniyle sağlıklı beslenmede öncelikli olarak yer almaları gerektiğini belirtti. Sebze tüketimi ile genel su ihtiyacımızın giderileceğini ve posa miktarının bağırsak sağlığına olumlu etki yapacağını söyledi. Meyvelerin şeker içeriği sayesinde tatlı isteğimizi karşıladığını ve tatlıya olan eğilimi azalttığını ekledi.</p>

<p><strong>TAHIL VE EKMEK SEÇİMİ VURGUSU</strong></p>

<p>Ekmek seçiminde tam buğday unundan yapılmış ürünlerin tercih edilmesini öneren Adak, çavdar ve yulafın da doygunluk sağlaması açısından iyi birer alternatif olduğunu belirtti. Pilav ve makarnayı sınırlandırarak az yağlı yapmanın faydalı olacağını söyledi. Yaz için soğuk ayran çorbası gibi yaz çorbalarının tercih edilmesi gerektiğini ekledi. Sağlıklı beslenme kurallarına dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Adak, az ve sık yemek yemeye, uzun süre aç kalmamaya özen gösterilmesini tavsiye etti. Her besin grubunun vücuda ayrı ayrı yararı olduğunu ve yeterli ve dengeli beslenmenin, dört besin grubunda bulunan besinlerin yeterli miktarda tüketilmesiyle sağlanacağını belirtti. Bu besin gruplarının süt, yoğurt, et, tavuk, yumurta, peynir, kuru baklagiller, sebze, meyve ve tahıllardan oluştuğunu söyledi.</p>

<p>Yaz aylarında fiziksel aktivitenin artırılmasının (tempolu yürüyüş ve yüzme) kış aylarında alınan fazla kiloların atılmasına yardımcı olacağını ve böylelikle kemik, kas ve kalp sağlığının korunacağını belirtti. Güne erken başlanması ve erken yemek yenmesi gerektiğini, bu sayede metabolizmanın da erken çalışmaya başlayacağını ifade etti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 26 Jun 2024 03:52:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/06/uzmanindan-yazlik-saglikli-beslenme-onerileri-1719363177.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gıdı problemine doğal çözüm</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/gidi-problemine-dogal-cozum-3700</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/gidi-problemine-dogal-cozum-3700</guid>
                <description><![CDATA[Gıdı problemi, kilolu olsun ya da olmasın çoğu kişinin dış görünüşünde memnuniyetsizlik yaratan ortak bir sorun]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gıdı problemi, kilolu olsun ya da olmasın çoğu kişinin dış görünüşünde memnuniyetsizlik yaratan ortak bir sorun</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Günümüz koşullarının güzellik algısı, bireylerin estetik kaygılarını önemli ölçüde etkiliyor. Özellikle yüz ve boyun bölgesindeki değişimlerin en büyük problemlerinden biri olan gıdı, birçok kişi için önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Bugüne kadar birçok yöntem denenmiş olmasına rağmen gıdı probleminden kurtulamayanların imdadına teknolojik bir çözüm geliştirildi.</p>

<p>ELLE Magazine'in 1 Numaralı Güzellik İnovasyonu Ödülü'nü kazanan Alman güzellik teknoloji devi Geske, yapay zeka destekli son teknoloji dermatolojik cihazları ile gıdı problemine doğal ve profesyonel bir çözüm sunuyor. Evde profesyonel cilt bakımı yapma imkanı sağlayan bu cihazlar, kolay kullanımı ve etkili sonuçlarıyla gıdı problemini gözle görünür oranda azaltıyor.</p>

<p><strong>GIDI ESTETİĞİNDE CERRAHİ OLMAYAN ÇÖZÜM</strong></p>

<p>Kilo kaybı olsa bile, gıdı bölgesindeki yağlar genellikle kalıcı olup yüzün yaşlı görünmesine neden olabiliyor.</p>

<p>Kadın ve erkeklerde cilt bakımına önem veren herkes için geniş bir ürün yelpazesiyle hizmet veren Geske, Mikro Akım Yüz Gerdirici cihazı ile yaşam alanlarınızda kolayca kullanabileceğiniz etkili bir çözüm olarak dikkat çekiyor. Cildin sıkılaşmasını ve gençleşmesini sağlayan benzersiz bir teknolojiye sahip olan Mikro Akım Yüz Gerdirici, ultra hassas şekillendirici ve sıkılaştırıcı küreleri sayesinde cilt altındaki kasları uyararak sıkılaşmayı destekliyor ve gıdı sarkmalarını azaltırken,&nbsp;kullanıcılarına modern yaşamın getirdiği estetik standartlara uygun bir görünüm sunuyor.&nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 May 2024 13:38:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/05/gidi-problemine-dogal-cozum-1717065513.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sıcak havaya dikkat! Kalbe iyi gelmiyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/sicak-havaya-dikkat-kalbe-iyi-gelmiyor-3690</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/sicak-havaya-dikkat-kalbe-iyi-gelmiyor-3690</guid>
                <description><![CDATA[Yaz mevsimi, kalp sağlığını en çok etkileyen faktörlerden biri. Kalp hastalarının sıcak havalarda daha dikkatli olması gerektiğini belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, sıcak havaların kalbe iyi gelmediğini, en çok da kalp hastalıkları olan kişilere iyi geldiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz mevsimi, kalp sağlığını en çok etkileyen faktörlerden biri. Kalp hastalarının sıcak havalarda daha dikkatli olması gerektiğini belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, sıcak havaların kalbe iyi gelmediğini, en çok da kalp hastalıkları olan kişilere iyi geldiğini söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Yaza yavaş yavaş merhaba derken sıcak havalar kendini göstermeye başladı.</p>

<p>Havadaki yüksek sıcaklık yüzünden vücudun kendi iç ısısını korumak için daha fazla uğraştığını ve bunun sonucunda kalp, akciğerler ve böbrekler üzerine daha çok yük bindiğini söyleyen Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Kuşkusuz yaz deyince pek çoğumuzun kendini her daim dışarı atası olsa da günün belirli saatlerinde dikkatli olmakta fayda var” dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Nevrez Koylan; koroner kalp hastalığı, kalp yetersizliği, hipertansiyon ve ritim bozukluğu olan kalp hastalarına yaz mevsimini rahat atlatabilmeleri için önerilerde bulundu:</p>

<p>Eğer koroner kalp hastalığı nedeniyle nitrat spreyi veya nitrat tipi bir ilaç kullanılıyorsa, dikkatli olmakta fayda olduğunu söyleyen Prof. Dr. Koylan, "Nitratlar damarları hızla genişlettikleri için tansiyon düşürücü bir etkiye sahipler. Bu durum sıcakta sıvı kaybıyla birlikte bayılmaya bile yol açabiliyor. Ayrıca yine sıcak ortam ve sıvı kaybı, kanın yoğunlaşması sonucunda kalp krizlerinin artmasının önemli bir nedeni" dedi.</p>

<p><img class="" height="768" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1717052675-asm-nevrezkoylan-gorseli-1717055417-455.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>SERİN KALMAK İÇİN 10 ÖNERİ</strong></p>

<p>Prof. Dr. Nevrez Koyla, serin kalmak için önerileri şöyle sıraladı:</p>

<ul>
 <li>Bol sıvı alın. Sıvı almanın en iyi yolu su içmektir bu yüzden zararlı içeceklerden kaçının. Kahve, çay ve enerji içecekleri gibi kafeinli içeceklerde ölçülü olmaya çalışın.&nbsp;</li>
 <li>Sıvı alımının kısıtlandığı ağır kalp yetersizliği veya böbrek yetersizliği gibi bir durum varsa, alınacak sıvı miktarı açısından doktorunuzun görüşünü alın.&nbsp;</li>
 <li>Kan basıncını artırabileceği ve kalp yetersizliği bulgularını kötüleştirebileceği bilinen soda ve maden sularını ölçülü tüketin.</li>
 <li>Salata ve zeytinyağlı sebzeler gibi soğuk yemekleri tercih edin. Hem sıvı içerikleri fazladır hem de iyi birer vitamin ve mineral kaynağıdır.</li>
 <li>Evinizi serin tutun. Evdeki lambaları ve ısı yaratabilecek diğer elektrikli cihazları da sadece gerektiğinde kullanın.</li>
 <li>Oturmak ve özellikle de uyumak için evin en serin bölgesini tercih edin.&nbsp;</li>
 <li>Hafif, bol ve terlemeye engel olmayan doğal kumaşlardan giysiler giyinin.&nbsp;</li>
 <li>Denize sabah 11.00’den önce ve öğlen 15.00’ten sonra, mümkünse aç olarak girin.&nbsp;</li>
 <li>Gölgede olsanız da bir güneş koruyucu kullanın, şapka takın ve su içmeyi sürdürün.&nbsp;</li>
 <li>Aşırı fiziksel egzersizlerden kaçının.&nbsp;</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 May 2024 11:10:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/05/sicak-havaya-dikkat-kalbe-iyi-gelmiyor-1717056651.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Teknoloji çağında yazılım sorunu... Aşı reddinin faturası hekimlere ve hastalara çıkarıldı!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/teknoloji-caginda-yazilim-sorunu-asi-reddinin-faturasi-hekimlere-ve-hastalara-cikarildi-3686</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/teknoloji-caginda-yazilim-sorunu-asi-reddinin-faturasi-hekimlere-ve-hastalara-cikarildi-3686</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı, Aile Sağlığı Merkezlerine resmi yazı göndermeden, aşı reddi sisteme girilen ve henüz girilmemiş olan hastalar için ay sonuna sadece 2 gün kalmışken yeniden dilekçe doldurtulması talebinde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı, Aile Sağlığı Merkezlerine resmi yazı göndermeden, aşı reddi sisteme girilen ve henüz girilmemiş olan hastalar için ay sonuna sadece 2 gün kalmışken yeniden dilekçe doldurtulması talebinde bulundu.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp; </strong>Ay sonuna iki gün kala istenen bu çalışma, binlerce aşı evrak işlemi, binlerce sayfa kağıt ve binlerce kişiye ulaşmayı imkansız kılıyor.</p>

<p>Aile Hekimliği Çalışanları Sendikası (AHESEN) Başkanı Dr. Ahmet Kandemir, son günlerde yaşanan yazılım hatalarının ve güncellemelerinin aile hekimliği çalışanlarını ve hastaları ciddi şekilde mağdur ettiğini açıkladı.</p>

<p>Dr. Kandemir, “Aile hekimliğinde ilaç yazımından izlemlere, aşılara ve taramalara kadar her işlemimizi artık elektronik ortamda yapıyoruz. Bu durum hem aile hekimleri hem de hastalar için büyük bir kolaylık sağlaması gerekirken, Bakanlığın kullandığı yazılım sistemlerinden kaynaklanan hatalar ve güncellemeler nedeniyle mağduriyet yaşıyoruz” dedi.</p>

<p><img height="750" src="https://www.igfhaber.com/static/ah/ahesen-genel-baskani-dr-ahmet-kandemir-154931972-1716997359-495.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>YENİ BİR SORUN DAHA EKLENDİ!</strong></p>

<p>Bakanlığın yazılım sisteminde yaptığı güncellemeden dolayı bir problem daha ortaya çıktı.</p>

<p>Dr. Kandemir, “Aşı reddi yapılmış, imzası alınmış ve bilgileri müdürlüğe sunulmuş hastalardan yeniden evrak düzenlememiz ve onları tekrar kurumlara çağırmamız beklendiği bildirildi. Sistemde hata varsa bile arşivlerden bunu onaylayabilecekken veya ay başında bilgilendirme yapılarak uygulamaya konulabilecekken kendi hatalarının faturasını masa başından hastalara ve aile hekimliği çalışanlarına kesmek kabul edilebilir bir durum değildir. Hastalar gelemezse veya ay bitmesine iki gün kalmışken hastalar çağrılamazsa ki mümkün görünmüyor, aile hekimliği çalışanlarının hak edişlerinde kesinti yapılabilecek” şeklinde konuştu.</p>

<p>Bu tür sorunların ilk defa yaşanmadığını vurgulayan Dr. Kandemir, “Hastalarımıza reçete yazdığımız sistemden kaynaklanan aksamalar yüzünden bazen hastalarla 1-2 saati aşan süreler beklemek zorunda kalıyoruz. Rapor düzenlediğimiz başka bir sistemden kaynaklanan sms beklerken yine kapıda hastalarımız yığılıyor. Bu yüzyılda, teknoloji çağında işimizi kolaylaştırması gereken yazılım sistemleri aksaklıklar nedeniyle sıkıntı yaratıyor” dedi.</p>

<p>Dr. Kandemir, mevcut yazılım sistemlerinin acilen elden geçirilmesi ve aksamaların önüne geçilmesi gerektiğini belirterek, “Hastalar da zaten yoğun şartlarda görev yapan aile hekimliği çalışanları da masa başındaki sistem hataları nedeniyle mağdur edilmemeli. Acilen çağa yakışan ve aksamayan yazılım sistemleri kurulmalı” çağrısında bulundu. Aile hekimliği çalışanları ve hastalar, Bakanlık'tan bu soruna kalıcı bir çözüm bulmasını bekliyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 May 2024 09:23:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/05/teknoloji-caginda-yazilim-sorunu-asi-reddinin-faturasi-hekimlere-ve-hastalara-cikarildi-1717050235.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aşılar ölüm riskini azaltıyor... Çocukluk çağı aşıları kalkan oluyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/asilar-olum-riskini-azaltiyor-cocukluk-cagi-asilari-kalkan-oluyor-3649</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/asilar-olum-riskini-azaltiyor-cocukluk-cagi-asilari-kalkan-oluyor-3649</guid>
                <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü, halen Dünya’da, bulaşıcı hastalıklardan korunmak için kullanımda olan 25 aşı olduğunun altını çiziyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü, halen Dünya’da, bulaşıcı hastalıklardan korunmak için kullanımda olan 25 aşı olduğunun altını çiziyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong> Türkiye'de çocukluk çağı aşı takvimi kapsamında 13 hastalık etkenine karşı aşı uygulandığını dile getiren Pediatri Uzmanı Prof. Dr. Cihan Meral, “Kızamık, kızamıkçık, kabakulak, pnömokol hastalıklar, suçiceği, tetanoz, tüberküloz, boğmaca, çocuk felci, difteri, hemofiluz influenza tip B, hepatit A, hepatit B bu hastalıklardandır. &nbsp;Ulusal aşı takvimine ek olarak, rotavirüs, dörtlü karma aşı, human papilloma virüsü, influenza ve menengokok aşıları &nbsp;yapılıyor. İlkokul 1. sınıf öğrencilerine; kızamık, kızamıkçık ve kabakulak ve dörtlü karma aşısı; &nbsp;ortaokul 4. sınıf öğrencilerine, erişkin tipi difteri - tetanoz aşısı yapılıyor.” dedi.</p>

<p><strong>ÇOCUKLARDA MENENJİT AŞI İLE ÖNLENEBİLİR!</strong></p>

<p>Prof. Dr. Cihan Meral, aşılar ve önledikleri hastalıklar hakkında şunları kaydetti:</p>

<p>&nbsp;“Polio aşısı ile sakatlık ve ölüme neden olan çocuk felci hastalığından, &nbsp;Hepatit B aşısı ile öldürücü karaciğer yetmezliği, siroz ve karaciğer kanserinden, &nbsp;hib aşısı ile menenjit (beyin zarı iltihabı), menenjite bağlı sakatlık ve ölüm, orta kulak iltihabından, KPA ile pnömokok bakterisine bağlı gelişen zatürre, &nbsp;menenjit, orta kulak iltihabı ve sepsisten (kan zehirlenmesi) korunulabiliyor. Suçiçeği aşısı ile anne karnındaki bebeklerde gelişebilecek sakatlıklar, menenjit, ileri yaşta gelişebilecek zona hastalığı önlenebiliyor. Hepatit A aşısı ölümcül seyredebilen akut hepatitten, karaciğer yetmezliğinden; BCG aşısı ise tüberküloz menenjit ve yaygın tüberkülozdan (veremden) koruyor.”</p>

<p><strong>KKK AŞISI KIZAMIĞA BAĞLI GELİŞEN BEYİN İLTİHABINDAN KORUYOR!</strong></p>

<p>DaBT-İPA-Hib aşısının tek bir enjeksiyonu ile difteri (kuşpalazı), boğmaca, tetanoz, polio ve menenjitten korunabileceğini aktaran Prof. Dr. Cihan Meral, KKK aşısı hakkında şunları söyledi: “KKK aşısı (Kızamık-Kızamıkçık-Kabakulak Aşısı) ile kızamığa bağlı ishal, zatürre, ensefalit (beyin iltihabı) ve SSPE (Subakut Sklerozan Panensefalit) hastalığından, kızamıkçığa bağlı gelişen doğumsal kızamıkçık sendromundan (anne karnındaki bebeklerin sakatlığından), kabakulağa bağlı gelişen ensefalit-menenjit &nbsp;(beyin ve beyin zarı iltihabı), orşite (testis iltihabı) bağlı kısırlıktan korunuluyor.”</p>

<p>Aşılama sonucunda bazı kazanımlar olduğunu söyleyen Prof. Dr. Cihan Meral, aşıların faydalarını şu şekilde sıraladı:</p>

<ul>
 <li>Hastalanmalar azalıyor</li>
 <li>Enfeksiyonlar azalıyor</li>
 <li>Enfeksiyonların yayılımı azalıyor</li>
 <li>Enfeksiyonlar nedeniyle hastanede yatışlar azalıyor</li>
 <li>Antibiyotik direnci gelişimini azalıyor</li>
 <li>Ölümler azalıyor</li>
 <li>Sakatlıklar azalıyor</li>
 <li>Kanserler önleniyor</li>
</ul>

<p>Aşının sadece çocuğun kendi sağlığı açısından değil, toplum sağlığı açısından da büyük önemi olduğunu belirten Prof. Dr. Cihan Meral, “Aşı, vücuda verildiğinde herhangi bir hastalık ya da bir zarar oluşturmadan organizmayı birtakım enfeksiyon hastalıklarına karşı koruyor. Ne kadar çok insan aşılanmışsa, toplumda vahşi virüsün ya da mikrobun dolanması o kadar azalıyor. Toplumda bu hastalıkların görülme sıklığı azaldıkça, bu hastalıkların getireceği sakatlıklar, iş gücü kaybı gibi &nbsp;birtakım problemlerde azalıyor. Aşı sadece çocuğun kendi sağlığı için değil yaşadığı toplum, hatta dünya için son derece önem taşıyor” diyerek sözlerini noktaladı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 May 2024 14:36:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/05/asilar-olum-riskini-azaltiyor-cocukluk-cagi-asilari-kalkan-oluyor-1716809817.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Z kuşağının sebat etme becerisi yok!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/z-kusaginin-sebat-etme-becerisi-yok-3624</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/z-kusaginin-sebat-etme-becerisi-yok-3624</guid>
                <description><![CDATA[Z kuşağıyla birlikte teknolojinin çok daha yaygınlaştığı, aktif kullanıldığı ve bilgiye erişimin kolay ve zahmetsiz olduğunu kaydeden uzmanlar, bu teknolojik olanaklar içerisinde büyüyen neslin sebat etme becerilerinin de düşük olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Z kuşağıyla birlikte teknolojinin çok daha yaygınlaştığı, aktif kullanıldığı ve bilgiye erişimin kolay ve zahmetsiz olduğunu kaydeden uzmanlar, bu teknolojik olanaklar içerisinde büyüyen neslin sebat etme becerilerinin de düşük olduğunu söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, çocuklara istediğini alma, zahmetsiz sonuç alma ve bunun sonuçlarını değerlendirdi.</p>

<p>Zahmetsiz sonuç almanın; çocukların çaba harcamadan istedikleri sonucu elde etmeyi beklemeleri haline gelebildiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, “Bu da hedef belirlemede veya koydukları hedefe ulaşabilmek için gerekli olan azim, sabır ve çalışma düzenlerinin oluşmasını zorlaştırabiliyor. Özellikle Z kuşağıyla birlikte teknolojinin çok daha yaygınlaştığı, aktif kullanıldığı ve bilgiye erişimin kolay ve zahmetsiz olduğu biliniyor. Bu teknolojik olanaklar içerisinde büyüyen neslin sebat etme becerilerinin de düşük olduğu söylenmekle birlikte her kişinin bireysel özelliklerinin ve ihtiyaçlarının da farklı olduğu göz ardı edilmemeli.” dedi.</p>

<p><strong>ÇOCUĞA HER İSTEDİĞİNİ ALMAK DOĞRU MU?</strong></p>

<p>“Çocuğa her istediğini hemen o an almak doğru değildir. Çocuğun sebat etmesini, beklemesini ve istediği şey için çalışmasını beklemek en doğrusu olacaktır.” diyen Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, istediğinin hemen alınmasının çocuğun sabırla beklemesini, ihtiyaç hiyerarşisini oluşturmasını, önceliklerini belirleme ve strateji geliştirerek hedefe yönelme gibi kazanımlarını sekteye uğratabildiğini anlattı.</p>

<p>Hızla akıp giden bu çağda; talep edilen şeyin kıymetini anlamanın çocuğun özsaygısını da geliştiren önemli bir kavram olduğuna işaret eden Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, “Hemen almak yerine belli bir çaba, emek ve zaman sonunda almak önemli olandır. Her istediği yerine getirilen bir kişinin benmerkezci olacağı tahmin edilmekle birlikte; talepkar, sabırsız ve tahammülsüz olacağı da öngörülmekle birlikte herkesin bu şekilde olacağı yönünde bir genelleme yapmak oldukça yanlıştır çünkü bu durumlar yetiştirilme tarzı, bireysel faktörler ve sosyal çevreye de bağlı olarak şekilleniyor.” dedi.</p>

<p>Benmerkezci olarak yetiştirilen çocukların empati kurmakta ve diğer insanlarla ilişki kurmakta zorlanacağının ön görüldüğünü de dile getiren Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, duygusal anlamda dayanıklı olamayan ebeveynlerin çocuklarının talepleri ve ısrarları ile baş etmekte zorlandıkları için anlık çözüm olarak çocuklarına istediklerini alarak kısa yollu çözümleri benimsediklerini, bu durumun uzun vadede daha da zorlayıcı davranışlara evrimleşeceğini düşünmediklerini anlattı.&nbsp;</p>

<p>Çocuğun taleplerinin yaşı ile orantılı bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, “Her talebin belli bir gelişimin dönemi içerisinde yapılması oldukça önemlidir. Mesela ilkokula giden bir çocuğun son model telefon talebinin yaş ile değerlendirilmesi önerilmeli ve çocuğa beklemesine yönelik açıklamalar yapılmalıdır. Bunun yanı sıra; sebat etmesi gerektiği ve istediği bir şey için zaman ve para yönetimini sağlamaya yönelik telkinler ile çocuk yönlendirilmeli” diyerek sözlerini tamamladı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 26 May 2024 16:29:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/05/z-kusaginin-sebat-etme-becerisi-yok-1716730194.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tiroidiniz bulmacanın eksik parçası olabilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/tiroidiniz-bulmacanin-eksik-parcasi-olabilir-3582</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/tiroidiniz-bulmacanin-eksik-parcasi-olabilir-3582</guid>
                <description><![CDATA[Merck Türkiye, bu yıl Tiroid Haftası farkındalık çalışmaları kapsamında, çalışanlarının sağlığını ve iyi olma halini desteklediği ‘tiroid etkinliği’ ve doktor söyleşisi gerçekleştirdi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Toplumda oldukça yaygın görülen tiroid hastalıklarından; dünya çapında yaklaşık 350 milyon kişinin etkilendiği öngörülmektedir. Semptomları kolayca başka hastalıklarla karıştırılabildiğinden, tiroid fonksiyon bozukluklarının yıllarca fark edilmemesi mümkün olabilmektedir. Merck Türkiye, bu özel haftada çalışanlarına yönelik düzenlediği etkinliklerle dünya çapında oldukça yaygın olan tiroid fonksiyon bozukluğu ile ilişkili hastalıkların semptomlarını fark etmenin tanı ve tedavideki önemine dikkat çekti.</p>

<p><strong>Tiroid hastalıklarının semptomlarını fark edebilmek tanı ve tedavide çok önemli</strong></p>

<p>Amerikan Tiroid Derneği’ne göre; tiroid bozukluğu olan kişilerin tahmini olarak %60’ına henüz tanı konulmamıştır. Dünya çapında yüz milyonlarca insan, deneyimlediği semptomların nedenini bilmeden çeşitli sağlık sorunları yaşamaktadır. Bu nedenle, semptomları fark etmenin tiroid hastalıklarının tanı ve tedavisi için ilk önemli adım olduğunu unutmamak gerekir. Tiroid hastalığı olan bireylerde; istek dışı kilo alımı ya da kilo kaybı, anksiyete, sinirlilik ve gerginlik, sürekli yorgun hissetmek, uyku sorunu, kalp çarpıntısı, büyümüş tiroid bezi veya guatr (şişkinlik) gibi belirtiler ortaya çıkabilmektedir. Uzmanlar, belirtilen semptomları yaşayan kişilerin hekimlerine danışmalarını ve gerekli görüldüğünde hekim kontrolü altında tedavi edilmelerini önermektedir.</p>

<p><strong>Farkındalık haftasında Merck Türkiye çalışanları için tiroid kontrolü</strong></p>

<p>Merck Türkiye, Uluslararası Tiroid Federasyonu’nun global olarak belirlediği, bu yılın teması olan “Eksik Parça” (#missingpiece) farkındalık kampanyasına destek verdi. Farkındalık kampanyası semptomların farkında olunmasına ve ilgili testleri yaptırarak olası tiroid bozukluklarına karşı önlem alınmasına odaklanıyor. İki gün süren etkinlik çerçevesinde, Merck Türkiye çalışanlarına, gönüllülük esasına göre, kapsamlı kan tahlilleri, uzman hekim tarafından tiroid muayenesi ve tiroid bezi ultrason görüntülemesi yapıldı. Merck Türkiye ofisinde yapılan tiroid konulu söyleşide ise, tiroid hastalıkları konusunda farkındalığın artırılması hedeflendi. Söyleşi sırasında risk faktörleri, tiroid hastalıklarının teşhis ve tedavisi, rutin kontrollerin yaptırılması ve tiroid bozukluklarına karşı önlem alınması gibi konulara odaklanıldı. </p>

<p>Merck Türkiye Genel Müdürü <strong>Şehram Zayer</strong> konuyla ilgili “Merck olarak uzun yıllardır hem Türkiye’de hem de dünyada Tiroid tedavisi alanında çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bugün de Tiroid Farkındalık Haftası özelinde, tiroid bozukluklarına karşı önlem alabilmek adına çalışma arkadaşlarımızın sağlığını ve iyi olma halini desteklediğimiz bir etkinlik gerçekleştirmiş olmaktan mutluluk duyuyorum.” açıklamasında bulundu.</p>

<p><strong>Tiroid bulmacanızın eksik parçası olabilir</strong></p>

<p>Merck Türkiye, Tiroid Farkındalık Haftası kapsamında aynı zamanda sosyal medya üzerinden “Eksik Parça” adlı global farkındalık kampanyasına da destek verdi. Tiroid hastalıklarının teşhisinde karşılaşılan temel zorlukları net bir şekilde ortaya koyan kampanyada, hastalığın semptomlarının diğer rahatsızlıklarla karıştırılabileceğine dikkat çekiliyor. Kampanyada tiroid rahatsızlıkları nedeniyle yaşanabilecek sıkıntılar şöyle sıralanıyor: “Kilo veremiyor musunuz? Ruh haliniz değişken mi? Hamile kalmak için mücadele mi ediyorsunuz? Tiroidiniz bulmacanın eksik parçası olabilir.” Bu doğrultuda semptomları fark etmenin ve doğru tanı için uzman desteği almanın hastalığın teşhis ve tedavisi için önemli bir rol oynadığının altı çiziliyor. </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 May 2024 13:08:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/05/tiroidiniz-bulmacanin-eksik-parcasi-olabilir-1716631719.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanı dikkat çekti! Z kuşağının sebat etme becerisi yok gibi!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/uzmani-dikkat-cekti-z-kusaginin-sebat-etme-becerisi-yok-gibi-3579</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/uzmani-dikkat-cekti-z-kusaginin-sebat-etme-becerisi-yok-gibi-3579</guid>
                <description><![CDATA[Çocuğun taleplerinin yaşı ile orantılı bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, “Çocuğa her istediğini hemen o an almak doğru değildir. Çocuğun sebat etmesini, beklemesini ve istediği şey için çalışmasını beklemek en doğrusu olacaktır.” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, çocuklara istediğini alma, zahmetsiz sonuç alma ve bunun sonuçlarını değerlendirdi.</p>

<p><strong>Teknolojik olanaklar içerisinde büyüyen neslin sebat etme becerileri de düşük</strong></p>

<p>Zahmetsiz sonuç almanın; çocukların çaba harcamadan istedikleri sonucu elde etmeyi beklemeleri haline gelebildiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, “Bu da hedef belirlemede veya koydukları hedefe ulaşabilmek için gerekli olan azim, sabır ve çalışma düzenlerinin oluşmasını zorlaştırabiliyor. Özellikle Z kuşağıyla birlikte teknolojinin çok daha yaygınlaştığı, aktif kullanıldığı ve bilgiye erişimin kolay ve zahmetsiz olduğu biliniyor. Bu teknolojik olanaklar içerisinde büyüyen neslin sebat etme becerilerinin de düşük olduğu söylenmekle birlikte her kişinin bireysel özelliklerinin ve ihtiyaçlarının da farklı olduğu göz ardı edilmemeli.” dedi.</p>

<p><strong>Çocuğa her istediğini almak doğru mu?</strong></p>

<p>“Çocuğa her istediğini hemen o an almak doğru değildir. Çocuğun sebat etmesini, beklemesini ve istediği şey için çalışmasını beklemek en doğrusu olacaktır.” diyen Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, istediğinin hemen alınmasının çocuğun sabırla beklemesini, ihtiyaç hiyerarşisini oluşturmasını, önceliklerini belirleme ve strateji geliştirerek hedefe yönelme gibi kazanımlarını sekteye uğratabildiğini anlattı.</p>

<p><strong>Talep edilen şeyin kıymetini anlama çocuğun özsaygısını da geliştiriyor</strong></p>

<p>Hızla akıp giden bu çağda; talep edilen şeyin kıymetini anlamanın çocuğun özsaygısını da geliştiren önemli bir kavram olduğuna işaret eden Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, “Hemen almak yerine belli bir çaba, emek ve zaman sonunda almak önemli olandır. Her istediği yerine getirilen bir kişinin benmerkezci olacağı tahmin edilmekle birlikte; talepkar, sabırsız ve tahammülsüz olacağı da öngörülmekle birlikte herkesin bu şekilde olacağı yönünde bir genelleme yapmak oldukça yanlıştır çünkü bu durumlar yetiştirilme tarzı, bireysel faktörler ve sosyal çevreye de bağlı olarak şekilleniyor.” dedi.</p>

<p><strong>Benmerkezci olarak yetiştirilen çocuklar empati kurmakta zorlanıyor</strong></p>

<p>Benmerkezci olarak yetiştirilen çocukların empati kurmakta ve diğer insanlarla ilişki kurmakta zorlanacağının ön görüldüğünü de dile getiren Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, “Bu durum çocuğun okul yaşantısındaki zorlukların ve akran ilişkilerindeki zorlanmaların olacağını düşündürtmekle birlikte; onun her istediğini yapmaya gönüllü ve diğer yandan da sınır koymaya çalışan yetişkinlerin, öğretmenlerin veya ebeveynlerin olması çocuğun tutarsız tutumlara da maruz kalmasını sağlayacaktır. Ayrıca varsa akranları veya kardeşleri arasındaki ilişkinin de adaletsiz bir zeminde olma ihtimalini arttıracaktır.” diye bilgi verdi.</p>

<p><strong>Çocukken her istediği yerine getirilen biri iş hayatında sorun yaşar mı?</strong></p>

<p>Çocukken her istediği yerine getirilen ve bu tarz çocukluğa sahip olan yetişkinlerin iş hayatların ekip çalışmasına çok yatkın olmadıklarının görüldüğünü kaydeden Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, “Grup içerisinde görev ve sorumluluk almaktan kaçınma, zaman yönetimi ve ast üst ilişkisini yönetmede sorun yaşayacakları ön görülüyor.” dedi.</p>

<p><strong>Anlık çözüm olarak çocuklara istediklerini almanın sonuçları…</strong></p>

<p>Duygusal anlamda dayanıklı olamayan ebeveynlerin çocuklarının talepleri ve ısrarları ile baş etmekte zorlandıkları için anlık çözüm olarak çocuklarına istediklerini alarak kısa yollu çözümleri benimsediklerini, bu durumun uzun vadede daha da zorlayıcı davranışlara evrimleşeceğini düşünmediklerini anlatan Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, “Bununla birlikte özellikle kendi çocukluk dönemlerindeki yoksunlukları çocukları yaşamasın diye hemen o an yaparak veya alarak duygusal anlamda da kendilerini iyi geldiğini düşünseler dahi bunun uzun vadede yaratacağı sıkıntıları düşünmedikleri değerlendiriliyor.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Çocuğun talepleri yaşı ile orantılı bir şekilde değerlendirilmeli</strong></p>

<p>Çocuğun taleplerinin yaşı ile orantılı bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, “Her talebin belli bir gelişimin dönemi içerisinde yapılması oldukça önemlidir. Mesela ilkokula giden bir çocuğun son model telefon talebinin yaş ile değerlendirilmesi önerilmeli ve çocuğa beklemesine yönelik açıklamalar yapılmalıdır. Bunun yanı sıra; sebat etmesi gerektiği ve istediği bir şey için zaman ve para yönetimini sağlamaya yönelik telkinler ile çocuk yönlendirilmeli” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 May 2024 13:08:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/05/uzmani-dikkat-cekti-z-kusaginin-sebat-etme-becerisi-yok-gibi-1716631693.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Havalar ısındı, vakalar artıyor... Çocuk ishalinde sıvı kaybına dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/havalar-isindi-vakalar-artiyor-cocuk-ishalinde-sivi-kaybina-dikkat-3521</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/havalar-isindi-vakalar-artiyor-cocuk-ishalinde-sivi-kaybina-dikkat-3521</guid>
                <description><![CDATA[Çoğu ishal tablosu hafif geçiyor ve bir hafta içinde bağırsak düzeni normale dönüyor. Ancak özellikle 5 yaşın altındaki çocuklarda ishale kusmanın eşlik ettiği ve su içmesinin sağlanamadığı durumlarda vücutta oluşan sıvı kaybı hayatı tehdit edebilecek ciddi tablolar oluşturabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çoğu ishal tablosu hafif geçiyor ve bir hafta içinde bağırsak düzeni normale dönüyor. Ancak özellikle 5 yaşın altındaki çocuklarda ishale kusmanın eşlik ettiği ve su içmesinin sağlanamadığı durumlarda vücutta oluşan sıvı kaybı hayatı tehdit edebilecek ciddi tablolar oluşturabiliyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Baharın gelmesiyle birlikte çocuklar parklarda ve bahçelerde gönüllerince oynamanın keyfini yaşamaya başladı.</p>

<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İrem Bulut, ishalin en belirgin özelliklerinden biri iştahsızlık olsa da özellikle kusmanın da yaşandığı durumlarda vücutta sıvı kaybına daha fazla dikkat etmek gerektiğini&nbsp; belirtti. İshal geliştiğinde yapılan en önemli hata, çocukların sıvı alımı yerine yemek yemelerine odaklanmaları gerektiğini kaydeden Dr. Bulut, "Besin tüketimini arttırmaları için zorlanan çocukların kusma ve bulantı şikayetleri daha çok artmakta ve vücutta sıvı miktarının azalmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla ishal oluştuğunda çocuklar yemek yemeleri için zorlanmamalı ve mutlaka azar azar, sık sık su tüketmeleri sağlanmalıdır” uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>BAHAR VE YAZ AYLARINDA HIZLA ARTIYOR!</strong></p>

<p>Çocuklarda normale göre dışkılama sayısında artış ve kıvamının cıvık/sulu olması durumu ishal olarak tanımlandığını kaydeden Dr. İrem Bulut, çeşitli virüs, bakteri ve parazit enfeksiyonlarının yol açtığı ishal ani gelişen akut ishal ve uzun süreli devam eden kronik ishal olarak ikiye ayrıldığına dikkati çekerek, "Akut ishal; genellikle bir enfeksiyöz etkenin besinler veya temas yoluyla bulaşması sonucu oluşuyor. En yaygın görülen, genellikle virüslerin sebep olduğu ve gastroenterit tablosu olarak adlandırılan bu durum ortalama 7-10 gün sürüyor. Kronik ishal ise 14 günden uzun sürüyor ve altta yatan enfeksiyon dışı nedenlerin de mutlaka araştırılması gerekiyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İrem Bulut, akut gastroenterit ishalin enfeksiyon etkenlerinin artış gösterdiği bahar ve yaz aylarında zirve yaptığına işaret ederek,&nbsp; “Havuz ve deniz gibi ortak su kaynaklarının kullanılması, park ve bahçelerde daha fazla zaman geçirme sonucu el-ağız-yüzey temasının çocuklarda yoğunlaşması bu artışa katkıda bulunmaktadır. Ayrıca sıcak ortamda özellikle toplu tüketilen yiyecek-içeceklerde bakterilerin çoğalması da ishalin gelişimini kolaylaşmaktadır” dedi.</p>

<p><img height="750" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1716532718-3-1716560238-619.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>EN BÜYÜK RİSK VÜCUTTA SIVI KAYBI!</strong></p>

<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İrem Bulut, ishalde özellikle de akut döneminde en büyük riskin sıvı kaybı olduğu uyarısında bulundu. Bultu, “Vücutta sıvı kaybı oluştuğunda tedavide gecikilirse beyin-böbrek-karaciğer gibi hayati organların kanlanması bozulabilmektedir. Bunun sonucunda böbrek yetersizliği, dolaşım bozukluğu, hatta şok gibi hayati risk içeren tablolar oluşabilmektedir” dedi.</p>

<p>Dr. Bulut, vücutta sıvı kaybında çocukta görülen belirtileri ise şöyle özetledi:</p>

<p>“İdrar renginde koyulaşma, idrar sıklığının azalması, halsizlik ve uyku hali gibi sorunlar gelişmektedir. Bunların yanı sıra göz kürelerinin çökmesi,&nbsp;&nbsp; cildin ve ağız içinin kuruması, ciltte alacalı görünüm ve soluklaşma, kalp atışlarında hızlanma ile gözyaşının azalması, sıvı kaybının dikkat çekici özelliklerini oluşturmaktadır.”&nbsp;&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 24 May 2024 22:58:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/05/havalar-isindi-vakalar-artiyor-cocuk-ishalinde-sivi-kaybina-dikkat-1716580717.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tansiyon kontrolüne 6 ’doğal’ öneri</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/tansiyon-kontrolune-6-dogal-oneri-3434</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/tansiyon-kontrolune-6-dogal-oneri-3434</guid>
                <description><![CDATA[Halk arasında yüksek tansiyon olarak da bilinen hipertansiyon, kalp ve damar sağlığını tehdit eden önemli bir sağlık sorunu. Kan basıncının çeşitli koşullar altında zaman zaman kısa sürelerle normalin üzerine çıkması doğal.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında yüksek tansiyon olarak da bilinen hipertansiyon, kalp ve damar sağlığını tehdit eden önemli bir sağlık sorunu. Kan basıncının çeşitli koşullar altında zaman zaman kısa sürelerle normalin üzerine çıkması doğal.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, dünyada 1,13 milyar insanın hipertansiyon hastası olduğu ve bu kişilerin üçte ikisinin düşük ve orta gelirli ülkelerde bulunduğu tahmin edildiğini söyledi.&nbsp;&nbsp;</p>

<p>Dünyada her yıl 7 milyona yakın kişinin hipertansiyonla ilişkili sorunlar sonucunda yaşamını yitirdiğini dile getiren Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Hipertansiyonu kontrol altına alabilmek için bazı besin desteklerinden yararlanılabilir. Besin destekleri hipertansiyon dahil olmak üzere pek çok rahatsızlığı iyileştirmeye yardımcı olabiliyor. Hap, kapsül, tablet veya sıvı formda olabilen besin destekleri; vitaminler, mineraller, bazı bitkiler, amino asitler veya bu maddelerin parçaları olarak sıralanabilir. Fakat besin desteklerinin bir takviye güç olduğunu dolayısıyla yiyeceklerin veya ilaçların yerine geçemeyecekleri unutulmamalı” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Prof. Dr. Nevrez Koylan, hipertansiyonla mücadelede 6 besin takviyesini paylaştı.</p>

<p><strong>Pancar:</strong> Sporcular genellikle egzersiz performansını artırmak için pancar takviyesi alırlar çünkü bu kök sebze kaslara kan akışını ve oksijen iletimini artırır ve kan basıncını düşürür.&nbsp;</p>

<p><strong>Sarımsak:</strong> Sarımsağın düşük kan basıncı ve kalp hastalığı riskini düşürmek gibi birçok faydası var. Diyete sarımsak eklemek, kan basıncını doğal yollarla düşürmeye yardımcı olabilir.&nbsp;</p>

<p><strong>Yeşil çay: </strong>Yeşil çay, sağlıklı kan basıncı seviyeleri de dahil olmak üzere çeşitli etkileyici sağlık yararları ile ilişkilidir. Araştırmalar yeşil çay takviyesi almanın yüksek seviyelerde olan ve olmayan kişilerde kan basıncını önemli ölçüde azahipertlttığını ortaya koyuyor.</p>

<p><strong>Zencefil:</strong> Bir başka araştırmaya göre ise 50 yaş ve altındaki kişilerde zencefil takviyelerinin 8 haftaya kadar olan süreyle günde 3 gram veya daha fazla dozda alınmasının kan basıncını önemli ölçüde düşürdüğü gözlemlenmiştir.</p>

<p><strong>C Vitamini:</strong> C vitamini, vücudumuzun birçok önemli süreç için ihtiyaç duyduğu suda çözünen bir besindir. Son araştırmalar C vitamini almanın kan basıncı seviyelerini önemli ölçüde düşürdüğünü gösteriyor. C vitamini eksikliği bulunanların tansiyon riski daha yüksek olabiliyor.</p>

<p><strong>D Vitamini:</strong> Araştırmalar yüksek D vitamini seviyesine sahip olan kişiler düşük seviyeye sahip olanlara kıyasla hipertansiyon riskinin yüzde 30’a kadar azaldığını tespit etmiştir. Bu nedenle, yüksek tansiyonu olan kişiler D vitamini seviyelerini kontrol ettirebilir ve buna göre de gerekirse takviye alabilir.</p>

<p><strong>Magnezyum:</strong> Magnezyum, kan basıncının düzenlenmesi de dahil olmak üzere birçok vücut fonksiyonu için kritik öneme sahip bir mineraldir. Araştırmalar, magnezyum takviyesinin kan basıncını düşürebileceğini ve yüksek tansiyona karşı koruma sağlayabileceğini gösteriyor.</p>

<p><strong>Potasyum: </strong>Potasyum, kan basıncını düzenlemek için bilinen en iyi besin takviyesi olabilir. Çalışmalar, gıda veya takviye yoluyla alımı artırmanın yüksek tansiyon seviyelerini düşürmeye yardımcı olduğunu gösteriyor.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 May 2024 16:36:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/05/tansiyon-kontrolune-6-dogal-oneri-1715866572.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yaz aylarının kabusu geri döndü</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/yaz-aylarinin-kabusu-geri-dondu-3352</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/yaz-aylarinin-kabusu-geri-dondu-3352</guid>
                <description><![CDATA[Havaların ısınması ile birlikte kenelerden bulaşan KKKA virüsü tehdidinin yeniden baş gösterdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Havaların ısınması ile birlikte kenelerden bulaşan KKKA virüsü tehdidinin yeniden baş gösterdi.</p><p><strong>Zübeyde ÖZLÜ / HERKES DUYSUN</strong></p>

<p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Bahar aylarının gelmesi ile birlikte özellikle Anadolu’da kene alarmı başladı. Bazı illerimizde ilaçlamalar başlarken kene ısırması konusunda Herkes Duysun’a açıklamalarda bulunan Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Alpay Azap, açık alanlarda gezintiye çıkanları dikkatli davranmaları yönünde uyardı.</p>

<p><img height="537" src="https://www.herkesduysun.com/static/b4/b4e5ebfec96d786266fb89222eb86c67-1715065617-99.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>“KENE TUTUNMASININ KENDİNE AİT BELİRTİSİ YOK”</strong></p>

<p>Kene tutunmasının kendine ait bir belirtisi olmadığının altını çizen Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Alpay Azap, “Keneler ısırırken tükürüklerinde salgıladıkları ağrı kesici madde salgılıyorlar. Kene ısırığı demek doğru olmaz çünkü kenelerin dişi yoktur. O yüzden ‘ısırmak’ yanlış bir ifade oluyor. O yüzden ‘tutunma’ demek lazım. Keneler tutunup kan emiyorlar. Bu durumu insanlar hissetmezler. Dolayısıyla herhangi bir ağrı, yanma gibi belirtiler olmaz. Ağrı hissetmedikleri için genellikle gözle muayene sırasında tesadüfen fark edilir. Fark edilen kene bünyesinde enfeksiyon taşıyorsa o enfeksiyona bağlı bulgular ortaya çıkar. Hastalığın kuluçka süresine bağlı olarak aradan günler, haftalar geçmesi gerekir. Dolayısıyla kene tutunmasının kendine ait bir belirtisi olamaz.” dedi.</p>

<p><img height="342" src="https://www.herkesduysun.com/static/ke/kene-748x341-1715065614-464.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>KENE TUTUNMASI GÖZLEMLENDİĞİNDE NE YAPILMALIDIR?</strong></p>

<p><strong>Kene tutunmasının erken fark edilmesinin önemine değinen Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Alpay Azap, şu ifadeleri kullandı:</strong></p>

<p>“Kene eğer bir hastalık taşıyorsa ve ne kadar uzun süre tutunmuş kalırsa hastalık gelişme olasılığı da o kadar artar. Bu nedenle kenenin olabildiğince çabuk çıkarılması gerekmektedir. Dolayısıyla da erken fark etmek önemlidir. Bu nedenle kene tutunması olasılığı olan aktiviteler yapıldıysa (piknik, bahçede çalışmak…) eve döndükten sonra ya da orada bulunulan zamanda açıkta kalan vücut bölgelerini ara sıra gözden geçirmek gerekmektedir. Keneyi tutmak için bir cımbız veya pens gibi bir alet kullanılmalıdır. Bunun dışında el ile çıkarmak da mümkün ama çıplak elle çıkarırken kene ezilir ve kenenin emdiği kan ve dolayısıyla kenenin vücudundaki mikropta o sırada insana bulaşabilir. Bu yüzden çıplak elle tutmamak lazım. Bir bez paçası ile olabilir, bir pantolon gömlek düğmesini sökülüp onun ipiyle bir kement yapılıp cilde tutunduğu yerden çekilip çıkarılabilir. Tüm bunlar dışında bir sağlık kuruluşuna da başvurulabilir.”&nbsp;</p>

<p><img height="422" src="https://www.herkesduysun.com/static/ke/kene-aa-1853209-1715065611-11.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>“KENENİN ÜZERİNE KİMYASAL MADDE UYGULANMAMALI”</strong></p>

<p>Kenenin üzerine kimyasal maddelerin uygulanmaması gerektiğini önemle vurgulayan Azap, “Kene tespit edilirse de sadece mekanik yolla çıkarılmalıdır. Kenenin üzerine hiçbir kimyasal madde uygulanmamalı. Örneğin kolonya, alkol, bazen zeytinyağı, salça, gres yağı, benzin, mazot, sigara izmariti gibi şeyler uygulanıyor. Bu tür şeyleri asla yapmamak gerekir. Çünkü bu kenenin midesinin bulanmasına yol açarak kusmasına sebep olacaktır. Eğer kene kusarsa çok yoğun bir mikroorganizma enjekte eder. O yüzden keneyi kusturmadan tamamen mekanik yolla vücuttan çıkarılmalıdır.” dedi.</p>

<p><img height="422" src="https://www.herkesduysun.com/static/ke/kene-2075722-1715065606-505.jpeg" style="width: 750px; height: 422px;" width="750" /></p>

<p><strong>“KENELER BEN İLE KARIŞTIRILIYOR”</strong></p>

<p>Yavru kenelerin ben ile karıştırıldığını söyleyen Prof. Dr. Alpay Azap, “Keneler küçük hayvanlar olduğu için ben ile karıştırılıyor. Özellikle kenenin larva ve nimf formları (yavru) küçük oldukları için dikkat çekmeyebilirler.” şeklinde konuştu.&nbsp;</p>

<p><img height="501" src="https://www.herkesduysun.com/static/ke/kene-isirmalarina-karsi-tedbirinizi-alin-20200619102317-1715065602-570.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>“İLK 10 GÜN ÇOK ÖNEMLİ”</strong></p>

<p><strong>İlk 10 günün oldukça önemli olduğuna dikkat çeken Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Alpay Azap, sözlerine şöyle devam etti:</strong></p>

<p>“Kene tutunmuş olan kişilerin kendilerini hastalıklara karşı özellikle de Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığına karşı yakın takip etmeleri gerekmektedir. Ateş, yaygın kas- eklem ağrısı, baş ağrısı, bulantı kusma gibi belirtiler kene çıkarıldıktan sonraki ilk 10 günde ortaya çıkar. İlk 10 gün bu belirtiler açısından uyanık ve dikkatli olmak önerilir. Eğer bu belirtilerden herhangi biri olursa da en kısa sürede bir sağlık kuruluşuna gitmeleri gerekir.”</p>

<p><img height="498" src="https://www.herkesduysun.com/static/ke/kene-1715065599-111.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>“KKKA KALICI BİR HASARA NEDEN OLABİLİR”</strong></p>

<p>Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığının kişide kalıcı bir hasara neden olabileceği belirten Prof. Dr. Azap, “Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) dediğimiz hastalık yüzde 5 ölüm riski taşıyan dolayısıyla bu önemli bir orandır. Eğer geç tanı konulmuşsa, hastalık ilerlemiş ve kanamalar başlamışsa ölüm olasılığı yüzde 25’e kadar çıkıyor. Kanama olmuş kişiler iyileştiklerinde de bazı organ hasarları kalıcı hale gelmiş olabiliyor. Örneğin böbrek yetmezliği ya da vücudun farklı yerlerinde oksijensiz kalmasına bağlı olarak dokuların hasarları olabiliyor. Onların düzelmesi de ayları bulabiliyor. Bazen de hiç düzelmeyip kalıcı olabiliyor.” ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 07 May 2024 15:01:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/05/yaz-aylarinin-kabusu-geri-dondu-1715083311.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yanlış diyetlere dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/yanlis-diyetlere-dikkat-3325</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/yanlis-diyetlere-dikkat-3325</guid>
                <description><![CDATA[İnsanların çok kısa bir sürede hızlı şekilde kilo vermeyi hedeflediklerinde çok yanlış diyetlere yöneldiklerini kaydeden uzmanlar, zayıflama hedefiyle başlanılan süreçte uygulanan yanlış listeler, yetersiz ve dengesiz beslenmenin temeline dayalı zayıflama listeleri obeziteyi de beraberinde getirdiğini belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnsanların çok kısa bir sürede hızlı şekilde kilo vermeyi hedeflediklerinde çok yanlış diyetlere yöneldiklerini kaydeden uzmanlar, zayıflama hedefiyle başlanılan süreçte uygulanan yanlış listeler, yetersiz ve dengesiz beslenmenin temeline dayalı zayıflama listeleri obeziteyi de beraberinde getirdiğini belirtti.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Müge Arslan, hızlı zayıflama ve şok diyetler konusunu değerlendirdi.</p>

<p>Doç. Dr. Müge Arslan, yanlış diyetlerin aslında kilo alımını tetikleyebileceği ve sağlığı olumsuz etkileyebileceğini ifade ederek, dengesiz beslenme ve hızlı kilo verme hedeflerinin, çoğu zaman beklenmeyen sonuçlara yol açabildiğini dile getirdi.</p>

<p>Yeterli ve dengeli beslenme; insanın vücudunun alması gereken enerji, makro ve mikro besin ögelerinin yani karbonhidratın da proteinin de yağın da vücudun ihtiyacı olduğu miktarlarla vücuda alınması olduğunu belirten Doç. Dr. Arslan, "İnsanlar çok kısa bir sürede hızlı bir şekilde kilo vermeyi hedeflediklerinde çok yanlış diyetlere yöneliyorlar. Zayıflama hedefiyle başladıkları bu süreçte tam tersi bir etki oluyor ve çok fazla kilo alıyorlar. Uygulanan yanlış listeler, yetersiz ve dengesiz beslenmenin temeline dayalı zayıflama listeleri obeziteyi de beraberinde getiriyor.” dedi.</p>

<p><img height="467" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1714728742-m-ge-arslan-1714751169-336.jpeg" width="750" /></p>

<p>Diyetler konusunda sosyal medyada çok ciddi bir bilgi kirliliği var olduğunu kaydeden Doç. Dr. Müge Arslan, diyetisyenlere birçok kanaldan ulaşılabileceğini ama bu işin eğitimini almamış insanların yanlış bilgiler verdiklerini belirterek, “Ciddi yetersiz ve dengesiz beslenmeye paralel olarak sistem bozuklukları ve paralelinde birçok sağlık sorunları olabiliyor.” diye konuştu.</p>

<p><strong>KORE DİYETİNİ ÖNERMİYORUM</strong></p>

<p>“Beslenme tarihine bakıldığında her dönem popüler diyet listeleri gündeme geliyor.” diyen Doç. Dr. Müge Arslan,&nbsp; Kore diyetinin de kesinlikle önermediğini söyledi.</p>

<p>Kore diyeti denilen diyet sıvının ağırlıklı olduğunu belirten Arslan, "Meyve ve sebzenin ağırlıklı olduğu diyettir ya da protein ağırlıklı diyetler var. Bunların hiçbiri sağlık açısından kabul edilebilir diyetler değillerdir. Kesinlikle önermiyoruz. Önemli olan yeterli ve dengeli beslenme temelinde sağlıklı kilo vermek. Popüler diyetlerin başarısız olmasındaki neden uygulanabilir olmaması. Çünkü her diyet, hazırlanan her beslenme listesi bireyin parmak izi gibidir, o kişiye özeldir. Bireye uygun hazırlanmamış listeler olmalı. Bizim sağlıklı beslenme dediğimiz aslında öğün atlamadan beslenmedir.” diye konuştu.</p>

<p><strong>EKMEKSİZ BİR LİSTE DOĞRU MU?</strong></p>

<p>Acaba kilo alacak mıyım korkusuyla hapishane hayatıyla beslenmenin doğru olmadığına işaret eden Doç. Dr. Müge Arslan, yeterli ve dengeli beslenmede içerisinde karbonhidrat, protein ve yağı da barındıran listelerin olduğunu, ekmek de bir karbonhidrat çeşidi olduğu için ekmeksiz bir listenin söz konusu olmadığını söyledi. Doç. Dr. Müge Arslan, “Ekmeğin türü çok önemli. Beyaz ekmek önermiyoruz çünkü glisemik indeks kavramı söz konusu oluyor. Şeker miktarı yüksek besinler önerilmiyor. Ama ekmeksiz liste de kesinlikle önermiyoruz. Bu tarz şeyleri de doğru bulmuyoruz. Ekmek olabilir ama miktarı önemli. Ekmek yemiyorum diyen bir insana da zorla ekmek vermek de doğru değil. Onun da muadilleri var. Çorba tüketebilir, pilav tüketebilir ama bulgur pilavı tercih edilmesinden yanayız. Tek besin grubu ve yasakların olduğu listelerle bir yere kadar gidilebiliyor ve verilen kilo da kilo kaybı olmuyor, su kaybı oluyor. Sonra fazlasıyla tekrar geri alınıyor.” diye anlattı.</p>

<p><strong>ŞOK DİYETLERE DİKKAT!</strong></p>

<p>Şok diyetlerin kilo değil su kaybına neden olduğunu ifade eden Doç. Dr. Müge Arslan, “Sauna etkisi gibi düşünün. Saunaya girip çıktığınızda iki kilo daha düşük çıkarsınız ve kilo verdim diyemezsiniz çünkü su kaybıdır. Şok diyetlerin etkisi de bu. Kısa sürede hızlı bir şekilde tartıdaki o rakamın düşmesini hedef alan şeylerdir. Şok diyetler kesinlikle uygulanmaması gereken diyetlerdir.” diye vurguladı.</p>

<p>Doç. Dr. Müge Arslan, “Vücut bir makine aslında, içeriye verdiğinizin çalışma şekliyle yaşamınızı devam ettiriyorsunuz. Bunun için de o dengeye çok dikkat etmeniz gerekiyor.” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 04 May 2024 13:10:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/05/yanlis-diyetlere-dikkat-1714817432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Glütensiz beslenme sağlıklı mı?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/glutensiz-beslenme-saglikli-mi-3260</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/glutensiz-beslenme-saglikli-mi-3260</guid>
                <description><![CDATA[Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, glütensiz beslenme konusunda bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, glütensiz beslenme konusunda bilgi verdi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Son yıllarda glütensiz paketli ürünlerin ve glutensiz unların sağlıklı olduğuna dair medyada oluşturulan algının gerçeği yansıtmadığını vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Bu daha çok bir pazarlama stratejisidir. Çünkü glutensiz ürünlerin çoğu işlenmiş unlardan yapılır. Glütensiz buğday unu normal unlara göre daha çok işlenmiştir.” dedi.</p>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, glutenin; buğday, arpa, çavdar gibi tahıllarda bulunan bir bitkisel protein olduğunu ifade ederek, “Çölyak hastalarında gluten ince bağırsaklarda alerjik bir etki gösterir ve bağırsakların doğal yapısının bozulmasına sebep olur. Gluten bu bireylerde karın ağrısı, ishal, kabızlık, baş ağrısı gibi semptomlara sebep olur. Bu nedenle bu hastalar hayat boyu glutensiz diyet uygularlar.” dedi.</p>

<p><strong>GLÜTENSİZ DİYETİ UYGULAMAK BESLENMEYE GÖRE DAHA ZOR</strong></p>

<p>Yapılan son araştırmaların irritabl bağırsak sendromu, otizm, fibromiyalji gibi otoimmün hastalıklarda, glutensiz diyetlerin olumlu sonuçlar gösterebildiğini belirttiğini kaydeden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Günümüz şartlarında glutensiz bir diyeti uygulamak maddi ve sosyal açıdan normal beslenmeye göre daha zordur. Çünkü sağlıklı ürüne ulaşmak ekstra bir çaba gerektirir. Eğer glutensiz bir diyet uyguluyorsanız, patates, pirinç, glutensiz unlar yerine posa içeriği yüksek ve içeriğinde doğal olarak gluten bulunmayan karabuğday, amarant, kinoa gibi tahıllar ve kurubaklagiller ve unlarını (nohut unu gibi) tüketmek çok daha sağlıklı olacaktır.” diye konuştu.</p>

<p>Yiğit, glütensiz ürünlerin çoğunun işlenmiş unlardan yapıldığını belirterek, "Glütensiz buğday unu normal unlara göre daha çok işlenmiştir, B vitaminleri, folik asit ve posadan daha fakirdir. Üstelik glisemik indeksleri yani kan şekerini yükseltme hızları beyaz una göre daha yüksektir. Ayrıca glütensiz ürünlerin tatlarını güzelleştirmek için daha fazla şeker ve yağ ilave edilebilmektedir. Bu nedenle bu ürünleri satın alırken özellikle etiketleri dikkatli incelenmelidir" dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 28 Apr 2024 16:35:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/04/glutensiz-beslenme-saglikli-mi-1714311302.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kocaeli Gebze’ye sağlık müjdesi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/kocaeli-gebzeye-saglik-mujdesi-3202</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/kocaeli-gebzeye-saglik-mujdesi-3202</guid>
                <description><![CDATA[Gebze’deki sağlam işlerin mimarı Belediye Başkanı Zinnur Büyükgöz müjdeyi duyurdu; ; İlyasbey Sağlıklı Yaşam Merkezi kompleksindeki ağız ve diş polikliniğinde hasta kabulüne başlandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gebze’deki sağlam işlerin mimarı Belediye Başkanı Zinnur Büyükgöz müjdeyi duyurdu; ; İlyasbey Sağlıklı Yaşam Merkezi kompleksindeki ağız ve diş polikliniğinde hasta kabulüne başlandı.</p><p><strong>KOCAELİ (İGFA) - </strong>Sağlam işlerin mimarı Gebze Belediye Başkanı Zinnur Büyükgöz müjdeyi duyurdu; İlyasbey Sağlıklı Yaşam Merkezi kompleksindeki ağız ve diş polikliniğinde hasta kabulüne başlandı.</p>

<p></p>

<p>Yapımı Gebze Belediyesi tarafından tamamlanarak hizmete açılan İlyasbey Sağlıklı Yaşam Merkezi kompleksi bünyesindeki ağız ve diş polikliniğinde hasta kabulüne başlandı. İlyasbey Sağlıklı Yaşam Merkezi’ni ziyaret ederek İlçe Sağlık Müdürü İlhan Kadıoğlu ile birlikte incelemelerde bulunan Gebze Belediye Başkanı Zinnur Büyükgöz yaptığı açıklamada, “Değerli hemşerilerim, sizleri bir hizmet müjdesi ile buluşturmak istiyorum. İlyasbey Sağlıklı Yaşam Merkezi içerisinde yer alan 14 ünitelik ağız ve diş sağlığı birimimiz sizlerle buluştu. Kentsel dönüşüm programı kapsamında inşa ettiğimiz İlyasbey Sağlıklı Yaşam Merkezi Gebze için de bir ilki de bünyesinde barındırmış oldu. Kentimizde ilk defa yer alan ağız ve diş polikliniği de bu vesileyle sizlerin hizmetine sunmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Gebze’mize hayırlı uğurlu olsun diyorum” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 26 Apr 2024 15:23:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/04/kocaeli-gebzeye-saglik-mujdesi-1714134206.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Keten tohumunun inanılmaz faydaları...</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/keten-tohumunun-inanilmaz-faydalari-3201</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/keten-tohumunun-inanilmaz-faydalari-3201</guid>
                <description><![CDATA[Uzman Diyetisyen Rıdvan Arslan, keten tohumunun inanılmaz faydaları hakkında bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Uzman Diyetisyen Rıdvan Arslan, keten tohumunun inanılmaz faydaları hakkında bilgiler verdi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Keten tohumu olarak da bilinen keten tohumu, bilimsel olarak Linum usitatissimum olarak bilinen keten bitkisinin tohumu olduğuna dikkati çeken&nbsp; Diyetisyen Rıdvan Arslan, keten tohumu küçük, kahverengi veya altın renkli tohumlardır ve genellikle sağlığa faydaları nedeniyle tüketildiğine dikkati çekti.</p>

<p>keten tohumunun diyet lifi, omega-3 yağ asitleri (alfa-linolenik asit), lignanlar ve çeşitli vitamin ve mineraller dahil olmak üzere çeşitli besinler açısından zengin olduğunu ifade eden Arslan, özellikle yüksek omega-3 yağ asidi içeriği ile bilindiği ve çok sayıda sağlık yararı ile ilişkili olduğuna vurgu yaptı. Bunlar arasında kalp hastalığı riskini azaltmak, kolesterol seviyelerini düşürmek, yüksek lif içeriği nedeniyle sindirim sağlığını iyileştirmek ve potansiyel olarak belirli kanser türlerinin riskini azaltmak yer aldığını kaydeden Arslan, "Kilo yönetimini destekleme potansiyelleri nedeniyle de popülerdirler" dedi.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/zz/zzzz-ridvan-arslan-diyetisyen-1714120319-514.png" width="750" /></p>

<p>Arslan, keten tohumunun inanılmaz faydalarını şöyle sıraladı:</p>

<p><strong>Kalp Sağlığı: </strong>Keten tohumundaki omega-3 yağ asitleri, özellikle alfa-linolenik asit (ALA), kötü kolesterol seviyelerini düşürerek ve kan basıncını azaltarak kalp hastalığı riskini azaltmaya yardımcı olabilir. Ayrıca arterlerdeki iltihaplanmayı azaltmaya da yardımcı olabilirler.</p>

<p><strong>Sindirim Sağlığı: </strong>Keten tohumu, sindirime yardımcı olabilecek ve düzenli bağırsak hareketlerini teşvik edebilecek çözünür ve çözünmez lif bakımından zengindir. Bu, kabızlığı önlemeye ve sağlıklı bir bağırsağı teşvik etmeye yardımcı olabilir.</p>

<p><strong>Kilo Yönetimi: </strong>Keten tohumundaki lif ve sağlıklı yağlar tok ve tatmin olmuş hissetmenize yardımcı olarak genel kalori alımını azaltabilir ve kilo yönetimine yardımcı olabilir.</p>

<p>Kanser Önleme: Bazı çalışmalar keten tohumundaki lignanların başta meme ve prostat kanseri olmak üzere belirli kanser türlerine karşı koruyucu etkileri olabileceğini düşündürmektedir. Kanser hücrelerinin büyümesini azaltmaya ve tümör oluşumunu engellemeye yardımcı olabilirler.</p>

<p><strong>Kan Şekeri Kontrolü</strong>: Keten tohumu kan şekeri seviyelerinin dengelenmesine yardımcı olabilir, bu da onları diyabetli veya diyabet geliştirme riski olan kişiler için potansiyel olarak faydalı hale getirir.</p>

<p><strong>Cilt ve Saç Sağlığı:</strong> Keten tohumlarındaki sağlıklı yağlar ve antioksidanlar daha sağlıklı cilt ve saçlara katkıda bulunabilir. Kuruluğu azaltmaya ve cildinizin ve saçınızın genel görünümünü iyileştirmeye yardımcı olabilirler.</p>

<p><strong>Kemik Sağlığı:</strong> Keten tohumu, sağlıklı kemiklerin korunması için önemli olan magnezyum ve fosfor gibi mineraller içerir. Kemik yoğunluğuna ve genel kemik sağlığına katkıda bulunabilirler.</p>

<p><strong>Anti-İnflamatuar</strong>: Keten tohumlarındaki omega-3 yağ asitleri, vücuttaki iltihaplanmayı azaltmaya yardımcı olabilecek ve potansiyel olarak artrit ve iltihaplı bağırsak hastalıkları gibi durumlara fayda sağlayabilecek anti-enflamatuar özelliklere sahiptir.</p>

<p><strong>Kolesterol Yönetimi:</strong> Keten tohumu, kalp hastalığı için bir risk faktörü olan kandaki LDL (kötü) kolesterol seviyelerini düşürmeye yardımcı olabilir.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 26 Apr 2024 15:23:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/04/keten-tohumunun-inanilmaz-faydalari-1714134201.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Her yıl 200 bin kişi kriz geçiriyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/her-yil-200-bin-kisi-kriz-geciriyor-3198</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/her-yil-200-bin-kisi-kriz-geciriyor-3198</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye'de kalp krizi nedeniyle her yıl yaklaşık 200 bin kişinin hayatını kaybediyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mutlu Güngör,  kalp krizi ve diğer kalp hastalıklarını önlemek için dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye'de kalp krizi nedeniyle her yıl yaklaşık 200 bin kişinin hayatını kaybediyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mutlu Güngör,  kalp krizi ve diğer kalp hastalıklarını önlemek için dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Kalp krizi, koroner arterler olarak bilinen kalbi besleyen damarların tıkanması sonucu, kalp dokusunun hasarı ile sonuçlanması şeklinde ifade ediliyor. Gelişen medikal ve girişimsel tedaviler, balon ve stent teknolojilerinin ilerlemesi kalp krizinde sağ kalımı artırıyor.</p>

<p><strong>SİGARA TANSİYONU YÜKSELTİYOR!</strong></p>

<p>Damar sertliğinin gelişmemesi ve kalp krizini önlemek için birtakım tedbirlerin alınması gerektiğini ifade eden Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mutlu Güngör, sigara, endotel olarak bilinen damarın iç yüzeyine hasar veriyor ve kanın akışkanlığını azaltarak kanda pıhtılaşmayı arttırdığını söyledi. "Bozulmuş bir endotelde, pıhtılaşmanın da artması ile beraber damarın tıkanma riski çok daha fazla oluyor" diyen Güngör, "Sigara ayrıca hem tansiyonu yükseltiyor hem de damarlarda büzülmeye sebep olarak yine endotel hasarına neden oluyor. Sigara kullanan hastalardaki damar sertliği çok daha yaygın oluyor. Bacak damar tıkanıklıkları da hemen hemen neredeyse sadece sigara içen hastalarda görülüyor. Sigara dışında alınması gereken bir diğer tedbir ise kan basıncı kontrolü. Damarın içindeki basınç ‘tansiyon’ olarak tanımlanıyor. Tansiyon ne kadar yüksekse damar iç yüzeyine olan travma da o kadar fazla oluyor. Bu nedenle kan basıncı yani tansiyonun mutlaka normal sınırlarda tutulması gerekiyor. Hipertansiyon, 130/80 mmhg üzeri değerleri ifade ediyor. Burada unutulmaması gereken konu, hem büyük hem de küçük tansiyonun normal sınırlarda olması. Bir değerin bile yüksek olması, hipertansiyon tanımı için yeterli oluyor. Hastadan hastaya değişmekle beraber genellikle 135/85 mmhg üzeri değerlerde medikal tedavi gerekliliği bulunuyor. Hayat tarzı değişikliği de tansiyon kontrolünde etkin oluyor. Tuzsuz diyet, düzenli egzersiz, kilo kontrolü de kan basıncı kontrolünde özellikle genç hastalarda medikal tedavi kadar etkin olabiliyor. Tansiyonla ilgili olarak unutulmaması gereken önemli bir nokta da, hipertansiyonun genellikle klinik şikayet yaratmadığıdır. O yüzden herhangi bir şikayet olmadığı halde ayda bir kez de olsa mutlaka tansiyon ölçümü yaptırmak, 130/80 mmhg üzeri durumlarda bir doktor muayenesi olmak gerekiyor” diye konuştu.</p>

<p><strong>BU RAHATSIZLIKLAR KALP HASTALIKLARI RİSKİNİ ARTIRIYOR!</strong></p>

<p>Kalp hastalıkları riskini artıran rahatsızlıkların teşhis ve tedavi edilmesinin önemini vurgulayan Doç. Dr. Mutlu Güngör, diyabetin&nbsp;bir diğer adıyla şeker hastalığı kalp damar tıkanıklıklarının en sık sebeplerinden biri olarak bilindiğini, kandaki fazla şeker, damar iç yüzeyinde birikerek damar sertliğine sebep olduğunu söyledi.</p>

<p>&nbsp;Düzenli hekim kontrollerinin kalp hastalıklarından korunmanın en önemli faktörlerden olduğunun altını çizen Doç. Dr. Güngör, “Kalp krizi geçiren hastaların büyük bir bölümü kriz öncesi önemli bir şikayet tanımlamıyor. Ayrıca kronik hastalıklar da uç organ hasarı gelişmeden önce klinik bulgu vermeyebiliyor. Dolayısıyla özellikle risk grubunda olan kişilerin yıllık kontrollerini mutlaka yaptırması gerekiyor. Postmenopozal (menopozdan sonraki dönem) kadınlar, kırk yaş üstü erkek hastalar, sigara kullanan kişiler ve diyabetik olan hastalarda bu kontroller çok daha fazla önem arz ediyor” ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 26 Apr 2024 15:23:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/04/her-yil-200-bin-kisi-kriz-geciriyor-1714134189.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Günde en az 2 su bardağı süt dişleri güçlendiriyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/gunde-en-az-2-su-bardagi-sut-disleri-guclendiriyor-3162</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/gunde-en-az-2-su-bardagi-sut-disleri-guclendiriyor-3162</guid>
                <description><![CDATA[Dişlerin çürüğe en yatkın olduğu dönem olan yeni sürme döneminde gerekli miktarda süt tüketilmesinin dişin yapısının güçlenmesine katkıda bulunduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, “Gerekli süt miktarı yaşa göre ortalama olarak 1-3 yaş 2,5 su bardağı daha büyük çocuklarda 2 su bardağıdır” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dişlerin çürüğe en yatkın olduğu dönem olan yeni sürme döneminde gerekli miktarda süt tüketilmesinin dişin yapısının güçlenmesine katkıda bulunduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, “Gerekli süt miktarı yaşa göre ortalama olarak 1-3 yaş 2,5 su bardağı daha büyük çocuklarda 2 su bardağıdır” dedi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Çocuk Diş Hekimi Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, sütün diş sağlığı için önemi hakkında bilgilendirdi.</p>

<p>Sütün yüksek oranda kalsiyum, fosfor gibi diş sağlığı için gerekli mineralleri içerdiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, “Süt proteinleri diş çürüklerinin önlenmesine ve dişlerin daha güçlü olmasına katkıda bulunur. Bazik bir yapıya sahiptir, çürüğe sebep olan asitlerin dengelenmesine yardımcı olur. İçeriğinde doğal olarak bulunan süt şekeri, çürük yapma özelliği düşük bir şeker türüdür. Süt hem diş hem de vücut sağlığı için gerekli bir gıdadır. Büyüme-gelişme çağındaki çocuklarda kemik gelişimini destekler. Vitamin ve mineral açısından zengindir. Dişlerin çürüğe karşı direnç kazanmasına yardımcı olur; ancak uzun süre dişlerin üzerinde kalırsa yine de çürüğe neden olabilir. Bu nedenle gece beslenmesi yapan bebekler dahil süt tüketiminden sonra dişlerin temizlenmesi gereklidir.” diye konuştu.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1713946195-ebnem-ko-an-1714027129-349.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>SÜT, DİŞİN ÇÜRÜĞE KARŞI DİRENÇLİ OLMASINA DA KATKIDA BULUNUYOR</strong></p>

<p>Sütün, diş gelişiminde gerekli mineralleri içermesinin yanı sıra yapısındaki proteinler sayesinde dişin çürüğe dirençli olmasına da katkıda bulunduğunu anlatan Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, “Dişlerin çürüğe en yatkın olduğu dönem olan yeni sürme döneminde gerekli miktarda süt tüketilmesi dişin yapısının güçlenmesine katkıda bulunur. Gerekli süt miktarı kişisel özelliklere göre değişebilmekle beraber yaşa göre ortalama olarak 1-3 yaş 2,5 su bardağı daha büyük çocuklarda 2 su bardağıdır." dedi.</p>

<p><strong>SÜT İÇME ALIŞKANLIĞI KAZANDIRMAK İÇİN SÜTÜN İÇİNE ŞEKER, BAL GİBİ GIDALAR EKLEMEYİN!</strong></p>

<p>Çocuklara süt içme alışkanlığı kazandırılması konusuna da değinen Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, “İlk 6 aylık dönemde bebek doğal olarak sadece anne sütüyle beslenir. Anne sütü bebeğin büyüme ve gelişmesi için gerekli olan bütün gıdaları içerir. 6 aydan sonraki dönemde sadece anne sütü bebek için yeterli gelmez ve ek gıdaya geçilmesi gerekir. Bu dönemde yavaş yavaş inek sütü tüketilmeye başlanır. Bazı çocuklarda süt alerjisi olabiliyor. Alerjisi olan çocuklarda süt tüketimi açısından ısrarcı olunmamalıdır. Süt içme alışkanlığı kazandırmak için sütün içine şeker, bal gibi gıdaların eklenmesi önerilmez. Şeker, bal ilave edilen sütler çürük oluşumuna neden olabilir. Dişler için ne kadar yararlı olsa da dişlerin üzerinde uzun süre süt kalması çürüğe neden olabilir. Bu nedenle süt tüketiminden sonra dişlerin fırçalanması gerektiği unutulmamalıdır.” diye konuştu.</p>

<p>Diş minesinin mineral içeriğinin çürüğe karşı dirençte önemli olduğunu da ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, “Özellikle yeni sürmüş daimi dişler ve süt dişlerinin mine yapısı, çürüğe daha dirençsizdir. Zamanla diş minesinde mineral birikimi olur ve direnç artar. Süt proteinleri minerallerin dişin yapısına daha kolay geçmesi için aracılık eder ve minenin mineral yapısının güçlenmesi için yardımcı olur.” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 25 Apr 2024 13:54:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/04/gunde-en-az-2-su-bardagi-sut-disleri-guclendiriyor-1714042443.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Rektum kanserinde hayat kurtaran gelişme</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/rektum-kanserinde-hayat-kurtaran-gelisme-3138</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/rektum-kanserinde-hayat-kurtaran-gelisme-3138</guid>
                <description><![CDATA[Dünya genelinde en yaygın görülen 3 kanser türünden biri olan rektum kanseri, ülkemizde 5’inci sırada yer alırken güzel haber tıp dünyasının, rektum kanserinin tanı ve tedavisi üzerine yaptığı çalışmalarla hastaların yüzünü güldüren dev adımlara imza atması oldu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde en yaygın görülen 3 kanser türünden biri olan rektum kanseri, ülkemizde 5’inci sırada yer alırken güzel haber tıp dünyasının, rektum kanserinin tanı ve tedavisi üzerine yaptığı çalışmalarla hastaların yüzünü güldüren dev adımlara imza atması oldu.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Rektum kanserinin tanı ve tedavisindeki gelişmeleri aktarmak amacıyla, geçtiğimiz günlerde Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi tarafından "Gastrointestinal Kanserin Tedavisindeki Gelişmeler” başlıklı bir sempozyum düzenlendi.&nbsp;</p>

<p>20 ülkeden yaklaşık 200&nbsp; hekimin yer aldığı uluslararası katılımlı sempozyumda rektum kanserinin tedavisindeki en yeni bilgiler masaya yatırıldı ve teknolojik gelişmeler aktarıldı.</p>

<p>Gastrointestinal Onkoloji Ünitesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erman Aytaç, söyleşide, erken tanı için risk faktörü olmasa bile herkesin 45 yaşında mutlaka kolonoskopi yaptırması gerektiğine dikkat çekti. Genetik risk faktörleri varsa tarama yaşının 15’e kadar düşebileceğini belirten Prof. Dr. Erman Aytaç,&nbsp; “Rektum kanserinin en sık nedeni olan polipler belirli bir zaman aralığında kanserleşir. Polip fazında iken belirgin bir semptom olmayabilir, bu nedenle tarama yapılması çok önemlidir. Günümüzde neredeyse tüm kolon polipleri kolonoskopik olarak çıkarılabilmektedir” dedi.</p>

<p><strong>TEDAVİYLE TAM ŞİFA SAĞLANABİLEN BİR KANSER TÜRÜ!</strong></p>

<p>Rektum kanseri erken teşhis&nbsp; ve tedavi edildiğinde tam şifa sağlanabilen bir kanser türü olduğunu belirten Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erman Aytaç, rektum kanserinde hastalık uzak organlara sıçramamış ise genellikle ilk seçenek olarak cerrahi tedaviye başvurulduğunu belirterek, “Ancak metastaz yapmayan hastalarda da bazı kemoterapiler veya özellikle ilaçlar kullanılabilmektedir. Metastaz varlığında tıkanıklık, kanama ya da perforasyon gibi bir durum yok ise sıklıkla kemoterapi ilk tedavi tercihi olmaktadır” diye konuştu. &nbsp;</p>

<p>Günümüzde&nbsp; rektum kanserinin tedavisinde son derece önemli gelişmeler yaşandığına işaret eden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erman Aytaç, “Örneğin eskiden ileri evrede tespit edildiği için ameliyat olamaz denilen uzak metastazlı hastalarda uygulanan yeni ilaç protokolleri ile tümör küçültülerek ameliyat olabilecek hale getirilmektedir” dedi. Cerrahi yöntemde son yıllarda ‘minimal invazif’ cerrahi olarak adlandırılan robotik ya da laparoskopik yöntemlerin kullanıldığını vurgulayan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erman Aytaç, “Her iki yöntem açık cerrahiye göre hızlı iyileşme, ameliyat sonrasında daha az ağrı ve hızlı bir şekilde normal hayata dönme avantajı sunmaktadır. Ayrıca robotik cerrahi ameliyat sırasında sunduğu iyi görüş ve manevra becerisi ile cerrah için çok daha konforlu ve başarı şansı yüksek bir ortam sağlamaktadır” bilgisini verdi.</p>

<p><strong>AMELİYATSIZ TEDAVİ SEÇENEKLERİ TARTIŞILIYOR!</strong></p>

<p>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Gastrointestinal Onkoloji Ünitesi’nden Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Leyla Özer, son yıllarda kanser tedavisinde çığır açan gelişmeler sayesinde rektum kanserinin daha iyi kontrol altına alınabildiğini vurguladı.&nbsp;</p>

<p>Günümüzde radyoterapi ve kemoterapinin birlikte ve daha uzun süre kullanımı ile tümörün hastaların bir kısmında tamamen kaybolabildiğinin gözlendiğine dikkat çeken Prof. Dr. Leyla Özer, “Bu oran yaklaşık olarak yüzde 20-25&nbsp; civarındadır. Radyoterapi ve kemoterapi sonrası tümörün kolonoskopi, MR ve PET ile tamamen kaybolduğu gösterildiği takdirde bu hastalarda ameliyatsız tedavi seçeneği tartışılabilmektedir” diye konuştu.&nbsp;&nbsp;</p>

<p>“Ancak bu bilgiden rektum kanserinin artık tamamen ameliyatsız tedavi edilebildiğine dair bir genelleme yapmak yanlış bir mesaj olur” uyarısında bulunan Prof. Dr. Leyla Özer, sözlerine şöyle devam etti: “Biz ameliyatsız tedavi tercihini özellikle rektumu korumanın mümkün olmadığı, ameliyat sonrası kalıcı stoma açılma ihtimali olan hastalarda radyoterapi ve kemoterapi sonrası tümörün tamamen kaybolduğu durumlarda tartışmayı doğru buluyoruz”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 25 Apr 2024 09:54:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/04/rektum-kanserinde-hayat-kurtaran-gelisme-1714028097.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Oyunlar çocukların en doğal hakkı!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/oyunlar-cocuklarin-en-dogal-hakki-3105</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/oyunlar-cocuklarin-en-dogal-hakki-3105</guid>
                <description><![CDATA[Oyunun çocukların gelişimleri ve öğrenmeleri için temel bir araç olduğunu kaydeden uzmanlar, oyunların, çocukların fiziksel, duygusal, sosyal ve bilişsel becerilerini geliştirmelerine olanak tanıdığını belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Oyunun çocukların gelişimleri ve öğrenmeleri için temel bir araç olduğunu kaydeden uzmanlar, oyunların, çocukların fiziksel, duygusal, sosyal ve bilişsel becerilerini geliştirmelerine olanak tanıdığını belirtti.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Uzman Klinik Psikolog S. Aybeniz Yıldırım, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla çocuklar için oyunun önemine vurgu yaptı.</p>

<p>Uzman Klinik Psikolog S. Aybeniz Yıldırım, oyunların, çocukların dünyasında hayati bir rol oynadığını ifade ederek, “Oyun çocukların gelişimleri ve öğrenmeleri için temel bir araç olarak kabul edilir. Oyun, çocukların fiziksel, duygusal, sosyal ve bilişsel becerilerini geliştirmelerine olanak tanır. Onlar için bir oyun, daha derin bir anlam taşır çünkü gelişimlerinin pek çok yönü, oyun aracılığıyla şekillenir. Çocuklar, oyunlar vasıtasıyla kendi dünyalarını keşfederler ve kendilerini ifade etmenin ilk yollarını bulurlar.” dedi.</p>

<p><strong>OYUN, ÇOCUKLARIN YAŞAMLARINDA TEMEL BİR PARÇA</strong></p>

<p>Çocuklar için oyunun, dünyayı keşfetme ve deneyimleme yolu olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog S. Aybeniz Yıldırım, “Oyun, çocukların hayal gücünü kullanmalarına, sosyal becerilerini geliştirmelerine ve duygusal olarak ifade etmelerine olanak tanır. Ayrıca, oyun çocukların stresi azaltmasına ve özgüvenlerini arttırmasına da yardımcı olabilir. Oyunun, çocukların yaşamlarındaki temel bir parça olduğu unutulmamalı.” diye konuştu.</p>

<p>Okul öncesi dönemde, çocuklar genellikle bireysel oyunları tercih edildiğini vurgulayan Yıldırım, oyunların, çocukların yaş ve gelişim düzeylerine göre farklılık gösterdiğine de dikkat çekti. Uzman Klinik Psikolog S. Aybeniz Yıldırım, “Okul öncesi dönemde, çocuklar genellikle bireysel oyunları tercih ederler. Bu dönemde, çocuklar genellikle yapboz yapma, boyama ve hamur oyunları gibi aktivitelerle meşgul olurlar. Okul çağındaki çocuklar ise genellikle arkadaşlarıyla birlikte oynadıkları oyunlara ilgi gösterirler. Bu dönemde, sosyal ilişkileri güçlendiren oyunlar ve strateji oyunları daha yaygındır.” dedi.</p>

<p>Oyuncak konusuna da değinen de oyuncakların çocukların farklı beceriler geliştirmelerine yardımcı olabileceğini anlatan Aybeniz Yıldırım, “Örneğin, yapbozlar çocukların el-göz koordinasyonunu ve problem çözme, bloklar ise çocukların inşa etme ve tasarım becerilerini geliştirebilir. Ayrıca, oyuncaklar çocukların hayal güçlerini ve yaratıcılıklarını da destekleyebilir. Bu konudan ebeveynlerin çocukların dijital oyun kullanımını sınırlamaları ve dengelemeleri önemli. Ayrıca fiziksel oyunlar çocukların motor becerilerini de geliştirebiliyor" diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 23 Apr 2024 17:41:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/04/oyunlar-cocuklarin-en-dogal-hakki-1713883285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Obezitenin çözümü obezite cerrahisinden geçiyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/obezitenin-cozumu-obezite-cerrahisinden-geciyor-3058</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/obezitenin-cozumu-obezite-cerrahisinden-geciyor-3058</guid>
                <description><![CDATA[Nev Esentepe Genel Cerrahi Gastroenteroloji Cerrahisi Bölümü’nden Doç. Dr. Ufuk Arslan, obezite cerrahisinin ne olduğu, kimlerin obezite cerrahisine uygun olup olmadığı ve obezite cerrahisinin çeşitleri hakkında açıklamalarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Nev Esentepe Genel Cerrahi Gastroenteroloji Cerrahisi Bölümü’nden Doç. Dr. Ufuk Arslan, obezite cerrahisinin ne olduğu, kimlerin obezite cerrahisine uygun olup olmadığı ve obezite cerrahisinin çeşitleri hakkında açıklamalarda bulundu.</p><p style="text-align: justify;"><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Obezite Cerrahisi bir diğer adıyla Bariatrik Cerrahinin, tüm yöntemleri denemesine rağmen kilo vermeyi başaramamış hastalarda son çare olarak uygulanan bir tedavi olduğunu ifade eden Doç. Dr. Ufuk Arslan, "Cerrahi yöntemler kalıcı kilo kontrolü sağlamayı hedefler. Obezitenin neden olabileceği ve hayatı tehdit edecek pek çok hastalık riskini ortadan kaldırır, kişinin yaşam kalitesini yükseltir. Hangi tedavi yönteminin uygulanacağına; kişinin yeme alışkanlıkları, obeziteye eşlik eden hastalıkları, mevcut kilosu doğrultusunda karar verilir. Obezite cerrahisinden sonra kişi hızlı bir şekilde kilo verir. Fakat elde edilen formun korunabilmesi için kişi, yaşam tarzı değişikliklerini kalıcı hâle getirmelidir" dedi.</p>

<p style="text-align: justify;"><img height="750" src="https://www.igfhaber.com/static/uf/ufuk-arslan-1713601585-233.jpeg" width="750" /></p>

<p style="text-align: justify;"><b>OBEZİTE CERRAHİSİ HERKES İÇİN UYGUN DEĞİL</b></p>

<p style="text-align: justify;">Obezite cerrahisinin herkes için uygun olmadığını belirten Doç. Dr. Ufuk Arslan, “Bariatrik cerrahi operasyonu sonrası, hayat tarzını değiştirmeyen ya da beslenme kurallarına uymayacak şekilde bilişsel bozukluk gösterebilecek kişiler, obezite tedavisi için uygun değildir. Obeziteye neden olmuş rahatsızlıkların tedavi edilebildiği hastalar, tedavi edilmemiş yeme bozukluğu olan kişiler, şiddetli derecede psikiyatrik hastalığı bulunanlar, portal hipertansiyon sahibi kişiler, ileri evrede kanser hastaları, hamilelik süreci içinde olan kişiler de obezite cerrahisine uygun değildir” dedi.</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><b>VÜCUT KİTLE İNDEKSİ 40 VE DAHA FAZLA OLAN KİŞİLER İÇİN UYGUN</b></p>

<p style="text-align: justify;">Doç. Dr. Ufuk Arslan, “Genel olarak bariatrik cerrahi için, vücut kitle indeksi 40 ve daha fazla olan kişiler için uygundur. Diyet ya da spor egzersizi yaparak kilo vermeye çalışan ve bunda başarısız olan kişiler, hormonsal dengesizlikler yaşayanlar; bariatrik cerrahiye uygun olabilir. 18 ila 56 yaş arası olan kişiler, vücut kitle indeksi, 40’ın üzerinde olan kişiler, obeziteye bağlı kalp, diyabet, uyku apnesi, yüksek kolesterol sorunu olan kişiler, 5 yıl süreyle obez olmuş ve diğer diyet, spor gibi alternatiflerden sonuç alamamış kişiler, uyuşturucu ve alkol bağımlılığı olmayan kişiler obezite cerrahisi tedavisi uygulanabilecek hasta tipidir” dedi.</p>

<p style="text-align: justify;"><img height="459" src="https://www.igfhaber.com/static/go/gorsel-1713601590-225.jpeg" width="750" /></p>

<p style="text-align: justify;"><b>OBEZİTE CERRAHİSİNDE KİŞİYE EN UYGUN OLAN YÖNTEM TERCİH EDİLMELİ</b></p>

<p style="text-align: justify;">Obezite cerrahisinde kişiye en uygun olan yöntemin tercih edilmesi gerektiğini belirten ve bu yöntemlerden bahseden Doç. Dr. Ufuk Arslan, “Tüp mide ameliyatı olarak da adlandırılan mide küçültme ameliyatı, cerrahi bir kilo verme uygulamasıdır. Bu tedavi tipik olarak laparoskopik olarak gerçekleştirilir. Tüp mide ameliyatı sırasında midenin yaklaşık %80'i çıkarılır ve geriye muz büyüklüğünde ve tüp şeklinde bir mide kalır. Mide botoksu ise midenin belirli bölgelerine endoskopik olarak Botulinum toksini enjekte etmeye dayanan bir kilo verme yöntemidir. Bu yöntemde mide kaslarının kasılması sınırlandırılarak mide boşalma zamanı geciktirilir ve hasta iştahsızlık yaşar böylece kilo kaybı sağlanır. Mide balonu da kilo vermeye yardımcı olmak için cerrahi olmayan bir müdahaledir. Tıbbi kullanıma uygun silikondan yapılmış, yumuşak, yuvarlak, şişirilebilir bir balon, ameliyata gerek kalmadan ağızdan midenin içine yerleştirilir. Mide içine yerleştirildikten sonra, boş balon sıvı ile doldurulur ve burada iştahı azaltmak ve yer kaplayarak tokluk hissini uzatmak için çalışır” dedi.</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><b>KİŞİLER, OBEZİTE CERRAHİSİ SONRASI NORMAL HAYAT AKTİVİTELERİNE 4-6 HAFTA İÇİNDE DÖNMEYE BAŞLAR</b></p>

<p style="text-align: justify;">Son olarak Doç. Dr. Ufuk Arslan, “Obezite cerrahisi, uygulanacak prosedüre göre 45 dakika ile 2-3 saatlik operasyonları içerir. Kilo verme ameliyatının ardından, yapılan operasyon türüne göre, 1 ila 3 gün hastanede yatma ihtiyacı duyulur. Cerrahi operasyon geçiren kişiler, normal hayat aktivitelerine 4-6 hafta içinde dönmeye başlar. Normal hayat standartlarına dönmek ve ameliyat sonrası yaşam tarzının ciddi şekilde değiştirilmesi için, uzun vadede diyet ve egzersiz programlarının, sıkı sıkıya takip edilmesi ve kontrollerin kaçırılmaması da önemlidir” diyerek sözlerine son verdi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 20 Apr 2024 20:31:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/04/obezitenin-cozumu-obezite-cerrahisinden-geciyor-1713634281.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlıklı beslenme demans riskini azaltıyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/saglikli-beslenme-demans-riskini-azaltiyor-3055</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/saglikli-beslenme-demans-riskini-azaltiyor-3055</guid>
                <description><![CDATA[Uzman Diyetisyen Didem Yıldız Küçük sağlıklı beslenmenin demans riskini azalttığını belirterek bilgilendirmede bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Uzman Diyetisyen Didem Yıldız Küçük sağlıklı beslenmenin demans riskini azalttığını belirterek bilgilendirmede bulundu.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Sağlıklı beslenme gerçekten de daha düşük demans riskiyle ilişkilidir ve bilişsel sağlık üzerinde olumlu bir etkiye sahip olabilir. Araştırmalar, bireyler yaşamlarının ilerleyen dönemlerinde daha sağlıklı bir diyet benimsemeye başlasalar bile, belirli beslenme düzenlerinin demans gelişme riskinin azalmasıyla bağlantılı olduğunu göstermiştir. Çalışmalar, her iki diyeti de en yakından takip eden kişilerin, etmeyenlere kıyasla demans riskinin daha düşük olduğunu göstermektedir. Örneğin, bu yıl BMC Medicine'de yayınlanan ve 60.000'den fazla kadın ve erkek üzerinde yapılan dokuz yıllık bir çalışmada Akdeniz usulü beslenen kişilerde bunama riskinin yüzde 23 daha düşük olduğu görülmüştür.</p>

<p></p>

<p><b>Demans riskinin azalması ile ilişkilendirilen sağlıklı bir diyetin temel bileşenleri şunlardır:</b></p>

<p><b>Meyve ve Sebzeler:</b>&nbsp;Meyve ve sebzeler açısından zengin bir diyet, beyin sağlığını destekleyen temel vitaminler, mineraller ve antioksidanlar sağlar.</p>

<p><b>Çilek:&nbsp;</b>Tüm meyveler güçlü antioksidan bileşikler olan flavonoidler içerir. Neurology'de yayınlanan büyük bir 2021 çalışması, en yüksek flavonoid alımına sahip kişilerin, daha az flavonoid bakımından zengin yiyecekler yiyenlere göre bilişsel işlevlerinde bir düşüşü kendi kendilerine bildirme olasılığının yüzde 19 daha düşük olduğunu buldu. Özellikle çileklerin beyin hücrelerini zararlı oksidatif stresten koruduğunu ve hafızayı güçlendirmeye yardımcıdır. (Çay ve bitter çikolatada da flavonoidler bulunmaktadır.)</p>

<p><b>Sağlıklı yağlar:</b>&nbsp;Avokado, zeytin, fındık, tohum ve zeytinyağı gibi gıdalarda bulunan tekli ve çoklu doymamış yağlar, Alzheimer hastalığı için risk faktörleri olan kalp hastalığı ve felce karşı koruma sağlar. Deniz ürünlerinin yanı sıra ceviz, chia ve keten tohumlarında bulunan bir tür çoklu doymamış yağ olan Omega-3 yağ asitleri beyin yaşlanmasını yavaşlatabilir.</p>

<p><b>Yumurta:&nbsp;</b>Yumurta sarısı, hafıza ve diğer beyin fonksiyonları için önemli bir besin olan kolin açısından zengindir. American Journal of Clinical Nutrition'da yayınlanan ve yaklaşık 500 erkeği kapsayan 2019 tarihli bir çalışmada, fosfatidilkolin adı verilen bir tür kolinin günde her 50 miligram alımı, bunama riskinde yüzde 10'luk bir düşüşle ilişkilendirilmiştir. Erkeklerin diyetindeki ana fosfatidilkolin kaynağı yumurtadır. Büyük bir yumurtada 168 mg kolin bulunur ve bunun yaklaşık yüzde 70'i fosfatidilkolindir.</p>

<p><b>Fasulye:&nbsp;</b>Baklagiller lif açısından zengindir. (Pişmiş) fincan başına mercimekte 16 gram, nohutta yaklaşık 13 gram ve barbunyada 11 gram vardır. (Günlük değer 28 gramdır.) American Journal of Medicine dergisinde 2022 yılında yaşlı insanlar üzerinde yapılan bir çalışmada, lif alımı arttıkça bilgi işleme, dikkat ve hafızayı ölçen bir beyin fonksiyon testindeki puanların da arttığı bulunmuştur. (Meyveler, sebzeler ve tam tahıllar diğer iyi lif kaynaklarıdır.) Yeterli lif almak aynı zamanda sağlıklı bir kiloyu korumanıza yardımcı olur, kan şekeri seviyelerini dengeler ve kalp sağlığını iyileştirir, bunların hepsi bilişsel sağlıkla bağlantılıdır.</p>

<p>Sağlıklı beslenmenin demans riskini azaltmaya yönelik kapsamlı bir yaklaşımın sadece bir bileşeni olduğunu belirtmek gerekir. Fiziksel aktivite, zihinsel uyarım ve sosyal katılım gibi diğer faktörler de bilişsel sağlığın korunmasında önemli rol oynar.</p>

<p>Daha sağlıklı bir diyete başlamak ve beyin sağlığını desteklemek için olumlu yaşam tarzı değişiklikleri yapmak için hiçbir zaman geç değildir. Yaşamın ilerleyen dönemlerinde bile, bu değişiklikler bilişsel işlev üzerinde faydalı bir etkiye sahip olabilir ve potansiyel olarak demans gelişme riskini azaltabilir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 20 Apr 2024 20:31:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/04/saglikli-beslenme-demans-riskini-azaltiyor-1713634267.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sosyal medyadaki mutluluk pozları gerçek mi yoksa gerçeklikten kaçış mı?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/sosyal-medyadaki-mutluluk-pozlari-gercek-mi-yoksa-gerceklikten-kacis-mi-3041</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/sosyal-medyadaki-mutluluk-pozlari-gercek-mi-yoksa-gerceklikten-kacis-mi-3041</guid>
                <description><![CDATA[Mutluluk pozlarıyla insanların kendilerini diğerleriyle kıyasladığı bir ortam bulabildiklerini ifade eden uzmanlar, sosyal medyayı kullanırken insanların kendilerini sürekli olarak başkalarıyla karşılaştırmasının mükemmeliyetçilik duygusunu körüklediğini de söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:106%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:center”><strong style=”font-weight:700”></strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:106%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:center”><strong style=”font-weight:700”>Mutlu anları paylaşmanın insanların kendilerini iyi hissetmelerine ve olumlu bir imaj oluşturmalarına yardımcı olabileceğini de dile getiren Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz,</strong> <strong style=”font-weight:700”>“Mutluluk pozları paylaşmak, kişinin kendine olan güvenini artırabilir, kişinin kendisini iyi hissedip, pozitif duygularını pekiştirmesine yardımcı olabilir.” dedi.</strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:106%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, Sosyal medyada mutluluk pozlarına olan ilgi ve ‘sanal mutluluk’ konusunu değerlendirdi.</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:106%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”>Mutluluk pozlarıyla insanlar kendilerini diğerleriyle kıyasladığı bir ortam bulabiliyor</strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:106%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>İnsanların en iyi ve mutlu anlarını paylaşmaları için, sosyal medya platformlarının bir alan sağladığına işaret eden Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “İnsanlar, sosyal medyada kendilerini en iyi halde göstermek ve bu vesile ile de dikkat çekmeyi istedikleri için mutlu anlarını paylaşma eğilimi gösterebiliyor. Bu da olumlu geri bildirimler ve beğeniler alarak kendilerini daha iyi hissetmelerine imkân veriyor. Mutluluk pozlarıyla, insanlar kendilerini diğerleriyle kıyasladığı bir ortam bulabilirler ve birçok kişi, başkalarının mutlu anlarını gördükçe kendilerini eksik veya mutsuz hissedebilirler ve bu da bu yönde pozlar vermeyi daha da artırabilir.” dedi.</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:106%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”>Mükemmeliyetçilik duygusunu körüklüyor</strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:106%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>Sosyal medyayı kullanırken insanların kendilerini sürekli olarak başkalarıyla karşılaştırmasının mükemmeliyetçilik duygusunun körüklenmesini artırdığını da ifade eden Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, şöyle devam etti:</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:106%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>“Ayrıca sosyal medya platformları, insanların kendilerini ifade etmeleri ve kimliklerini oluşturmaları için de bir araç olarak kullanılabiliyor. Mutlu anları paylaşmak, insanların kendilerini iyi hissetmelerine ve olumlu bir imaj oluşturmalarına yardımcı olabilir. Bu paylaşımlar, insanların kendilerini ve hayatlarını olumlu bir şekilde tanımlamalarına ve başkalarına göstermelerine ön ayak olabilir.</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:106%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”>Pozitif duyguları pekiştirmeye yardımcı olabiliyor</strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:106%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>Bunun psikolojik zeminde birçok nedeni olabilir. Evvela insanlar genellikle olumlu geri bildirim alma ve beğenilme arzusunu taşırlar. Mutluluk pozları, diğerlerinin beğenilerini ve olumlu yorumlarını çekebilir; kişinin kendisini değerli ve takdir edilmiş hissetmesine yardım edebilir. Dolayısıyla, mutluluk pozları paylaşmak, kişinin kendine olan güvenini artırabilir ve sosyal bağlarının da güçlenmesine yardım edebilir. Bunun dışında, kişinin kendisini iyi hissedip, pozitif duygularını pekiştirmesine yardımcı olabilir. Pozitif anıları hatırlamak ve paylaşmak, kişinin ruh halini yükseltebilir ve olumsuz duygularıyla başa çıkmasına yardımcı olabilir. Bu nedenle kişinin kendi mutluluğunu artırmasına ve psikolojik iyilik halini desteklemesine katkıda bulunabilir.”</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:106%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”>Kendilerini daha başarılı, çekici ve mutlu olarak göstermeye çalışıyorlar</strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:106%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”> İnsanlar genellikle sosyal medyada en iyi ve mutlu anlarını paylaşarak kendilerini daha başarılı, çekici ve mutlu olarak göstermeye çalıştıklarını, çünkü bu durumun kişilerin kendilerini diğerleriyle kıyasladığı bir ortamda olumlu bir imaj oluşturmaya yardımcı olduğunu anlatan Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bu da, daha olumlu bir benlik algısının geliştirilmesine ve kişilerin kendilerini daha iyi hissetmesine katkıda bulunabilir. Son olarak, kişiler sosyal medya platformlarındaki paylaşımlarıyla kendilerini ifade edip, kişisel kimliklerini de inşa edebiliyor. Bu imkânı tanıdığı için de pozitif anıları paylaşmaları, ilgi alanlarını, değerlerini ve yaşam tarzını diğerlerine sunmaları ve bunun da olumlu veyahut mutluluk pozları özelinde verilmesi kendisini daha iyi anlamasına ve başkalarının da onu daha iyi anlayıp tanımalarına yardımcı olabilir.” şeklinde değerlendirmede bulundu.</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:106%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”>Gerçek mutluluk, sosyal medyada gösterildiği gibi daima parlak ve mükemmel değil</strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:106%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>Gerçek hayattaki mutlulukla sosyal medyada gösterilen mutluluğun uyumlu olmayabileceğini de dile getiren Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, şunları söyledi:</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:106%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>“Çünkü sosyal medya platformları çoğunlukla kullanıcıların en iyi ve en mutlu anlarını paylaşmaları üzerine odaklanırken, gerçek hayat daha karmaşık ve farklı duygusal deneyimlere üzerine kuruludur. Sosyal medyada paylaşılan mutluluk pozları genellikle dikkatlice seçilerek, düzenlen anların bir yansımasıdır ve bu pozlar gerçek hayattaki her anın tam bir temsili değildir. Hayatın bütününün bir kısmını temsil etmektedir. Herkeste farklılıklar gösterse de gerçek hayatta insanlar, günlük yaşamın stresiyle, sorunlarıyla ve zorluklarıyla karşılaşabilirler; bu da duygusal dalgalanmaları deneyimlemelerine neden olabilmektedir. </p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:106%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>Ayrıca, gerçek mutluluk, sosyal medyada gösterildiği gibi daima parlak ve mükemmel değildir; bunun yerine, genellikle küçük anlarda ve sıradan yaşamın içinde bulunur. Sosyal medyada gösterilen mutluluk genellikle idealize edilmiş bir versiyon sunarken, gerçek hayattaki mutluluk daha karmaşık, gerçekçi ve zaman zaman zorlu da olabiliyor. Ayrıca bunların yanı sıra sosyal medya üzerinden verilen mutluluk pozları, insanların olumlu duygularını paylaşma ve başkalarıyla bağlantı kurma ihtiyacını da karşılayabilmekte ve sosyal medya kullanıcıları arasında olumlu bir atmosferin oluşmasına da vesile olabiliyor.”</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:106%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”>İlişkilerde samimiyet ve derinlik eksikliğine yol açabiliyor</strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:106%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>Mutluluk pozları paylaşmanın kişilerin kendine olan güveni ve benlik saygısı üzerinde çeşitli etkileri olabileceğini de kaydeden Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:106%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>“İlk olarak, pozitif geri bildirimler ve beğeniler almak, kişilerin kendilerini değerli ve çevreleri tarafından kabul görmüş olduklarını düşünmelerine vesile olabilir ve güven duygusu hissettirebilir ve benlik saygılarını güçlendirebilir. Ancak, sosyal medyada sürekli olarak mutluluk ve başarıyla dolu pozlar paylaşmak, bazı kişilerde kendilerini karşılaştırma ve kendilerini yetersiz hissetme eğilimini de beraberinde getirebilir. Mükemmel görünen hayatları görmek, kişilerde kıskançlık, özsaygı eksikliği ve değersizlik duygularına da neden olabilir; benlik saygılarını olumsuz yönde etkileyebilir. Ayrıca, sürekli mutluluk pozları paylaşmak, kişilerin gerçek duygularını bastırmasına ve sosyal medyada yapay bir imaj oluşturmasına neden olabilir. Bu da bireylerin kendileriyle ve başkalarıyla olan ilişkilerinde samimiyet ve derinlik eksikliğine yol açabilir.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 20 Apr 2024 18:56:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/04/sosyal-medyadaki-mutluluk-pozlari-gercek-mi-yoksa-gerceklikten-kacis-mi-1713628570.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlığınız İçin Dikkat: Küflenmiş Ekmek Tüketmeyin!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/sagliginiz-icin-dikkat-kuflenmis-ekmek-tuketmeyin-3018</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/sagliginiz-icin-dikkat-kuflenmis-ekmek-tuketmeyin-3018</guid>
                <description><![CDATA[Uzman Diyetisyen Pınar Demirkaya küflenen ekmek hakkında bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>üflenen ekmeğin tüketilmesi, sağlık açısından çeşitli risklere neden olabilir. Küf, mantar türlerinden biridir ve küflenmiş yiyeceklerin tüketilmesi, mykotoksin adı verilen zararlı maddelerin vücuda alınmasına neden olabilir. İşte küflenen ekmeğin zararları:</p>

<p><strong>*Mykotoksin Zehirlenmesi: </strong>Küf, bazı durumlarda mykotoksin adı verilen zehirli maddeler üretebilir. Bu maddeler, sindirim sistemine alındığında çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilir. Mykotoksinlerin bazıları karaciğer, böbrekler ve sinir sistemini etkileyebilir.</p>

<p><strong>*Solunum Problemleri:</strong> Küf, spor adı verilen küçük tohumları havaya salabilir. Bu sporlar, solunum yollarına zarar verebilir ve solunum problemlerine neden olabilir, özellikle de astım veya diğer solunum rahatsızlıkları olan kişilerde.</p>

<p><strong>*Gastrointestinal Sorunlar:</strong> Mykotoksinlerin bazıları, sindirim sistemi üzerinde olumsuz etkilere neden olabilir. Bu da mide bulantısı, kusma, ishal gibi gastrointestinal sorunlara yol açabilir.</p>

<p><strong>*Alerjik Reaksiyonlar: </strong>Küf, alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Özellikle küf alerjisi olan kişilerde, küflü gıdalar tüketildiğinde alerjik belirtiler ortaya çıkabilir. Bu belirtiler arasında kaşıntı, kızarıklık, burun akıntısı ve göz yaşarması bulunabilir.</p>

<p><strong>*Bağışıklık Sistemi Zayıflaması: </strong>Mykotoksinler, bağışıklık sistemini zayıflatabilir. Bu da vücudu enfeksiyonlara karşı daha savunmasız hale getirebilir.</p>

<p>Küflenmiş ekmeği tüketmekten kaçınılmalı ve görsel olarak küflenme belirtileri olan gıdaların atılması önerilmelidir. Gıda güvenliği için, taze ve uygun koşullarda saklanan gıdaların tüketilmesi önemlidir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 19 Apr 2024 12:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/04/sagliginiz-icin-dikkat-kuflenmis-ekmek-tuketmeyin-1713517548.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Maden Suyu İçmenin Zararı Var mı? Resmi Yanıt Geldi!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/maden-suyu-icmenin-zarari-var-mi-resmi-yanit-geldi-3010</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/maden-suyu-icmenin-zarari-var-mi-resmi-yanit-geldi-3010</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye Maden Suyu Üreticileri Derneği (MASUDER) Beypazarı Maden Suyu hakkında ortaya atılan iddialara yanıt verdi. Genel Sekreter Ercan Yiğit tarafından yapılan açıklamada  "Türkiye’nin mineral içeriği yüksek maden suları coğrafyamızda ve tüm dünyada gönül rahatlığıyla beğenilerek tüketilmektedir." denildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Beypazarı Maden Suyu hakkında ortaya atılan iddialara ilişkin&nbsp;<strong>Türkiye Maden Suyu Üreticileri Derneği (MASUDER)'nden açıklama geldi.&nbsp;</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Genel Sekreter&nbsp;Ercan Yiğit tarafından yapılan açıklamada sosyal medya platformları ve bazı haber kaynaklarında, İsviçre Federal Gıda Güvenliği Ofisi’nin MASUDER üyesi Beypazarı Maden Suyu hakkında yayınladığı karara ilişkin haberler yapıldığı,&nbsp;konuyla ilgili&nbsp;Türkiye Madensuyu Üreticileri Derneği (MASUDER) tarafından bu duruma dair bilgilerin kamuoyu ile paylaşılmasına yönelik gereklilik doğduğu belirtildi.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Türkiye'nin 2004 yılından itibaren doğal maden suyu ile ilgili mevzuatlarını Avrupa Birliği ile uyumlu hale getirildiği ve Madensuyu sektörünün bu&nbsp; sayede tüm Avrupa Birliği (AB) ülkelerine yıllardır ihracat yaptığının hatırlatıldığı açıklamada Avrupa Birliği üyesi olmayan İsviçre ‘deki mevzuatların Avrupa Birliği’nden farklı olduğu ifade edildi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Açıklamada İsviçre'de uygulanan mevzuata göre&nbsp;bor minerali&nbsp;limitinin diğer&nbsp;ülkelere oranla çok daha düşük olduğu ve&nbsp;yaşanan durumun Avrupa Birliği ülkeleri ve İsviçre mevzuatlarının farklılığından kaynaklandığı belirtildi.</p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify">Ercan Yiğit açıklamasına Türkiye'de faaliyet gösteren maden suyu üreticilerinin&nbsp;Avrupa Birliği ile uyumlu hale getirilmiş Türkiye Cumhuriyeti mevzuatlarına göre üretim yaptığını vurgulayarak devam etti.</p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify">Türkiye'nin, sahip olduğu yer altı doğal maden suyu kaynakları açısından Avrupa’daki emsallerine göre çok daha zengin mineral içeriğiyle farklılaştığının belirtildiği açıklamada "Türkiye’nin mineral içeriği yüksek maden suları coğrafyamızda ve tüm dünyada gönül rahatlığıyla beğenilerek tüketilmektedir." ifadelerine yer verildi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 18 Apr 2024 18:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/04/maden-suyu-icmenin-zarari-var-mi-resmi-yanit-geldi-1713453456.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Fiziksel Aktivite Psikolojik İyi Olmanın Anahtarı!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/fiziksel-aktivite-psikolojik-iyi-olmanin-anahtari-3008</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/fiziksel-aktivite-psikolojik-iyi-olmanin-anahtari-3008</guid>
                <description><![CDATA[Psikolojik olarak iyi hissedildiğinde bilişsel kapasitenin de daha iyi kullanabildiğini dile getiren uzmanlar, fiziksel olarak iyi hissedildiğinde psikolojik olarak da iyi hissedildiğini kaydetti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi (İTBF) Psikoloji Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Hazal Ayas, fiziksel aktivitelerin yaşlılar üzerindeki etkisini anlattı.</p>

<p>Spor ve egzersiz psikolojisine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Hazal Ayas, “Bedenimiz zihnimizi etkiliyor ama aynı zamanda zihnimiz de bedenimizi etkiliyor. Fiziksel aktivite yalnızca yaşlı popülasyonda değil tüm yaş grupları için fizyolojik iyi oluşun önemli belirleyicisi. Özellikle kardiyovasküler sistem, metabolizma sistemi, iskelet ve kas dokusu üzerine olumlu bir etkileri var. Bunun dışında bilişsel etkileri de var.&nbsp; Herhangi bir egzersiz programına katıldıktan sonra, fiziksel aktivite gerçekleştirdikten sonra kendini iyi hissetmeyen yok. Fiziksel olarak iyi hissettiğimizde psikolojik olarak da iyi hissediyoruz.” dedi.</p>

<p>Psikolojik olarak iyi hissedildiğinde bilişsel kapasitenin de daha iyi kullanılabildiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Hazal Ayas, “Genel anlamda fiziksel egzersizin bedenimiz üzerinde fizyolojik anlamda olumlu etkileri olduğunu biliyoruz. Direkt biyolojik bir etkisi var. Fiziksel egzersizin biyolojik olarak iyi oluşa etkisi var. Hareket ediyor olmak, yaşıyor olmaya, yaşama devam edebiliyor olmaya eşittir. Bu yaşlılarda da bu şekilde. Özellikle yaşlılarda biraz daha etkin olduğu da düşünülüyor. Çünkü biliyoruz ki yaşlılık eşittir büyük anlamda fizyolojik olarak bazı problemlerin başlaması demek. Kas iskelet sisteminde, metabolik sistemde, kardiyovasküler sistemde ciddi rahatsızlıklar başlıyor yaşlılık döneminde. Dolayısıyla aktif olmanın bu hastalıkların başlangıcını geciktirici etkisi var.” diye konuştu.</p>

<p><strong>“FİZİKSEL AKTİVİTE İÇİNDE OLDUĞUMUZDA BEYNİN OKSİJEN TÜKETİMİ ARTIYOR”</strong></p>

<p>Fiziksel egzersizin fizyolojik problemlerin tedavisinde de etkili bir ilaç gibi olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Hazal Ayas, “Beyinde ne oluyor? Fiziksel aktivite içinde olduğumuzda beynin oksijen tüketimi artıyor. Bununla birlikte beyinde kanlanma artıyor. Beyin kan akım hızında artış meydana geliyor. Dopamin ve serotonin salınımlarında değişiklikler meydana geliyor ve beyinde yapısal değişiklikler oluşuyor. Bunlar bilimsel olarak, bilişsel etkilerine yönelik.” dedi.</p>

<p>Fiziksel hareketin hem koruyucu hem de tedavi edici özelliğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Hazal Ayas, “Günümüzde depresyon ve kaygı bozukluğu hastalarında, önemli düzeydeki psikiyatrik bozukluklarda günlük yürüyüşler, fiziksel aktiviteler tedavinin bir parçası olarak mutlaka veriliyor. Çünkü iyileştirici etkisi var ve bu yapılan araştırmalarla da kanıtlanmış durumda. Depresyon özellikle yaşlılık döneminde çok sık görülüyor. Bazen tek başına ortaya çıkıyor, bazen sekonder olarak demans veya diğer bozukluklara eşlik edebiliyor. Dolayısıyla normal popülasyona göre yaşlı popülasyonda daha fazla depresyonla karşılaştığımızı söyleyebiliriz. Dolayısıyla fiziksel aktivite hem depresyonu önlemede hem de depresyon tedavisinde önemli.” diye bilgi verdi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 18 Apr 2024 17:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/04/fiziksel-aktivite-psikolojik-iyi-olmanin-anahtari-1713449715.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“Çocuk istismarı herkesin bildiği bir sır gibi”</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/cocuk-istismari-herkesin-bildigi-bir-sir-gibi-2996</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/cocuk-istismari-herkesin-bildigi-bir-sir-gibi-2996</guid>
                <description><![CDATA[Sempozyumda konuşan Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bu konu kanayan bir yara. Gözükmüyor. Herkesin bildiği bir sır gibi. Herkes biliyor. Birçok yerde de var.” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sempozyumda konuşan Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bu konu kanayan bir yara. Gözükmüyor. Herkesin bildiği bir sır gibi. Herkes biliyor. Birçok yerde de var.” dedi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Erken Çocukluk Gelişimi Çalışma Grubu katkılarıyla Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen “Çocuk İhmal ve İstismarı Sempozyumu – Larva Film Gösterimi ve Söyleşisi” Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonunda gerçekleştirildi.</p>

<p>Sempozyumun açılış konuşmaları Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan,&nbsp;Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı&nbsp;Prof. Dr. A. Aktuğ Ertekin tarafından yapıldı.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1713361376-nevzat-tarhan-3-1713364949-900.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>PROF. DR. NEVZAT TARHAN. “HERKESİN BİLDİĞİ BİR SIR GİBİ”</strong></p>

<p>Katılımın yoğun olduğu programda Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 2010 yılında İstanbul Valiliği ile geçmişte bu konuda ortak çalışma yapıldığını hatırlatarak, “Bu konu kanayan bir yara. Gözükmüyor. Herkesin bildiği bir sır gibi. Herkes biliyor. Birçok yerde de var.” dedi.</p>

<p>Bu konunun sahada çalışan psikiyatrist ve psikologlarca bilindiğini ifade eden Tarhan, “Artık çocukluk çağı travmaları ölçeğini her vakaya yapıyoruz. Birçok ileri yaştaki hastalıkların arkasında çocukluk çağı travması olduğu, travmaların unutulduğu ve daha sonra hastalık şeklinde ortaya çıktığının görüyoruz.” diye anlattı.</p>

<p>Bir vakada 130 kilo olan kız çocuğunun obezitesinin ardında ensest travması bulunduğunu anlatan Tarhan kişinin ‘Çirkin olmalıyım, güzelliği hak etmiyorum düşüncesiyle devamlı yemek yemeliyim’ diyerek ensestten dolayı kendisini sürekli suçladığının ve sürekli yediğinin görüldüğünü dile getirdi.</p>

<p></p>

<p><strong>BEDENSEL MAHREMİYET ANLATILMALI</strong></p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, çocuklara aile içinde bedensel mahremiyetin anlatılması gerektiğini kaydederek, “Çocukluktaki ihmal ve istismarın ileri yaşta toplumun ruh sağlığına olumsuz etkisi var.” dedi.</p>

<p>Tıpta esas olanın sağlığın korunması olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, hastalığın tedavisine yönelik bir tıp anlayışı olduğunu, önemli olanın sağlığın korunması olduğunu söyledi.</p>

<p>Çocuk sağlığı ve gelişimine işaret eden Prof. Dr. Tarhan, kendi kimliğiyle doğan çocuğun büyüdükçe anne baba ve diğer nesnelerle etkileşerek kendi kimliğini oluşturduğunu kaydetti.</p>

<p>Çocuklara sahip çıkmanın önemine de vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, geçmişte sahip çıkılan çocukların hayatlarının normal şekilde sürdürdüğünü ifade etti.</p>

<p>Sadece kendisi için çalışan kişinin kötücül olduğunu dile getiren Tarhan, topluma katkı vermenin önemine de vurgu yaptı.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1713361374-arif-aktu-ertekin-1713364954-615.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>PROF. DR. A. AKTUĞ ERTEKİN: ‘BENİM ÇOCUĞUMA OLMAZ’ DEMEMEK LAZIM.</strong></p>

<p>Açılış konuşmaları kapsanında Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı&nbsp;Prof. Dr. A. Aktuğ Ertekin ise çocuk ihmal ve istismarının her türlü toplumda geçmişten bu yana var olduğuna dikkati çekerek,<strong>&nbsp;</strong>“Gelişmiş toplumlarda daha az görülüyor diye bir kavram yok. ‘Benim çocuğuma olmaz’ dememek lazım.” dedi.</p>

<p>Çocuk ihmal ve istismarı konusuna en önemli olgunun farkındalık olduğuna işaret eden Ertekin, “Çözüm önerilerinin başında eğitim geliyor. İstismar konusu eskiden fiziksel, duygusal ve cinsel istismardı. Artık buna ekonomik ve dijital istismar da eklendi.” diye konuştu.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) her 4 kişiden 1’inin çocukluk çağında istismara uğradığını söylediğini ifade eden Ertekin, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ), dünya genelinde kadınlarda her 5, erkeklerde ise her 13 yetişkinden birinin çocukken cinsel istismara uğradığını söylediğini, 15 yaş altında da her yıl 40 binden fazla çocuğun ihmal ve istismar nedeniyle öldüğünü anlattı.</p>

<p></p>

<p><strong>LARVA FİLM GÖSTERİMİ YAPILDI</strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Abdullah Karatay “Çocuk ihmal ve istismarı & Türkiye’deki durumu” , Üsküdar Üniversitesi SBF Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı&nbsp;Prof. Dr. Nurper Ülküer ise “Çocuk ihmal ve istismarının önlenmesinde ebeveyn destek programlarının rolü” başlıklı sunum gerçekleştirdi.</p>

<p>ÜÜ İF Yeni Medya ve İletişim Bölümü Başkanı Doç. Dr. Yıldız Derya Birincioğlu Vural’ın&nbsp;“Kısa metraj filmlerin kitlesel etkisi” başlıklı konuşmasının ardından Larva Film Gösterimi ve&nbsp;Üsküdar Üniversitesi SBF Çocuk Gelişimi Bölümü / Larva Film Senaryo Danışmanı Arş. Gör. Begüm Gamiş Çiftci &nbsp;ile &nbsp;Larva Film Yönetmeni&nbsp;Volkan Güney Eker&nbsp;tarafından söyleşi gerçekleştirildi.</p>

<p>Sempozyumda aile fotoğrafı da çektirildi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 17 Apr 2024 21:44:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/04/cocuk-istismari-herkesin-bildigi-bir-sir-gibi-1713379440.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Vertigo şikâyeti işten ayrılmaya sebep olabiliyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/vertigo-sikayeti-isten-ayrilmaya-sebep-olabiliyor-2980</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/vertigo-sikayeti-isten-ayrilmaya-sebep-olabiliyor-2980</guid>
                <description><![CDATA[Her geçen gün hayata daha çok dahil olan yeni yaşam ve çalışma koşulları, yıkıcı hızıyla sağlığı da tehdit ediyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Her geçen gün hayata daha çok dahil olan yeni yaşam ve çalışma koşulları, yıkıcı hızıyla sağlığı da tehdit ediyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Denge sorunu ve baş dönmesi şikayetiyle ortaya çıkan vertigo, kişinin yaşam kalitesini yüzde 80 oranında düşürüyor. Uluslararası Vestibüler Derneği, Dünya Vertigo Farkındalık Haftası’nda “Vertigo’ya Yön Ver” parolasıyla hastalığa dikkat çekiyor.</p>

<p>Uluslararası Vestibüler Derneği Başkanı Prof. Dr. Nuri Özgirgin, “Uzun çalışma saatleri, stres ve uykusuzluk Vertigoyu tetikleyen unsurlar arasında yer alıyor. Vertigo çalışanların verimlerini de düşürüyor, hatta işlerinden ayrılmalarına sebep oluyor. Bir çalışmaya göre vertigosu olan kişilerin yüzde 70’i iş yüklerini azaltırken, yüzde 63’ten fazlası bazı günler çalışamıyor, yüzde altısı ise işlerinden ayrılıyor” dedi.</p>

<p><strong>İLERLEYEN YAŞTA RİSK YÜKSELİYOR</strong></p>

<p>Vertigonun her yaşta görülebildiğini, ancak vestibüler denge sistemi hücrelerinin yaşa bağlı yıpranmasının dengesizlik sorunu yarattığını vurgulayan Prof. Dr. Nuri Özgirgin şöyle devam etti: “65 yaş üzerindeki kişilerin yüzde 20’si denge sorunlarından, 80 yaş üstü nüfusun ise yüzde 85’i dengesizlikten şikâyet ediyor. Yaşa bağlı iç kulak denge hücrelerinde dejenerasyon meydana geliyor. Bu gruptaki kişilerin tedavilerinde vestibüler rehabilitasyon tedavi yaklaşımı olarak ön plana çıkıyor. İlerleyen yaştaki insanların yürümesini desteklerken, düşmelere karşı gerekli önlemlerin alınması gerekiyor.”</p>

<p><strong>DOĞRU TANI İLE TEDAVİ MÜMKÜN</strong></p>

<p>Yaşam kalitesini ciddi şekilde düşüren bu hastalık bulgusunun doğru tanı ile tedavi edilebildiğini belirten Uluslararası Vestibüler Derneği Başkanı Prof. Dr. Nuri Özgirgin, “Toplumu bu seviyede etkileyen vertigo ile ilgili Uluslararası Vestibüler Derneği olarak başlattığımız farkındalık kampanyasıyla kamuyu bilgilendirmeyi amaçlıyoruz. Dünya ülkelerinden bilim insanlarının katılımıyla kurulan derneğimiz çatısı altında hekimlerin birikimlerine katkı sağlarken, bu konuya dikkat çekmeyi hedefliyoruz” ifadesini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 15 Apr 2024 22:04:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/04/vertigo-sikayeti-isten-ayrilmaya-sebep-olabiliyor-1713207897.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Parkinson hastalığının belirtileri neler?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/parkinson-hastaliginin-belirtileri-neler-2977</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/parkinson-hastaliginin-belirtileri-neler-2977</guid>
                <description><![CDATA[Parkinson hastalığının genetik yatkınlık ve olası çevresel etkiler sonucu ortaya çıkabildiğini belirten Uzman Doktor Oğuzhan Onultan, 11 Nisan Dünya Parkinson Günü dolayısıyla ilgili bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Parkinson hastalığının genetik yatkınlık ve olası çevresel etkiler sonucu ortaya çıkabildiğini belirten Uzman Doktor Oğuzhan Onultan, 11 Nisan Dünya Parkinson Günü dolayısıyla ilgili bilgiler verdi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Parkinson; hastaların yüzde 60’ında dinlenme halinde el parmaklarında, el ya da kolda, bazen de ayakta titreme, yüzde 30’unda ise hareketlerde yavaşlama ve uzuv hareketlerinde tutukluk şeklinde belirtiler gösteriyor. Parkinson hastalığının tanısı klinik muayene verilerine dayanılarak konuluyor.</p>

<p>Uzm. Dr. Oğuzhan Onultan, hastalıkta erken tanının öneminin büyük olduğunu belirtti.</p>

<p>Parkinson hastalığının ilerlemesini yavaşlatabilecek veya semptomları yönetebilecek tedaviler olduğunu kaydeden Dr. Onultan, erken tanı konulduğunda bu tedaviler daha etkili olabilir. Erken tanı, semptomların daha iyi yönetilmesine olanak tanırken hastaların yaşam kalitesini de artırabileceğini söyledi.</p>

<p><img height="753" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1712326449-medicana-uzm-dr-oguzhan-onultan-1712818462-60.jpeg" width="750" /></p>

<p>Hastalığın semptomları arasında; REM uykusu bozukluğu ve diğer uyku sorunları, koku alma duyusunun kaybı, özellikle bir elde titreme, yazının daha küçük olması, hareket etme veya yürüme zorluğu veya öne eğik yürüyüş, kabızlık, yüz ifadesinin kaybı, düşük veya yumuşak ses bulunduğunu açıklayan Uzm. Dr. Onultan, “Parkinson hastalığının ilerlemesi, bir dizi komplikasyona yol açabilir. Erken tanı, bu komplikasyonların önlenmesine veya geciktirilmesine yardımcı olabilir. Bu nedenle, erken belirtiler fark edildiğinde ve hastalıktan şüphelenildiğinde bir nöroloji uzmanına başvurmak gerekmektedir” dye konuştu.</p>

<p><strong>TEDAVİ KİŞİSELLEŞTİRİLMİŞ OLMALI</strong></p>

<p>Hastalığının tedavisinde genellikle semptomların yönetimine odaklanılarak hastanın yaşam kalitesinin artırılmasının hedeflendiğini söyleyen Uzm. Dr. Oğuzhan Onultan, “Tedavi genellikle bir multidisipliner yaklaşımı içerir. İlaç tedavisi, cerrahi müdahaleler, fizik tedavi, konuşma terapisi ve diğer rehabilitasyon yöntemlerini de içerebilir. Parkinson hastalığının tedavisi kişiselleştirilmiş olmalıdır ve bir uzman hekim tarafından yönlendirilmelidir. Tedavi planı, hastanın semptomlarına, yaşına, sağlık durumuna ve diğer bireysel faktörlere göre uyarlanmalıdır” dedi.</p>

<p>Hastalığının tedavi seçenekleri hakkında bilgi veren Uzm. Dr. Oğuzhan Onultan, seçenekleri şöyle sıraladı:</p>

<p><strong>İlaç tedavisi</strong>: Parkinson hastalığının semptomlarını kontrol etmek için bir dizi ilaç mevcuttur. Levodopa (L-dopa), en yaygın olarak kullanılan ilaçtır ve Parkinson semptomlarını azaltmaya yardımcı olur. Diğer ilaçlar arasında dopamin agonistleri, MAO-B inhibitörleri, antikolinerjikler ve amantadin bulunur. Tedavi, semptomların şiddetine ve hastanın yan etkilere toleransına bağlı olarak kişiselleştirilir.</p>

<p><strong>Cerrahi tedavi</strong>: İlaç tedavisine yanıt vermeyen veya ilaçların yan etkilerini tolere edemeyen bazı Parkinson hastaları için cerrahi seçenekler değerlendirilebilir. Derin beyin stimülasyonu (DBS) en sık kullanılan cerrahi tedavi yöntemidir. DBS, beyindeki belirli bölgelere elektrotların yerleştirilmesini ve bu elektrotlardan gelen elektrik sinyallerinin sinir aktivitesini düzenlemesini içerir.</p>

<p><strong>Fizik tedavi ve egzersiz</strong>: Parkinson hastaları için fizik tedavi ve düzenli egzersiz, kas kontrolünü artırabilir, dengeyi geliştirebilir, güçlendirebilir ve esnekliği artırabilir. Bu, hastaların günlük yaşam aktivitelerini daha bağımsız bir şekilde gerçekleştirmelerine yardımcı olabilir.</p>

<p><strong>Konuşma ve yutma terapisi</strong>: Parkinson hastalığının ilerlemesi ile birlikte konuşma ve yutma sorunları gelişebilir. Konuşma terapisi ve yutma terapisi, bu tür sorunları yönetmeye yardımcı olabilir ve iletişim becerilerini ve beslenme işlevlerini geliştirebilir.</p>

<p><strong>Rehabilitasyon ve destek hizmetleri</strong>: Parkinson hastaları ve aileleri için eğitim ve destek hizmetleri mevcuttur. Bunlar, hastalığın yönetimi, ilaçların kullanımı, günlük yaşam becerileri ve ruh sağlığı gibi konularda rehberlik ve destek sağlarlar.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 11 Apr 2024 13:33:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/04/parkinson-hastaliginin-belirtileri-neler-1712831631.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kalp kontrolünü ihmal etmeyin!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/kalp-kontrolunu-ihmal-etmeyin-2974</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/kalp-kontrolunu-ihmal-etmeyin-2974</guid>
                <description><![CDATA[Koroner kalp hastalığı, yani kalbi besleyen arterlerde oluşan ateroskleroz (damar sertliği), en sık görülen kalp rahatsızlığı durumunda. Kalp rahatsızlıkları nefes darlığı, yorgunluk, efor kapasitesinde azalma, bacaklarda, karında şişlik ve göğüste ağrı gibi belirtilerle ortaya çıkabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Koroner kalp hastalığı, yani kalbi besleyen arterlerde oluşan ateroskleroz (damar sertliği), en sık görülen kalp rahatsızlığı durumunda. Kalp rahatsızlıkları nefes darlığı, yorgunluk, efor kapasitesinde azalma, bacaklarda, karında şişlik ve göğüste ağrı gibi belirtilerle ortaya çıkabiliyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Dünya genelinde kalp ve damar hastalıkları; bulaşıcı olmayan hastalıklar içinde, tüm ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alıyor. Yapılan araştırmalar, kalp ve damar hastalıkları nedeniyle oluşan ölümlerin yüzde 80’inin tütün kullanımı, sağlıksız beslenme ve hareketsizlik gibi nedenlerden oluştuğunu gösteriyor.&nbsp;</p>

<p>Uzm. Dr. Aslı Sönmez; kalp rahatsızlıklarında nefes darlığı, yorgunluk, efor kapasitesinde azalma, bacaklarda ve karında şişlik, göğüste ağrı, baskı ve yanma hissi, çarpıntı, baş dönmesi, göz kararması, dengesizlik ve bayılma gibi belirtiler görüldüğünü söyledi.&nbsp;</p>

<p>“Normale göre daha çabuk yoruluyorsanız, yürürken ya da yokuş çıkarken göğsünüzde rahatsızlık hissi varsa, vücudunuzda ödem fark ettiyseniz, çarpıntı, göz kararması ve bayılma gibi şikayetleriniz oluyorsa mutlaka bir kardiyoloji uzmanına başvurmanız gerekir” diyen&nbsp;Uzm. Dr. Sönmez, egzersiz yapmayanlar ve sigara içenler yüksek riskli grupta olduğunu kaydetti.&nbsp;</p>

<p>Kalp hastalıklarında yüksek risk grupları hakkında bilgiler veren Uzm. Dr. Sönmez, risk faktörlerini şöyle sıraladı:</p>

<p>“Ailesinde kalp hastalığı öyküsü ve ani ölüm olanlar, diyabet, hipertansiyon, hiperlipidemi, kronik böbrek yetersizliği tanıları bulunanlar, kilosu fazla olan, egzersiz yapmayan ve sigara içenler yüksek riskli olarak kabul edilir. Hiçbir risk faktörü ve şikayeti bulunmayan kişilerin, kardiyoloji kontrolü sırasında herhangi bir problem saptanmazsa, birkaç yıl sonra yeniden kontrole gitmesi dışında bir önlem alınması gerekmiyor. Fakat yeni kalp krizi geçirmiş ve stent takılmış bir hastanın erken dönemde semptomların değerlendirilmesi, ilaç dozlarının optimal düzeye çıkarılması için daha sık şekilde doktor kontrolünden geçmesi gerekir. Daha sonraki dönemde bu hastalarda kontrol aralıkları artırılabilir. Diğer yandan; şikayeti yeni oluşan hastalar, kontrol zamanına bakmaksızın şikâyetlerinin önemli bir sorundan kaynaklanıp kaynaklanmadığını belirlemek üzere doktorlarına vakit kaybetmeden başvurmalıdır.”&nbsp;</p>

<p><strong>GENÇLERDEKİ YÜKSEK KOLESTEROLÜN SEBEBİ GENETİK ÖZELLİKLER</strong></p>

<p>Bu arada gençlerde de kolesterole bağlı kalp ve damar hastalıkları görülebileceğinin altını çizen Uzm. Dr. Aslı Sönmez, “Gençlerde kolesterol değerleri yüksek çıkabilmekte, bu durumlarda kişilerde damar hastalığı riski topluma göre daha yüksek bir seviyeye çıkmakta. LDL değeri yüksek olan gençlerde ileride gelişebilecek damar hastalığı kaynaklı sorunlar göz önünde bulundurularak bu kişilerin daha yakın takip edilmesi ve tarama testlerinin gerçekleştirilmesinde fayda vardır. Çocuklarında yüksek kolesterol saptanan aileler kendi kolesterol değerlerine ve bakılmadı ise diğer çocuklarının da kolesterol değerlerine baktırmalıdır” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 11 Apr 2024 13:33:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/04/kalp-kontrolunu-ihmal-etmeyin-1712831625.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuğunuz seslendiğinizde cevap vermiyorsa dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/cocugunuz-seslendiginizde-cevap-vermiyorsa-dikkat-2936</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/cocugunuz-seslendiginizde-cevap-vermiyorsa-dikkat-2936</guid>
                <description><![CDATA[Liv Hospital Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Gülşen Köse: “Otizm spektrum bozukluğunda erken tanı ve altta yatan diğer hastalıkları belirlemek çok önemlidir. Tedavi altta yatan hastalığa göre belirlenir. Tedavide çocukla birlikte aileye psiko-sosyal destek verilmesine gerek vardır.” diyerek Otizm Spektrum Bozukluğu yani kısaca Otizm olarak bildiğimiz, yaşamın ilk aylarından başlayan ve yaşam boyu süren hastalık hakkında bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Liv Hospital Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Gülşen Köse: “Otizm spektrum bozukluğunda erken tanı ve altta yatan diğer hastalıkları belirlemek çok önemlidir. Tedavi altta yatan hastalığa göre belirlenir. Tedavide çocukla birlikte aileye psiko-sosyal destek verilmesine gerek vardır.” diyerek Otizm Spektrum Bozukluğu yani kısaca Otizm olarak bildiğimiz, yaşamın ilk aylarından başlayan ve yaşam boyu süren hastalık hakkında bilgiler verdi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Otizm Spektrum Bozukluğu ya da kısaca Otizm, yaşamın ilk aylarından başlayan ve yaşam boyu süren; Sosyal ilişki,&nbsp;iletişim, dil,&nbsp;davranış ve bilişsel gelişimin gecikmesi ya da normalden sapması olarak tanımlanabilir. Toplumlarda görülme sıklığı %0,6-%1,8 arasında değişir. Nadir görülen bir hastalıktır.</p>

<p><img height="587" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1711978713-2148050678-1712046814-805.jpeg" width="750" /></p>

<p><b>DİL BECERİLERİ YETERSİZ OLUR</b><br />
Bebek doğduğundan itibaren beyin gelişimine paralel olarak oturma, yürüme, konuşma gibi fonksiyonlarını kazanır. Normal şartlarda iki yaşında bir çocuğun iki kelimelik basit cümleleri kurması beklenir. Otizmli bireylerin hem alıcı hem de ifade edici dil becerileri yetersizdir. Ailelerin hekime başvurmalarındaki en sık neden çocuklarının konuşmamasıdır.</p>

<p>Konuşma gecikmesi olan ya da gelişim basamaklarında dil ve konuşma gecikmesi olmayıp sonradan bu basamaklarda gecikme gösteren her çocuk için, otizm spektrum bozukluğu düşünülecek tanılardan biridir.</p>

<p></p>

<p><b>HASTALIKTAN ŞÜPHELENDİRECEK BULGULAR</b></p>

<p>İlk aylarda; anne sesine tepkisizlik,&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<p>1 aylıktan sonra anne ile göz teması kurmama,&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<p>6 aylıkken yaşıtlarından daha az ses çıkarma, sesli gülmeme,&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<p>9 aylıkken Bye-bye, baş baş, ağlama, gülme taklitleri yapamama,&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<p>1 yaşından sonra işaretle göstermeme, ismi söylendiğinde dönmeme,</p>

<p>basit yönergelere uymama,</p>

<p>kısıtlı iletişiminin olması,</p>

<p>sallanma ya da ellerini kanat gibi çırpma hareketleri uyarıcı olabilir.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1711978715-26205-1712046818-994.jpeg" width="750" /></p>

<p><b>DAHA SONRAKİ DÖNEMLERDEKİ BELİRTİLER</b></p>

<p>Kendi etrafında dönme,&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<p>Dönen şeylere meraklı olma,&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<p>Söylenen kelimeyi ya da soruyu aynen tekrarlama (Ekolali),&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<p>Kendiliğinden kelime söylememe,&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<p>Parmak ucunda yürüme,&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<p>Çok TV seyretme,&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<p>Söyleyebildiği kelimeleri ve sosyal becerileri unutma olabilir.</p>

<p>Genellikle bu kayıplar, 12-36 ay arasında görülür.</p>

<p>Günümüzde otizm bulgularının görüldüğü birçok genetik hastalık tanımlanmış olsa da hastaların ancak %20 kadarındadır. Bu hastaların büyük bir çoğunluğunda zihinsel yetersizlikle olduğu için, iki nörogelişimsel bozukluğun genetik temelinin birlikte olduğu söylenebilir. Kalıtımsal olarak akraba evliliğine (otozomal resesif), aileye bağlı (otozomal dominan ) ya da cinse (X-ilişkili) bağlı geçişler bildirilmiştir. Bu hastalıklardan en çok bilinenler Angelman, Frajil-X ve Rett’s sendromlarıdır. Bunun yanında genetik geçişli olan Tuberoscklerosis kompleks,&nbsp; Nörofibromatosis tip 1 ve Fenilketonüri de hastalıkların bulguları yanında otizm bulguları da görülebilir.</p>

<p></p>

<p><b>2 YAŞIN ALTINDA EKRAN MARUZİYETİ EN AZ OLMALI</b></p>

<p>Sosyal yoksunluk,&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<p>Uyarı eksikliği,&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<p>Düşük sosyoekonomik seviye,&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<p>Yetersiz beslenme,&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<p>Aşırı ekran maruziyeti,&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<p>Birden fazla dil konuşan ailelerde otizm benzeri bir tablo oluşarak, konuşma gecikebilir.</p>

<p>Çocuk hekimleri olarak 2 yaşın altında ekran maruziyetinin en az, hatta hiç olmamasına önem veriyoruz. Böyle durumlarda doktorunun, hastayı aile ve çevre şartları ile değerlendirmesi gerekir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 02 Apr 2024 17:09:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/04/cocugunuz-seslendiginizde-cevap-vermiyorsa-dikkat-1712066950.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Laktoz alerjisinde yaş faktörüne dikkat</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/laktoz-alerjisinde-yas-faktorune-dikkat-2933</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/laktoz-alerjisinde-yas-faktorune-dikkat-2933</guid>
                <description><![CDATA[Son dönemde adını sıklıkla duyduğumuz laktoz hassasiyeti yarattığı gaz problemleri nedeniyle süt ürünlerini sevenlerin yaşam kalitesini düşürüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemde adını sıklıkla duyduğumuz laktoz hassasiyeti yarattığı gaz problemleri nedeniyle süt ürünlerini sevenlerin yaşam kalitesini düşürüyor.</p><p>Laktoz intoleransının karın ağrısı, şişkinlik, ishal, gaz ve mide bulantısı belirtilerine neden olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Eyyüp Kenan Özok, sanılanın aksine laktozun sadece süt ürünlerinde bulunmadığına dikkat çekerek, “Laktoz dokusu, tadı ve yapışkan nitelikleri için kullanılan gıda katkı maddesi olarak da kullanılır. Dolayısıyla sadece sütte değil; yoğurt, peynir, tereyağı, dondurma, süt tozu, işlenmiş gıdalar, sucuk, sosis, patates cipsi, çikolata, pasta, krema, bisküvi ve kurabiye gibi gıdaların hepsinde bulunur” dedi.&nbsp;</p>

<p><strong>Laktaz hassasiyeti herkesi farklı etkileyebilir</strong></p>

<p>Laktaz enzimi eksikliği veya yokluğuna bağlı olarak bu gıdaların tüketilmesinin çeşitli rahatsızlıklara yol açacağına dikkat çeken İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Eyyüp Kenan Özok, “Laktoz hassasiyetine sahip hastalar süt ve süt ürünlerini yeteri kadar tüketemedikleri için ihtiyaç duydukları kalsiyum ve D vitaminini de alamazlar. Hastalar bu vitamin ve mineralleri içeren brokoli, somon, sardalya, portakal suyu ve badem sütü gibi gıdaları tüketmeye özen gösterebilirler” diye konuştu.&nbsp;</p>

<p>Herhangi bir diyete başlamadan veya takviye kullanmadan önce mutlaka doktor değerlendirilmesinden geçmek gerektiğinin altını çizen Dr. Eyyüp Kenan Özok, “Laktoz intoleransı her bireyde farklı şekillerde etkiler yaratabilir ve herkesin tolerans düzeyi farklıdır. Bazı insanlar küçük miktarlarda laktozlu gıda tüketebilirken, diğerleri hiç tolerans&nbsp;gösteremez. Bunun için herhangi bir aksiyon alınmadan önce mutlaka bir uzmana başvurmak gerekir” dedi.</p>

<p><strong>Bitki bazlı süt çeşitleri alternatif sunuyor</strong></p>

<p>Dr. Eyyüp Kenan Özok, “Soya, pirinç, badem, hindistan cevizi, fındık, yulaf, kenevir, macadamia fıstığı ve fıstık sütü gibi bitki bazlı sütler ve türevleri doğal olarak laktoz içermez. Laktoz intoleransı olanlar için süt bazlı ürünlerin yerini almak üzere düşük laktozlu veya laktozsuz versiyonları tercih edilebilir” tavsiyelerinde bulundu.</p>

<p><strong>Tanı için test şart&nbsp;</strong></p>

<p>Laktoz intoleransından şüphelenenlerin hidrojen nefes testi, laktoz tolerans testi, genetik testi, laktaz aktivitesi ve dışkı testine başvurabileceğini belirten Dr. Özok, “Normal bireylerde laktoz içeren ürünler tüketildikten sonra kanda glukoz seviyesi yükselir. Laktoz intoleransı olan bireylerde ise kanda glukoz düzeyinde artış saptanmaz. Hastalığın kesin tanısı endoskopik yöntemle, bağırsaktan alınan biyopside laktaz enziminin eksikliğinin kanıtlanmasıyla konur” dedi.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 02 Apr 2024 17:08:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/04/laktoz-alerjisinde-yas-faktorune-dikkat-1712066925.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Seçim sağlığınızı yormasın! İşte seçim stresini azaltacak reçete!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/secim-sagliginizi-yormasin-iste-secim-stresini-azaltacak-recete-2925</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/secim-sagliginizi-yormasin-iste-secim-stresini-azaltacak-recete-2925</guid>
                <description><![CDATA[Adaylar ve kampanyada çalışanlara kendinize zaman ayırın uyarısını yapan Fizik Tedavi Uzmanı Dr. Mehmet Portakal, seçim sonuçlarıyla stresin en üst düzeye ulaşacağını belirterek herkesi uyardı:]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Adaylar ve kampanyada çalışanlara kendinize zaman ayırın uyarısını yapan Fizik Tedavi Uzmanı Dr. Mehmet Portakal, seçim sonuçlarıyla stresin en üst düzeye ulaşacağını belirterek herkesi uyardı:</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Uzmanından seçim döneminin stresi için hayati uyarı geldi.</p>

<p>Fizik Tedavi Uzmanı Dr. Mehmet Portakal, "Seçim geçer, sağlığınızı kaybetmeden değerini bilin" dedi.</p>

<p>Yoğun olarak süren seçim kampanyalarının her vatandaşı süreç ve sonuçlarıyla yakından ilgilendirdiğini belirten Dr. Portakal, "Stres yüklü kampanya dönemleri ve sonuçların belli olacağı akşamlar sadece siyasileri ya da kampanyalarda çalışanları etkilemiyor. Siyasete ilgi duyan / duymayan herkes bu süreçte ciddi sağlık sorunlarına yol açacak sıkıntıların kapısını aralıyor" dedi.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1711186718-dr-mehmet-portakal-1711269264-77.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>SEÇİM STRESİNİ AZALTACAK REÇETE</strong></p>

<p>Fizik Tedavi Uzmanı Dr. Mehmet Portakal'dan seçim kampanyalarının son günleri, seçim günü ve sonuçların açıklanması döneminde adaylara, kampanya yürütücülerine ve herkese tavsiyeler:</p>

<ul>
 <li>* Seçim koşturması sağlıklı fiziksel bir hareket değildir. Bu nedenle, hem stresten arınmak için hem de sağlıklı yaşam için kendinize zaman ayırın.</li>
 <li>* Hafif tempolu en az 10-15 dakika yürüyün.</li>
 <li>* Vücudunuzu dinlendirin.</li>
 <li>* Her gün duş alın.</li>
 <li>* Gün içinde bir kaç kez soğuk suyla elinizi, yüzünüzü ve mümkünse ayaklarınızı yıkayın.</li>
 <li>* Ufak ısınma hareketleri yapmadan güne başlamayın.</li>
 <li>* Oruç tutanlar sahuru, tutmayanlar için kahvaltıyı atlamayın.</li>
 <li>* Stresi azaltacak yağları bileklerinize ve yakanıza damlatın.</li>
 <li>* Karmaşık yiyeceklerden kaçının. Az sayıda yiyecekle karnınızı doyurun.</li>
</ul>

<p><strong>SAĞLIĞINIZI KAYBETMEDEN DEĞERİNİ BİLİN</strong></p>

<p>Katılımın yüksek olması demokrasi için iyi ancak, seçim dönemlerinde ruhsal ve fiziksel sağlığımıza dikkat etmeyenlerin hayatını etkileyen ciddi sağlık sonuçlarına neden olabileceği konusunda uyaran Dr. Portakal, "Stres yüklü seçim çalışmaları ve sonuçları dikkat edilmezse geri dönülemeyecek sağlık sorunlarına yol açabilir. Seçim ya da stres konuları gelir ve geçer. Kendinize zaman ayırarak sağlığınızı sürdürülebilir kılacak şekilde bu dönemi geçirin. Ramazan'ın sakinlik ikliminde olmaya özen gösterin. Sağlığınızı kaybetmeden değerini bilin." diyerek, strese bağlı olarak kronik hastalıkların tetiklenebileceğini söyledi.</p>

<p>Uzman Dr. Mehmet Portakal, "Kalp ve kas hastalıkları başta olmak üzere kronik rahatsızlığı olanlar özellikle dikkat etmelidir. Vücudunuzu ruhsal ve fiziksel olarak çok yük yüklemeden bu süreci yönetmelisiniz. Seçim sonrası özellikle stres yükünü rahatlatmak ve sağlığınıza zarar vermesini önlemek için hacamat, ozon oksijen gibi alternatif tedavilerle vücudunuzu hızla yenilemeye destek tedaviler öneriyorum." diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 24 Mar 2024 19:28:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/03/secim-sagliginizi-yormasin-iste-secim-stresini-azaltacak-recete-1711297686.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kanser tanısında zaman kaybına son!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/kanser-tanisinda-zaman-kaybina-son-2868</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/kanser-tanisinda-zaman-kaybina-son-2868</guid>
                <description><![CDATA[Kanser tanısının konulmasında ve tedavi planlamasında önemli bir adım olan biyopsi sürecinde zaman zaman alınan örnekteki yetersiz hücre nedeniyle tekrar biyopsiye ihtiyaç duyulabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kanser tanısının konulmasında ve tedavi planlamasında önemli bir adım olan biyopsi sürecinde zaman zaman alınan örnekteki yetersiz hücre nedeniyle tekrar biyopsiye ihtiyaç duyulabiliyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong>Hasta Başı Yeterlilik Değerlendirmesi” ile hastaların bu süreci tekrar yaşamalarına, yeniden biyopsi yaptırmalarına gerek kalmadığını paylaşan Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Tiroit nodüllerinde, akciğer kanserlerinde, meme kanseri hastalarında, pankreas ve safra yollarında tanı koymak için yapılan biyopsilerde hasta başı yeterlilik değerlendirmesine başvurulabiliyor. Bu, tanı sürecinde zaman kaybını ortadan kaldıran bir yöntem. Böylece hastaların biyopsi sonucunu beklerken yaşadıkları stres de azalmış oluyor” dedi.</p>

<p>Genellikle kanser şüpheli lezyonlara tanı için uygulanan ince iğne aspirasyon biyopsisi her ne kadar ağrısız, güvenilir ve kısa süreli bir işlem olsa da şüphesiz pek çok hasta için endişeli bir bekleyiş anlamına geliyor.</p>

<p>Alınan biyopsi materyalinin bazı durumlarda yetersiz olması halinde biyopsinin tekrar yapılması istendiğinde, “Acaba kanser miyim?” gerginliğinin katlanarak büyüdüğünü belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Zaman ayırıp yeniden randevu almak ve tüm süreci tekrar yaşamak hastalar için yıpratıcı bir hale dönüşebiliyor. Ancak ince iğne aspirasyon biyopsisi uygulamalarında, hastaya aynı işlemin tekrar yapılmasını önlemeyi hedefleyen ve başarılı sonuç veren bir ‘Hasta Başı Yeterlilik Değerlendirmesi’ uygulaması var” açıklamasında bulundu.</p>

<p>Hasta başı yeterlilik değerlendirmesinin kanser şüphesi olan durumlarda, hastadan ince iğne aspirasyon biyopsisi ile alınan örneğin, işlem esnasında patolog tarafından değerlendirilmesi ve tanı için yeterli hücre alındığına karar verilmesi işlemi olduğunu anlatan Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Bu değerlendirme işlemi ise 5 dakika gibi kısa bir süre içinde gerçekleştiriliyor. Alınan örneğin yetersiz olduğu durumlarda yeterli örnek elde edilene kadar işlem tekrarlanıyor. Bu durumda da süre bir miktar daha uzayabilse de biyopsinin tekrarlanmasına ihtiyaç kalmıyor” diye konuştu.</p>

<p><strong>HASTA BAŞI YETERLİLİK DEĞERLENDİRMESİNİN 4 ÖNEMİ</strong></p>

<p>Hasta başı yeterlilik değerlendirmesinin özellikle hasta yararına odaklanan 4 avantajıyla öne çıktığını vurgulayan Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Yöntem ilk olarak biyopsi işleminde patolojik tanı için yeterli miktarda örnek alınmasını sağlıyor. İkincisi, hastanın tekrar biyopsi yaptırmasını ve aynı süreçleri yeniden yaşamasını önlüyor. Üçüncüsü kesin tanı için olası zaman kayıplarının önüne geçerek erken tanıyı kolaylaştırıyor. Çünkü bu durum özellikle kanser hastalarında tedavinin erken başlaması açısından önem taşıyor. Dördüncüsü de bu uygulama, hasta özelinde en doğru tedavinin belirlenmesine katkı sunuyor. Yeterli miktarda örnek tümör tanısı ve tipi dışında, tümörün moleküler özelliklerine yönelik testlerin de yapılması ile tedavinin şekillenmesine yardımcı oluyor” dedi.</p>

<p><strong>BİYOPSİ TEKRARI OLASILIĞI NEREDEYSE “0”</strong></p>

<p>İnce iğne aspirasyon biyopsilerinde, hasta başı yeterlilik değerlendirmesi yapılmadığında merkezden merkeze değişiklik göstermekle birlikte, yüzde 15-20’lere varabilen oranlarda yetersiz hücre miktarı nedeniyle tanı konamadığını ve biyopsi işleminin tekrar yapılması ihtiyacı doğduğunu hatırlatan Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Değerlendirme yapıldığında ise biyopsinin tekrar yapılma olasılığı yüzde 1’in altına kadar düşüyor” bilgisini verdi.</p>

<p>Hasta başı yeterlilik değerlendirmesinin biyopsi işlemi sırasında yapıldığının ve istisnai durumlar dışında sadece 5-10 dakika gibi çok kısa bir sürede tamamlandığının altını çizen Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Bu süreç biyopsi işlemini yapan doktora, patoloji uzmanının da mikroskop ve boyama seti ekipmanlarıyla eşlik etmesiyle gerçekleştiriliyor. Biyopsi işlemi esnasında hastadan alınan sıvı materyal, hızlı bir boyama işleminden geçiriliyor ve patolog tarafından yapılan mikroskobik değerlendirme ile tanı için yeterli olup olmadığına karar veriliyor. Sonuç olarak yeterli hücre miktarına ulaşana kadar biyopsi işlemine devam ediliyor ve uygun miktarda örnek alınması sağlanıyor. Böylece işlem bir kerede bitiriliyor, hastanın yeniden benzer bir süreç yaşamadan tek seferde tanı alması sağlanıyor” şeklinde konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 10 Mar 2024 22:55:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/03/kanser-tanisinda-zaman-kaybina-son-1710100512.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SANKO&#039;da Kadınlar Günü kutlandı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/sankoda-kadinlar-gunu-kutlandi-2850</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/sankoda-kadinlar-gunu-kutlandi-2850</guid>
                <description><![CDATA[SANKO Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Güner Dağlı, “8 Mart Dünya Kadınlar Günü” dolayısıyla akademik ve idari kadın çalışanları ziyaret etti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Dağlı: “Geçmişten günümüze Türk kültüründe kadınların toplumdaki yeri ve değeri asla tartışılamaz” dedi.</p>

<p>Kendi ayakları üzerinde durabilen, kendini geliştirmiş ve doğu ifade edebilen iyi eğitim alan kadınların, sadece kendi yaşamlarına değil ailelerine, çevrelerine ve topluma da büyük katkı sunacağını belirten Prof. Dr. Dağlı, şunları kaydetti:</p>

<p>“Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi dünyada her şey kadının eseridir. Hepiniz birer evlat ve birer eşsiniz. Bu misyonlar kapsamında birçok sorumluluklarınız var ama en önemlisi bir anne olarak geleceğimizin teminatı olan yeni nesilleri sizler yetiştireceksiniz. İyi ki varsınız. Kadınlar Günününüz kutlu olsun.”</p>

<p>SANKO Üniversitesi İnsan Kaynakları Müdürlüğü tarafından düzenlenen ve Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Türkan Pasinlioğlu, SANKO Üniversitesi Hastanesi Genel Müdürü Dr. Sermet Kileci ile Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Ana Bilim Dalı Öğr. Üyesi Prof. Dr. Mehtap Özkur’un da bulunduğu ziyarette, çalışanlara armağan takdim edildi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 08 Mar 2024 17:14:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/03/sankoda-kadinlar-gunu-kutlandi-1709907345.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tırnaklardan hastalık sinyali!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/tirnaklardan-hastalik-sinyali-2826</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/tirnaklardan-hastalik-sinyali-2826</guid>
                <description><![CDATA[Tırnaklarımız parmak uçlarına destek vererek dokunma ve taşımayı sağlayan önemli yapılar olduğu gibi kozmetik olarak da hayatımızın merkezinde yer alıyorlar. Bakımlı olmanın en önemli göstergelerinden biri olan tırnaklarımız aynı zamanda pek çok ciddi hastalığın işareti de olabiliyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tırnaklarımız parmak uçlarına destek vererek dokunma ve taşımayı sağlayan önemli yapılar olduğu gibi kozmetik olarak da hayatımızın merkezinde yer alıyorlar. Bakımlı olmanın en önemli göstergelerinden biri olan tırnaklarımız aynı zamanda pek çok ciddi hastalığın işareti de olabiliyor</p><p>İSTANBUL (İGFA) - Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl,&nbsp; tırnaklarda aniden oluşan veya giderek artış gösteren değişimlerde hekime başvurmak gerektiğine dikkat çekti.</p>

<p>Yaygın görülen pek çok önemli hastalık tırnakların renginde, şeklinde veya yüzeyinde &nbsp;oluşan değişimlerle kendini belli edebileceğine vurgu yapan Dr. Ağırgöl, "Değişimlerin dikkate alınması, çeşitli dermatolojik veya sistemik hastalıkların tanı konulmasına yardımcı olabilir. Bu nedenle kişinin tırnak değişimini açıklayacak protez tırnak ve yapıştırıcı kullanmak gibi belirgin bir aktivasyonu yoksa dermatoloji hekimine başvurmasında fayda vardır.” dedi.</p>

<p>Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, tırnaklarda oluşan değişimlerin işaret edebilecekleri bazı hastalıkları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.&nbsp;</p>

<p><strong>SARI TIRNAK&nbsp;</strong></p>

<p>Tırnak ve çevresindeki dokuların giderek kalınlaşırken tırnakların sarı renk almaya başlaması ‘sarı tırnak sendromu’ olarak ifade ediliyor. &nbsp;“Tüm tırnakları etkileyen sarı renk önemlidir ve bu tablo akciğer hastalıkları, lenfödem ile kronik sinüzitle ilişkili olabilir” bilgisini veren Dr. Şenay Ağırgöl, şöyle devam ediyor: “Deri hastalıklarında sarı renk değişikliği en sık mantar nedeniyle görülür. Mantar ilerlediği zaman tırnağın sertliğini bozar. Tırnak yumuşak ve kırılgan hale gelerek kalınlaşır, ardından dökülür. Erken fark edilirse kolayca tedavi edilebilir, ancak kalınlık artınca aylar süren ilaç tedavisi kullanmak gerekir”&nbsp;</p>

<p><strong>KAŞIK TIRNAK&nbsp;</strong></p>

<p>Tırnak bombeliğinin değişerek tırnak ortasının çökük, kenarlarının kalkık hale gelmesi ‘kaşık tırnak’ olarak ifade ediliyor. &nbsp;Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, kaşık tırnağın en sık demir eksikliği anemisi nedeniyle oluştuğunu vurgulayarak, “Ayrıca tiroit, tip 2 diyabet ve plummer vinson gibi yemek borusu hastalıklarında veya kanserlerde de kaşık tırnak oluşabilir. Tırnaklar kaşık şeklini almaya başladıysa, en azından vücuttaki demir miktarına baktırmakta fayda vardır” &nbsp;diyor.&nbsp;</p>

<p><img height="501" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1709534128-3-1709559770-0.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>TIRNAKTA BOMBELEŞME&nbsp;</strong></p>

<p>Normalde iki tırnak birbirine değdirilince elmas deseni görülürken, tırnağın bombeliği arttığında bu görüntü bozuluyor. Tırnakta bombeleşme; akciğer hastalıkları, kalp hastalıkları, akciğer kanseri, kalp zarı enfeksiyonları, doğumsal kalp hastalığı, akciğer absesi, inflamatuar bağırsak hastalıkları, siroz ve sindirim sistemi kanserlerinin belirtisi olabiliyor. Tek taraflı bombelik artışı da aynı taraftaki damarlarda oluşan bir soruna işaret edebiliyor.</p>

<p><strong>TERİ TIRNAĞI&nbsp;</strong></p>

<p>Tırnak yatağının uç kısmında az bir bölümünün ince bant şeklinde kırmızı ve kahverengi, diğer kısmının ise tamamen beyaz renk alması ‘teri tırnağı’ olarak adlandırılıyor. Karaciğer hastalıkları, siroz, otoimmün hepatit, romatoit artrit, reiter sendromu, tip 2 diyabet, kalp hastalıkları veya böbrek yetmezliğinin belirtisi olabiliyor. Teri tırnağının ilerleyen yaşla birlikte görülme sıklığının arttığını belirten Dr. Şenay Ağırgöl, “Tırnak dip kısımları beyaz ve ucu ay şeklinde bir görünüm aldıysa hekime başvurmak gerekir” diyor.&nbsp;</p>

<p><img height="501" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1709534129-4-1709559702-611.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>YÜKSÜK TIRNAK&nbsp;</strong></p>

<p>Tırnak üzerinde minik çukurcukların oluşturduğu yüksük tırnak genellikle cilt hastalıkları sebebiyle oluşuyor. En yaygın nedenlerinden biri olan el egzamaları uzun süre devam ederse ve tedavi edilmezse tırnak yapısını da bozabiliyor. &nbsp;Ayrıca sedef, sarkoidoz, lupus ve liken hastalıklarında da çukurcuklar görülebiliyor. Tüm tırnakları etkileyen yüksük tırnak şiddetli bir saçkıran nedeniyle de gelişebiliyor. &nbsp;</p>

<p><strong>BEYAZ TIRNAK&nbsp;</strong></p>

<p>Beyazlık tırnağın tamamını kaplayabileceği gibi çizgisel veya noktasal şekilde olabiliyor. Beyaz tırnaklar çoğunlukla manikür ve tırnak yeme gibi sorunlardan kaynaklansalar da bazen altta sistemik veya genetik bir hastalık yatabiliyor. Arsenik ve ağır metal zehirlenmeleri, &nbsp; vitamin eksiklikleri, böbrek yetmezliği, sinir hastalıkları, polisitemia vera, hemokromatozis, &nbsp;kindler sendromu ile lupus hastalıklarının yanı sıra organ nakli ve ilaçların yan etkileri sebep olabiliyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, deri hastalıklarında da sedef, liken, tırnak mantarı, saçkıran ve vitiligo hastalıklarının beyaz tırnağa yol açabileceğini vurgulayarak, “Her beyaz tırnak hastalık değildir, ancak hekimin değerlendirmesinde fayda vardır” diyor.&nbsp;</p>

<p><img height="501" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1709534130-6-1709559711-494.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>KIRILGAN TIRNAK&nbsp;</strong></p>

<p>En çok el tırnaklarında görülen ‘kırılgan tırnak’ genellikle vücutta su ve yağ içeriği azaldığı zaman oluşuyor. &nbsp;Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, travmalar, liken, saçkıran ve darier hastalığı, egzama gibi cilt hastalıkları ile tiroit hastalıkları, beslenme bozuklukları ve romatizmal hastalıklar gibi sistemik hastalıkların, çinko ile C vitamini, E &nbsp;vitamini eksiklikleri ile ilaçların yan etkilerinin de tırnakların kırılmasına neden olabileceğini belirterek, &nbsp;sözlerine şöyle devam ediyor: “Kırılgan tırnaklarda öncelikle buna yol açan hastalık varsa, tedavi edilmelidir. Destekleyici ve takviye edici gıdalar verilebilir. Demir, çinko ile biotin tırnak kırılganlığını azaltmada etkili olabilir. Tırnak nemlendiricileri ve kısa süreli tırnak cilası uygulamak da tırnağı destekleyebilir”&nbsp;</p>

<p><strong>TIRNAK AYRILMASI</strong></p>

<p>Tırnak plağı tırnak yatağından ayrılınca, araya renk yapan bakterilerin &nbsp; girmesi nedeniyle tırnak yeşil veya kahverengi renk alabiliyor. Mantarlar da bu açıklıktan tırnağa eklenebiliyor ve bunun sonucunda tırnak kalınlaşabiliyor. Tırnak ayrılması genellikle travma, tırnak mantarı ve egzama gibi etkenler sonucu oluşsa da bazen sebebi bulunamıyor. Dr. Şenay Ağırgöl, tırnak ayrılmasının tedavisinde travma, su ve deterjandan kaçınmanın en önemli basamak olduğunu belirterek, “Ayrılan bölgelere enfeksiyon eklenmemesi için dikkat edilmelidir. Tırnak yatağı sert şekilde temizlenmemelidir. Temizlik yaparken plastik eldiven altına pamuklu eldiven takılmalıdır. Tırnaklar düzelene kadar kalıcı tırnak uygulamalarından kaçınılmalıdır” diye konuşuyor.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 05 Mar 2024 10:33:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/03/tirnaklardan-hastalik-sinyali-1709624034.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Alzheimer hastalığının tedavisi için heyecan yaratan çalışma</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.gazeteseyyar.com/haber/alzheimer-hastaliginin-tedavisi-icin-heyecan-yaratan-calisma-2789</link>
                <guid>https://www.gazeteseyyar.com/haber/alzheimer-hastaliginin-tedavisi-icin-heyecan-yaratan-calisma-2789</guid>
                <description><![CDATA[GEN firması, Alzheimer ve diğer nörodejeneratif hastalıkların tedavisinde kullanılması hedeflenen yenilikçi araştırma ilacı SUL-238'in sağlıklı gönüllülerle yapılan Faz 1 klinik çalışmasına başlandığını açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>GEN firması, Alzheimer ve diğer nörodejeneratif hastalıkların tedavisinde kullanılması hedeflenen yenilikçi araştırma ilacı SUL-238'in sağlıklı gönüllülerle yapılan Faz 1 klinik çalışmasına başlandığını açıkladı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Türkiye’nin önde gelen ilaç firmalarından biri olan GEN, sınıfının ilk üyesi yenilikçi araştırma ilacı SUL-238'in sağlıklı gönüllülerde yürütülecek Faz 1 klinik araştırmasına başladı.</p>

<p>2021 yılında, Hollanda merkezli biyoteknoloji şirketi Sulfateq BV iş birliğinde çalışmalarına başlayan GEN, Alzheimer hastalığı ve diğer nörodejeneratif hastalıkların tedavisinde kullanılması hedeflenen SUL-38 ilacının ilk dozunun 19 Şubat 2024 tarihinde uygulandığını duyurdu.</p>

<p>SUL-238’in Faz 1 klinik araştırmasında kullanılacak araştırma ürünlerinin formülasyon ve AR-GE stabilite çalışmaları GEN’in Ar-Ge laboratuvarlarında gerçekleştirildi ve bu araştırmada kullanılacak klinik araştırma ürünleri GEN’in üretim tesislerinde üretildi.</p>

<p><strong>ABİDİN GÜLMÜŞ: SUL-238’İ GELİŞTİRME YOLCULUĞUMUZUN BİR SONRAKİ ADIMINA GEÇTİK</strong></p>

<p>Alzheimer hastalığının tedavisine yönelik önemli bir çalışmaya imza atmanın heyecanını ve gururunu yaşadıklarını belirten GEN Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdür’ü Abidin Gülmüş, "Türkiye ilaç endüstrisinin dinamik bir oyuncusu olarak, inovasyon ve küresel büyüme stratejilerimiz doğrultusunda, Alzheimer hastalığı ve diğer nörodejeneratif hastalıklara çözüm sunmak için yeni bir oral tedavi olan SUL-238'i geliştirme yolculuğumuzun bir sonraki adımına ulaşmaktan dolayı heyecan duyuyoruz. Yürüttüğümüz bu özel çalışmanın, ülkemize ve insanlığa fayda sağlayacak önemli bir adım olduğunu biliyor ve bu sorumluluk bilinci ile çalışmaya devam ediyoruz." dedi.</p>

<p>GEN Ar-Ge ve Klinik Operasyonlar Genel Müdür Yardımcısı Uzm. Dr. Nadir Ulu ise, GN-001 çalışmamızda ilk sağlıklı gönüllüye ilk ilaç dozunun uygulandığını duyurmaktan gurur duyduklarını söyledi.</p>

<p>Bu hem GEN ve Sulfateq ekipleri hem de Alzheimer hastalığı ve diğer nörodejeneratif hastalıklarda SUL-238 geliştirme programı adına önemli bir kilometre taşı olduğunu belirterek, "Nörodejeneratif hastalıkları olan bireyler için potansiyel bir tedavi seçeneği olarak SUL-238'i geliştirmeye yönelik çalışmalarımızı sürdürmeyi dört gözle bekliyoruz. Sağlıklı gönüllülerden ve klinik araştırmamızda görev alan araştırmacılardan aldığımız destekten ötürü minnettarız" dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 22 Feb 2024 22:45:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.gazeteseyyar.com/images/haberler/2024/02/alzheimer-hastaliginin-tedavisi-icin-heyecan-yaratan-calisma-1708631135.webp"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
